• BIST 106.825
  • Altın 145,536
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 30 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 26 °C

Ortadoğu’da değişen dengeler ve ABD destekli terörle mücadele: YPG nereye?

Ortadoğu’da değişen dengeler ve ABD destekli terörle mücadele: YPG nereye?
Suriye’de hükümetin değişmeyeceğinin anlaşılmasıyla aktörlerin hareket planları da değişti. ABD, önceliğini Irak ile Suriye’nin sınırını kesmek olarak belirledi. Suriye uçağının vurulmasına da, YPG’nin hızla değişen politikasına bir de bu gözle bakmalı.

Çağlar Tekin

Suriye’de hükümetin değişmeyeceğinin anlaşılmasıyla savaş sahasındaki aktörlerin hareket planları da değişti. ABD, önceliğini ülkede daha fazla pazarlık kozuna sahip olmak ve daha da önemlisi Irak ile Suriye’nin sınırını kesmek olarak belirledi. Bir yandan Ürdün’ün Suriye sınırına yerleştirdiği ÖSO ile bunu sağlamaya çalışırken, diğer yandan da IŞİD’in yapamadığını YPG eliyle gerçekleştirmeye çalışıyor. Suriye uçağının vurulmasını da, YPG’nin son dönem hızla değişen politikasına bir de bu gözle bakılmalı…

harita-001.png

Dün gece saatlerinde YPG öncülüğündeki SDG birliklerinin yakınlarını vurduğu gerekçesi ile ABD, Suriye topraklarının ortasında bir Suriye uçağını düşürdü. Düşen uçağın pilotunun akıbetine dair bu yazının yazıldığı saatlerde bir açıklama yapılmamış olsa da, pilotun IŞİD bölgesine düştüğü tahmin ediliyor ve katledilen onbinlerce Suriyeliden biri olacağını tahmin etmek güç değil.

ABD’nin konu ile ilgili açıklamasında, Tabka güneyinde yer alan Jadin kasabası etrafındaki SDG birliklerinin yakınlarını vuran Suriye uçağının (İfadeler özenle seçildi, zira ABD’nin metni SDG’nin değil, yakınlarının vurulduğunu belirtti. Bu nitelemeleri üzerinden bakarsak Suriye Ordusu, IŞİD ve SDG’nin olduğu bir bölgede, ki üç güç arasındaki mesafeler 2’şer kilometre civarı, SDG’yi vurmayan Suriye’nin IŞİD’i vurduğunun ABD tarafından da kabulü bu) uyarılara rağmen saldırılarını durdurmaması üzerine vurulduğu ifade edildi.

Bölgede yaşananlara değinmeden önce, Suriye topraklarındaki IŞİD işgali altındaki bir bölgenin yine Suriye tarafından vurulmasına yönelik ABD’nin hamle yaptığı ifadesine dikkat çekmeli. Her ne kadar uluslararası hukuk özellikle Suriye bahsinde paspas edilmişse de bunu bir köşeye not etmeli. 

thumbnail_harita1.png

İkincisi ise, açıklama içerisinde Jadin kasabasının halen IŞİD kontrolünde olduğu ve Suriye Ordusu ile SDG’nin kasabayı almak istediği anlaşılıyor, ki evet, durum da bu idi. Jadin kasabasının Rakka operasyonu ile bir alakasının olmadığını (Harita1) siz de anlamış olmalısınız. Kasaba buna rağmen Suriye Ordusu’nca alındı. Jadin, Tabka’nın güneyinde yer alan ve Rakka kuşatması ile bu anlamda bağı olmayan bir bölge. Kasabanın iki ayrı önemi var. İlki ve görece önemsizi olanı, kasaba petrol sahaları anlamında oldukça zengin bir konumda. ikincisi ve daha kritiği ise Suriye Ordusu kasabayı alarak Rakka kuşatmasını güneyden de tamamlamak ve IŞİD’li cihatçıların ülkenin Palmira-Deyr Ez Zor hattına kaçışını engellemek isteği. Bu maddeyi daha güçlü kılan ise ordunun bu hattan 4 yıldır kuşatma altındaki Deyr Ez Zor’a inerek kuşatmayı kırmak istemesi. Deyr Ez Zor’u alan birliklerin bir sonraki adımı da Ebu Kemal Sınır Kapısı’nı IŞİD’den temizleyerek Irak ve Suriye ordularının teröre karşı işbirliğini tahsis etmek ve ülkenin bölünmesinin önündeki en büyük engeli kuvvetlendirmek, bu biraz sonra açacağım. 

