• BIST 82.509
  • Altın 147,630
  • Dolar 3,7808
  • Euro 4,0420
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 13 °C
SON DAKİKARoma'da deprem

'Önemli adamlar' ve sonları…

Ender HELVACIOĞLU

Cenazesine bütün devlet erkânı katılıyor ve tabutunu bizzat Cumhurbaşkanı ve Başbakan taşıyorsa, Genelkurmay Başkanlığı ardından “dik duruşundan hiçbir zaman taviz vermedi” diye taziye masajı yayınlıyorsa, CHP Genel Başkanı genel yayın koordinatörlüğü yaptığı gazetesine telefon açıp baş sağlığı diliyorsa, Vatan Partisi Genel Başkanı aynı grubun televizyonunda onun fotoğrafı altında boy gösterip “Amerika’nın cemaatleri - bizim cemaatlerimiz” ayrımı yapıyorsa, bu adam “önemli” bir adamdır. 

Ülkedeki bütün “önemli” adamların sahip çıktığı “önemli” bir adam… Belli ki bir “devlet” adamı!

***

Bizimki gibi ülkelerde iki tür “önemli adam” vardır: “Burjuvazinin adamları” ve “devletin adamları”. Burjuvazinin ve devletin kendisinden değil, “adamlarından” söz ediyoruz.

Bu iki tür “adamı” son tahlilde aynı başlık altında toplayabiliriz. Ama son tahlilden önceki tahlillerde ayrı ayrı incelemekte fayda var.

Sistemin bu iki bölüğü hem “aralarında geçişken”dir, hem de zaman zaman kıyasıya çatışırlar. Bu çatışmanın sistem açısından bir işlevi vardır.

Bazen “ceberut devletin” aşırılıklarının törpülenmesi, ama bunun hâşâ emekçiler önderliğinde yapılmaması gerekir ki, o dönemde “burjuvazinin adamları” “kahramanca” ön alırlar. “Liberalizm”, “demokrasi”, “özgürlük”, “sivil toplum” vb. laflar havalarda uçuşur.

Bunların söylemiyle emekçilerin temsilcilerinin söylemini birbirinden ayırmak için basit bir turnusol kâğıdı vardır. Bu “adamlar” herkese dokunurlar, hatta mevcut dokunmaları yeterli görmeyip “yetmez ama evet” kampanyaları da düzenlerler, ama bir tek büyük burjuvaziye ve tabii küresel burjuvaziye (emperyalizme) dokunmazlar. Bu bilinirse ayırt edilebilirler.

Bazen de vahşi sömürü halk içinde homurtulara neden olur ve sistemin bekası tehlikeye girer ki, o dönemde “zinde kuvvetler” devreye girer, yani “devlet adamları” ön alır. Bir bakmışsınız herkesten fazla anti-emperyalist, hatta anti-kapitalist olurlar; liberalizme, özelleştirmelere, taşeronlaştırmaya, vahşi ve mafyatik kapitalizme savaş açarlar.

Bunları, özellikle sol görünümlü olanlarını ayırt etmek daha zordur. Ama kendi “kırmızı çizgileri”nden yakalanabilirler. Her şeye (hatta ABD’ye, AB’ye de) dokunurlar ama devlete dokunmazlar. Bunu “sınıflar üstü” ve “ezeli-ebedi” bir devlet anlayışını savunarak yaparlar. Tarih, devletlerarası mücadelenin tarihidir; Türk devletinin tarihte özel bir yeri vardır, çünkü Türklerin “devlet kurma yeteneği” vardır; ulusal devlet ve ordu illaki direnir; devletsiz ve ordusuz toplum olmaz (bu genel doğru, emekçilerin kendi devletlerini devrim ile kurmalarını engellemek için gündeme getirilir)…

Bir ayırt etme yöntemi daha vardır: Bu “devlet adamları” (“devlet solcuları”), hangi konumda (hatta devlete oldukça uzak konumlarda) bulunurlarsa bulunsunlar, hiçbir zaman halka ve emekçilere politika önermezler; hep devlete politika önerirler: Şuraya gir, buraya çık, şunu kapa, bunu aç, şunu vur, bunu kır vb… Bunları kim yapacaktır? Kendileri veya halk mı? Sakın ha! Tabii ki devlet yapacaktır.

