• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 16 °C

Öngörüsüzlük içinde boğuluyorsunuz!

Öngörüsüzlük içinde boğuluyorsunuz!
AKP’nin Suriye politikası ile, PYD ve Kürtlerin bu politikadaki konumu üzerine ülkemizin güzide analistlerinin çok ilginç saptamaları var.

Çağlar Ezikoğlu
Son günlerin en büyük tartışması haline geldi Cenevre’de gerçekleştirilecek ve Suriye’deki mevcut durumu ele alacak toplantı. Tabi tartışmanın ana eksenini, bu toplantıya katılan muhaliflerin listesi oluşturuyor. Zira bu listeye girip girmeyeceği büyük bir tartışma konusu olan Kürt hareketi PYD ve onun temsilcileri söz konusu. Cenevre görüşmeleri öncesinde ilk gelen mesajlar PYD lideri Salih Muslim’in toplantıya davet edileceği yönündeydi. Tabi bu haberin farklı yansımaları oldu. Bir yandan Kürt siyasi hareketi ve PKK terör örgütüne yakın kaynaklarda ‘büyük bir zafer’ olarak lanse edilen bu haber sevinçle karşılandı, hatta Özgür Gündem gibi gazetelerde ‘Kürtler Lozan’ı yıktı’ gibi fantastik başlıklara bile konu oldu. Tabi bu esnada muhalefetten de tepkiler geldi. Liberaller, Gülen Cemaati mensupları, CHP, MHP ve türevi siyasi partiler başta olmak üzere, birçok kesim bu durumun AKP’nin Suriye politikası konusunda tamamen çuvallamış olduğunu ve Türkiye’nin artık Suriye’ye hiçbir şekilde dahil olamayacağını bahsedip durdu. Daha sonra ise, PYD veya onun herhangi bir temsilcisinin Cenevre’ye çağrılmadığına ilişkin haberler akmaya başladı. Bu sefer de dijital ofise bağlı ‘Ak Troller’ hızlı bir şekilde bu durumu ‘büyük bir zafer’ olarak lanse edip kutlamaya başladı. Ve PYD’nin çağrılmamasını tamamen Türkiye’nin ‘Cenevre’yi boykot ederiz’ açıklamasına bağladı. Aslında bu iki görüş de, bu meseleye ne kadar öngörüsüz bir şekilde ve uzun soluklu analiz yapma yetisinden yoksun bir biçimde olaylara yaklaştığımızı gösteriyor bizlere.

Çok da Karmaşık Olmayan bir Denklem

AKP’nin Suriye politikası ile, PYD ve Kürtlerin bu politikadaki konumu üzerine ülkemizin güzide analistlerinin çok ilginç saptamaları var. Bir tarafta AKP’ye yakınlığı ile bilinenler açısından Türkiye Suriye’de bilinçli bir şekilde yalnızlaştırılıyor ve Erdoğan’ın yıllardır kullandığı ‘herkes bize düşman’ metaforundan yararlanıyorlar. Benzer şekilde kerametleri kendilerinden menkul liberaller ise AKP’nin Suriye politikasının tamamen çöktüğünü ve bölgedeki hiçbir gücün Türkiye’yi istemediğini tekrarlayıp duruyorlar. Aslında her iki tarafta aynı olgudan bahsediyor, yani Suriye’de hiçbir ağırlığı olmayan bir Türkiye. Lakin kazın ayağı öyle değil. Bunun için tarafların olduğu basit bir denklem kurmak yeterli olacaktır;

ABD-Avrupa-Suud-Katar-İran (Ruhani ve Reformcular)-İsrail-Mısır-Barzani ve Erdoğan vs. Rusya-Suriye-İran-(Hamaney ve mollalar)- Irak- PKK/PYD