Buradan bakınca ilk göze çarpan durum YPG’nin Suriye Ordusu’nun geçişini ve haliyle Deyr Ez Zor’a ulaşmasını engelleme girişimi olarak okuyabiliriz bunu. Bölgede çatışmalar gece saatlerinde de devam ediyordu. Tabi, geçen hafta IŞİD’den 20 köyü bir günde temizleyerek Tabka’ya inen Suriye Ordusu’na yönelik SDG saldırısını da bu denkleme eklemek gerekiyor, ancak yine de yetersiz. Son dönem Suriye ve bölgede ne olduğuna bir bakmak gerekiyor. Ortadoğu’nun herhangi bir köşesinde atılan herhangi bir adımın bölgenin geri kalan kısmında karşılığı olmayacağını düşünmek, bu bölgeyi hiç bilmeyenlerin beklentisi olur, haliyle biraz Erdoğan dönemi Türkiye’si gibi.  

ERDOĞAN-KATAR-SUUD ve YENİ DÖNEM
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’la başlayan ilk yurtdışı gezisi ardından yıllardır devam eden ama henüz patlak vermemiş olan Katar-Suud krizi bölgenin ortasına bomba gibi düştü. Bu bahiste Suud’a Trump’ın izin verdiğini öne sürmek güç olmaz, zaten kriz esnasında Trump’dan gelen açıklamalar da bunun önemli kanıtlarından.

Bu krizin detaylarının ötesindeki anlamı İhvan eliyle özellikle Erdoğan-Katar eğilimi izinde Ortadoğu’yu Arap Baharı’ndan bu yana başarısız bir biçimde değiştirmeye çalışan ABD, artık Suudi Arabistan rotasında yeni bir şekillenmenin önünü açtı. Burada İran’a karşı yeni bir Sünni hat örülmesi kararlaştırılmışken, geçmişin günahları Suriye duvarına çarparak yenilen Katar-Erdoğan ikilisinin yönetimindeki İhvancı döneme kesiliyor. Katar’ın bir diğer ve krizin ilk darbesini yemesine sebep olan ‘günahı’ ise İran politikası başta olmak üzere Suud hattının dışına çıkmaya hevesli olması. 

Dönemin yeni belirmeye başlayan eğilimlerine değinmek bir başka yazının konusu olsa da Suriye sahasına değinmek demek, bu alana da kısmen girmek demek. 

YPG ve SUUDİ ARABİSTAN İŞBİRLİĞİ
Bölgede yeniden kurulmaya çalışılan denklemin ilk ışıklarından birisi de Suriye’de YPG’den geldi. Irak kuvvetlerinin Suriye sınırına dek IŞİD’i temizlemesinin ardından YPG Rojava’da bir toplantı düzenledi. Toplantının başlığı, ABD-Suud, yeni dönem sıklıkla kullanılmaya başlanan tezi “İran ekseni”ne karşı önlem almaktı. İran’dan silah desteği dahi alan YPG, ABD ve Suudi Arabistan’ın yeni denklemine benzer bir söylemle girmeyi tercih etti. 

Ayrıca, ’Üst düzey bir yetkili’ olan YPG’ye yakınlığı ile bilinen Aranews’e üst düzey bir yetkili olduğu söylenen Ahmed, “Suudi Arabistan’la işbirliği yapabiliriz” ifadelerini kullandığı bir açıklama yaptı. Aynı günlerde de Suudi Arabistan’da sosyal medya hesaplarından #saudiwithkurdistan tag’i açıldı, Türkiye bu başlığın açıldığı saatlerde Katar’a gıda ve asker göndereceğini açıklamış durumdaydı. Bir dizi küçük gelişmenin ardından, Suudi Arabistan Kralı Selman’ın Başdanışmanı Enver Macid Eşki, Washington’da İsrail’in Dışişleri Bakanlığı için ismi geçen Dore Gold ile görüşmesinin ardından “Dört ülkeye bölünmüş Kürdistan’ın kurulmasının engellenemeyeceği”ni söyledi ve bunun bölgenin tüm dinamikleri üzerinde belirleyici olduğunu ifade etti. 