Kısacası, burjuvazinin ve devletin, burjuvazinin adamlarıyla devletin adamlarının kâh uzlaşıp kâh çatışmalarıyla sistem sürer.

***

“Burjuvazinin adamları” yavşaklık derecesinde dönektirler. Çünkü paraya bağımlıdırlar ve para da çok akışkan ve çok değişken bir metadır. Marx “1844 Elyazmaları”nda, Shakespeare’in “Atinalı Timon”undaki ünlü pasajı aktararak “para” için şunları yazar:

“Shakespeare paranın iki özelliğini öncelikle vurguluyor: 1) Bütün insani ve doğal nitelikleri karşıtına çevirebilen göze görünür tanrı, nesnelerin evrensel dönüştürücüsü ve değiştiricisi; ‘olmayacakları birbirine yaklaştırır.’ 2) Evrensel orospu, insanların ve ulusların pezevengi.”

Şimdi böyle bir şeye göbekten bağımlıysan, nasıl bir kişilik yapısına sahip olacağın da bellidir.

“Devletin adamları” ise daha “vakur” tiplerdir. Devlet hantal bir yapıdır, zırt pırt dönemez. Hem burası bir muz cumhuriyeti veya bir oligarşi değil, koskoca Türk devleti… On yıl, Türk devleti için makul bir süredir. Dolayısıyla devletin adamları, burjuvazinin adamları gibi “ikide bir” değil “on yılda bir” dönerler.

Devletin adamları, “fedakâr” ve “cefakâr”dırlar. Parayla fazla işleri yoktur, burjuvazinin adamları gibi çok zengin olmazlar. Ama bir avantajları vardır: “korunurlar”. Burjuvazinin adamı olmak risklidir, baş aşağı gidebilir ve sefil bir hale düşebilirler. “Devlet adamı” ise hiçbir zaman bu hale düşmez, korunur. Devlet, sonuç itibarıyla cenazesinde ona borcunu öder; bütün erkân hazır bulunur.

Bakın, bu da bir ayrım noktasıdır, hem de çok belirleyici bir ayrım noktası: Cenazende kimin hazır bulunduğu, kimin çelenk yolladığı…  

***

Şu “umre şehidinden” yola çıktık, nerelere geldik… Yazımızı, ister burjuvazinin ister devletin adamı olsun bu “önemli adamlar”ın sonlarının nasıl geleceğiyle noktalayalım.

“Son”un belirtisi fren mekanizmasının zayıflamasıdır. Çünkü bu mekanizma zayıfladığında işlevin de kalmıyor.

İnsanın yaşlanmasının belirtisi hızının azalması değildir. Doğrudur, insan yaş aldıkça eskisi gibi koşamaz, yürüyemez, refleksleri körelir, performansı düşer, yerçekimi yasası onu her açıdan daha fazla etkiler… Ama insan kendini bilerek bütün bunlara çareler üretebilir.

Yaşlanmanın asıl belirtisi hız (gaz) mekanizmasının değil, fren mekanizmasının dumura uğramasıdır. Yaşlı kişinin sorunu “durmak” değildir, “duramamak”tır. İşte buna çare bulmak zor.

Sadece fiziksel veya biyolojik alandan söz ettiğim sanılmasın. Psikolojik, nörolojik, hatta politik ve örgütsel alanlarda da geçerlidir bu kural.

Örneğin bir siyasal partinin ölüme doğru gittiğini nasıl anlarsınız? Fren mekanizmalarının işlememeye başladığı zaman. Saçmalık oranının arttığı ve bu saçmalıklara dur diyecek bir güç kalmadığı zaman. Tıpkı insanın artık çişini tutamaz hale gelmesi gibi…

Allah düşmanımı bile frensiz bırakmasın! “Kral çıplak!” denilen noktadır bu. Çoluk çocuğun diline düşmek pek hoş değil...  

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.