İşte bu iki grup arasındaki mücadele alanı Suriye’de neler olacağını bizlere gösterecek. Aslında bu denklem çok daha öncesinden kurulan ve adım adım günümüze gelen bir süreçten ibaretti. Fakat bu formülasyonun kuruluşunun ilk adımı 2013 İran Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacaktı. Haziran 2013’de bu formülasyonun daha ziyade 2.kanadında olan muhafazakar Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın yerine Batı yanlısı Hasan Ruhani’nin seçilmesi, Ortadoğu’da kartların yeniden düzenleneceğinin ilk işaretiydi. Aynı tarihlerde ise Türkiye’deki Gezi Parkı olayları Erdoğan ve AKP’nin serüvenindeki en önemli yol kazalarından birisi olacak fakat Erdoğan ve ekibi bu kazadan ciddi bir yara almadan kurtulacaktı. Fakat Ahmedinecad’ın yerine reformcu aday Ruhani’nin göreve gelmesi, Erdoğan’ın İran ile kurduğu gizli ve illegal ekonomik ağının da çökmesini hazırlayacaktı. 17-25 Aralık dosyaları ile bu yolsuzlukların İran’daki ayağı olan Babek Zencani’nin soruşturulmasının paralel bir şekilde başlaması ile Erdoğan elindeki İran kartını da kaybetmişti. Erdoğan bu ‘ikinci yol kazası’ndan da çeşitli yaralar almasına rağmen kurtulmuştu. Özellikle 2011’den sonra Türkiye’nin eksenini ABD-Batı çizgisinden, otokratik bir alternatif bir çizgiye sokmak isteyen Erdoğan’ın elindeki alternatifler hızla tükeniyordu. ‘Üçüncü’ yol kazası ise gecikmeyecek, 7 Haziran seçimleri akabinde AKP 13 yıllık tek başına iktidarını kaybedecekti.

İşte kurduğumuz bu formülasyonun ilk grubuna Erdoğan’ın dahli bu seçimlerden sonra gerçekleşti. 1 Kasım seçimlerine ilişkin türlü komplo teorileri dile getirilebilinir ama araştırmacılar için aradaki farkı anlamak adına birkaç veriye bakmak yeterli. 7 Haziran öncesi muhalefet partilerinin (özellikle CHP ve HDP) Batı kamuoyunda, uluslararası basında, Doğan medyası gibi merkez medyadaki aldıkları ‘süre’ ve ‘konuşulurluğu’ ile 1 Kasım öncesi arasındaki fark herhalde yeterli olacaktır bazı şeyleri anlamaya. Ve yine seçimlerin akabinde Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi ve AB ile olan ilişkilerin ‘insan hakları açısından en kötü tabloya sahip olduğumuz’ zaman olmasına rağmen birdenbire iyileşiyor görünmesi, 1 Kasım öncesi girişilen pazarlığın meyveleri gibi gözüküyor.

Gelelim günümüze, bu kadar anlattın ama nedir bu son olanlar diye soranlarınız olabilir. Aslında ‘büyük’ resime bakabilme hususunda yeteneksiz analistlerimiz, gazetecilerimiz, köşe yazarlarımız olduğu müddetçe gerçekleri görebilmek zor. Elbette onların ‘Joe Biden’la fotoğraf çektirmek için sıraya girmek gibi önemli görevleri vardır. Lakin kısaca özetlemek gerekirse; Suriye’deki cephede Esad rejiminin arkasında İran’daki mollalar ile Rusya’nın desteği karşısında ABD ve Batı’nın Rusya’yla fiili bir mücadeleye girmeden Rusya’nın ilerleyişini durduracak bir jandarmaya ihtiyacı vardı. İşte o jandarma da çoktan bulundu. Sadece bahse konu jandarmanın 1 Mart 2003 tezkeresindeki gibi amiyane tabirle palaz pandıras bir şekilde Suriye’ye girmekten ziyade toplumu ve uluslararası kamuoyunu hazırlaması gerekiyor. Dışarıya ‘IŞİD’i durduracağız’ içeriye ‘PKK/PYD’yi bitireceğiz’ diye hazırlayan AKP iktidarının nihai hedefinin Rusya’nın ilerleyişi ve Esad rejiminin yeniden güç kazanmasını önlemek adına bölgeye girmek olduğunu artık görmemiz gerekiyor.

Aslında toplum buna hazırlanmış durumda, içerde IŞİD’in bombalı saldırıları, ve Güneydoğu’da yaşananlar yüzünden böyle bir müdahelede toplumun yarısından fazlasının Erdoğan’a başkomutan muamelesi göstereceğini söylememiz yanlış olmaz. Tahminim ise Erdoğan’ın özellikle TSK çevresinde ve yine AKP içerisinde bazı direnç noktaları ile karşılaşıyor olmasıdır. Bu direnç noktaları da kırıldığı anda olası bir Cerablus operasyonunu izlemek kaçınılma olacak. Son bir not da, sürekli bahsettiğim öngörüsüz analistlere, Kürt siyasi hareketine ve Ak-Trollere: PYD’nin hem ABD hem de Rusya tarafından desteklendiğine veya tam tersi şekilde Türkiye’nin tek başına PYD’yi Cenevre’ye sokturmayacak gücü olduğuna inanıyorsanız, çok iyimsersiniz, bir gün Şirinler’i görmeniz dileğiyle…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)