FUHUŞ, UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPIYORDU YİNE ‘ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI’ OLDU
Yine bunun hemen ardından Suudi medyasının (El Riyad) ilgisine ilk defa mazhar olan PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm, işbirliği tezini tekrarlamasının ardından kimi Suudi destekli Arap aşiretleriyle de anlaştıklarını ve hatta bundan gurur duyduklarını söyledi. Müslim, yıllardır bölgeyi kan gölüne çeviren IŞİD’in en büyük destekçisi Suud’a göz kırparken, ikincil destekçileri ve IŞİD’e karşı savaşanları da sorumlu gösterdi. Müslim, Katar-Türkiye-İran ekseninin binlerce Kürt gencinin ölümünden sorumlu olduğunu söyledi. IŞİD’i destekleyen Suud değil de İran’mış gibi yapmak da sanırım “Kürtlerin haklarını almak” için atılmış bir adımdı. 

Müslim’in bahsettiği tüm aşiretlerin bilgilerine sahip olmamakla beraber, en önemlisinin kim olduğunu anlatabilirim sanırım. Bunların en önemlisi Şemr aşireti, lideri de tanıdık gelecek bir isim Ahmed Jarba. Ahmed Jarba, 2013’te Suriye Ulusal Koalisyonu’nun başına Suudi Arabistan’ın o dönem istihbarat servisinin başındaki kanlı isim Bender Bin Sultan tarafından getirilmişti. Bender de 20 yıldır ABD’de Suud adına yürüttüğü kirli projelerin belki en büyüğü olacak olan Suriye için geri dönmüştü zaten ülkesine. Jarba, uyuşturucu, fuhuş, kaçakçılık gibi çok sayıda suçla anılan bir isimken birden “Suriye devrimi”nin başına bölgenin pek demokrat Krallığı Suudlarca getirilmiş ve zaten Suud’un adamı olarak anılmıştı. Bu cani ve 3 bin kişiden oluştuğu iddia edilen birliği birden YPG tarafından “Rakka için özgürlük” savaşına dahil edilmiş birer özgürlükçü oluverdi. 

Aynı gün, YPG’nin Arap aşiretlerle bir toplantı yaptığı ve aşiretlerden Suriye hükümetine karşı Haseke’de savaşmalarını istediği ortaya çıktı. Ne var ki, bu aşiretlerin teklifi reddettiği ve YPG’ye dahil olmak yerine Suriye Ordusu’na katılacaklarını açıkladıkları da bilgiler içerisinde. Suriye de bu denklemi görmüş olmalı ki, Haseke’de bir süredir aşiretlere askeri eğitim vermekteydi. Ayrıca bölgedeki çok sayıda grubun da YPG’den taraf olmadığı biliniyor. 

Bir başka toplantı daha gerçekleşti o esnada bölgede. İddiaya göre YPG yetkilileri Suudi Arabistanlı yetkilerle görüştü ve Suud da YPG’ye silah desteği sözü verdi. 

RAKKA OPERASYONU İLE ABD DÜMENİ
Suriye, Fransız işgali altında sömürge olmaya razı olmayıp da direndiğinde Fransa’nın ülkeyi çeşitli etnisite ve mezheplere bölme planı devreye girmişti. Ancak bu plana ülkedeki tüm kesimlerden itiraz gelmiş ve plan çöpe atılmak zorunda kalınmıştı. Suriye’nin ikinci işgal girişimi dönemi ise 2011’le başladı. Ülke direncinin yine bu planı çöpe atması ile de “Esed ülkenin batısında Alevi devleti kuruyor” söylemi ile işgalden bölünme senaryosuna geçildi. Oysa Suriye hükümeti cihatçıları destekleyen Katar’ın dahi (2013, savaşın Suriye hükümeti açısından en zor yılı) anketlerinde yüzde 60’ın altına desteğini hiç düşürmedi. Bugün ise bu desteğin yüzde 80’lerde olduğu biliniyor. Ne mezhepsel ne de etnik herhangi bir grubun nüfus dağılımı haricinde üstünlüğü yok bugün de Suriye’de. Yani ülkenin nüfusu yüzde 60  oranında Sünni ve Suriye Ordusu’nun da yüzde 60’ı Sünni… Haliyle egemen oldukları medyada bu Suriye’de kendi mezhepçi yaklaşımları gerçekmiş gibi dillendirseler de saha hiç yandaşların veya dünya egemen medyasının dediği gibi olmadı. 

Suriye’ye yönelik savaşın başından beri iyi giden Suriye Kürtleri ile hükümet ilişkisi ise süreç içerisinde kimi gerilimler ortaya çıkmasına rağmen istikrarlı bir biçimde devam etti. Suriye, ülkenin kuzeyini ordunun daha geniş bir alana dağılmaması ve YPG’nin cihatçıların aksine seküler bir temele sahip olması gibi kimi gerekçelerle Kürt hareketine bırakması, silah desteği sunması ve iki tarafın da çatışmasızlığa dikkat etmesi süreci savaş boyunca sürdü. 

Türkiye-Suudi Arabistan-Katar ve Ürdün üzerinden Suriye’de savaş başlatan ve kızıştıran ABD’nin diğer partnerlerinden umudunu yitirerek YPG’yi saha müttefiği olarak belirlemesi ile bu ilişkilerde bir çatırdama yaşansa da, Rakka operasyonuna kadar ayyuka çıkan bir gerilim yine de doğmadı. Ancak, Suriye’nin savaşı kazanacağının ortaya çıkması ile ABD’nin YPG’nin dümenine yeni bir rota vermek istemesi bu denklemde yukarıda son dönemini yazdığım bir dizi gelişme öncesinde de belirginleşmişti.

faruk.png

(Faruk Tugayları’nın da SDG’ye katılarak Suriye Ordusu’na karşı saldırıya geçtiği iddia edildi. ÖSO’ya bağlı Faruk Tugayları komutanı, Suriye askerinin kalbini çıkararak yemesi ile ünlenmiş, ardından 2014’te Lazkiye kırsalında Suriye Ordusu tarafından öldürülmüştü)

Suriye’nin savaşı kazanacağının anlaşılması ardından ABD, “İktidarı değiştiremezsem Suriye’den büyük parça koparmalıyım” planına geçti. Bunun için en kritik nokta ise, direniş eksenin bağını kopartacağı Irak-Suriye sınırını ayırmaktı. Bunu bir yandan Ürdün sınırında El Tanf’a konuşlandırdığı ÖSO çeteleri üzerinden güneyde yapmaya çalışıyor. Burada Suriye Ordusu’na bölgeye girmemesi için üç hava saldırısı düzenledi, ancak ordu buna rağmen Tanf’ın doğusundan IŞİD ile ÖSO’yu yararak Irak sınırına erişti. Burada kontrolü kaybeden ABD, Bağdat Amman yolunu (ki Şam yolu bunun bir uzantısı) kanlı Blackwater firmasının korumasında bir özelleştirme sürecine sokmayı planlıyor, böylece yol direniş ekseni tarafından kullanılamaz kılınmaya çalışılıyor.

Diğer yan ise YPG ile Deyr Ez Zor’a Suriye’nin inişini engelleme girişimi. (Salih Müslim’in kimyasal saldırı yalanının ardından, ki Müslim’in Nusra’nın bu iddiasının yalan olduğunu bilmeme ihtimali yok, Şayrat Askeri Hava Üssü’nün ABD tarafından vurulmasını desteklemesi de bu bahiste önemli) YPG’nin yukarıda bahsettiğim hamleleri ile, en azından yönetici kadrolarının, ABD planı çerçevesinde Suriye’nin Fırat sınır çizgisi ile bölünmesine yönelik hamleler yaptığını açık bir şekilde ortaya koyuyor. 

ABD’nin bu planı geçerli olursa Irak (Barzani’nin de ayrılması ile) 3’e, Suriye ise 2’ye bölünmüş olacak. Ancak hatırlatmakta fayda var, ABD’ye güvenerek hareket etmenin de bedelleri var. Özellikle bizim bölgemizde ABD çok sayıda ortağını bir çırpıda satmaktan hiç çekinmedi. Satmadığı dönemlerde de kullanışlı bulduğu için ilişkilerini devam ettirdi. Dün BOP Eşbaşkanı olduğunu övünerek anlatan “lider”lerin bugün Trump’tan randevu almak için nasıl uğraştığını, ABD’nin terör finansmanı için kullandığı Körfez emirlerini nasıl sıkıştırdığını, İran’a karşı yıllarca desteklediği Saddam’ı nasıl idam ettiğini… ve buna benzer yüzlerce örneği de unutmamalı bölgeye yeni kan, düşmanlık tohumu ekecek olanlar…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)