• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 18 °C
  • Antalya 17 °C

Osmanlıcılık hayallerinin sonu

Osmanlıcılık hayallerinin sonu
Osmanlıcılık, Davutoğlu’nun Başbakanlık görevinden ayrılmak zorunda bırakılması sonucu ulaşılması güç bir hedef oldu. Onun yerine ise büyük bir Ak Trol ordusunun önderliğinde tek adam rejimine doğru adım adım ilerliyor Türkiye.

Son günlerde yaşanan gelişmeler, AKP’nin son bir yol ayrımına girdiği ve bu yol ayrımıyla hem iç hem de dış politikada çizeceği rotayı da son kez belirleyeceğini gösteriyor. Aslında Erdoğan—Davutoğlu çekişmesi veya rekabeti son günlerde olan bir kavga değil, aylardır süre giden bir sürecin öyküsü. Ve bu rekabet ideolojik anlamda Davutoğlu ile Erdoğan’ın farklılaşmasından doğsa da neticede ideolojilerin değil Ak Trollerin sosyal medyadaki kavgalarını izliyoruz günlerdir.

Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı’na geldiği ve hatta Başbakan Baş Danışmanı olduğu günden bu yana ülkenin rotası ve idaresini tayin edecek en büyük hayali olan Osmanlıcılık, Davutoğlu’nun Başbakanlık görevinden ayrılmak zorunda bırakılması sonucu ulaşılması güç bir hedef oldu. Onun yerine ise büyük bir Ak Trol ordusunun önderliğinde tek adam rejimine doğru adım adım ilerliyor Türkiye. Aslında iki farklı ideolojinin, iki farklı hedefin, iki farklı hayat tarzının, iki farklı siyasal yaşamın çarpışmasını izliyoruz. Önce Davutoğlu’nun hayaline bakalım; sonra da Erdoğan’ın politik gerçeklilik üzerine kurulu hayatta var olma mücadelesine. Ve Erdoğan’ın mücadelesi Türk dış politikasında yeniden bir yönelim değişimine yol açacak.

Davutoğlu’nun Osmanlıcılığı

Davutoğlu’nun Osmanlıcılığı denilince herkesin aklına ilk olarak gelen eseri meşhur Stratejik Derinlik kitabı gelir. Lakin Davutoğlu’nun bir hayat tarzı olarak belirlediği Osmanlıcılığı üzerine ilk ve en önemli eseri Divan dergisi için kaleme almış olduğu ‘Medeniyetlerin Ben-i İdraki’[1] adlı makalesidir. Research Turkey için İngilizce yazdığım makalede belirttiğim gibi[2]; Davutoğlu “Medeniyetlerin Ben İdrakı” adlı makalesinde Samuel Huntington’un “Clash of Civilisations” (Medeniyetler Çatışması) eserine bazı eleştiriler sunmaktadır. Bu makale, Osmanlıcılık tartışmaları bağlamında Davutoğlu”nun makalesini eleştirel bir gözle ele almayı amaçlamaktadır. Davutoğlu, makalesinde modern oryantalizmin güçlendirilmiş, yaygınlaştırılmış ve gitgide daha da sağlama alınmış Avrupa merkezli bir perspektifle karakterize edildiğini iddia ediyor ve bu oryantalist bakış açısını eleştiriyor. Ayrıca, Davutoğlu Osmanlıcılık kavramının batılı olmayan devletlerin yeniden dönüşümü için iyi bir referans noktası olduğuna inanıyor.

Davutoğlu’nun Osmanlıcılık perspektifi genel itibariyle Refah Partisi (RP)/Milli Görüş teorisindeki Osmanlı mirası argümanlarına benzer. Milli Görüş’ün temel amacı, Türk ulus devletini Osmanlı mirasının bu biçimleriyle İslam çatısı altında birleştirmektir. Bazı yazarlar, Milli Görüş ve lideri Erbakan'ın Osmanlı'nın çok kültürlü toplumsal yapısına dayanan bir “millet” sistemi kurmayı hedeflediğini iddia eder. Ancak, erken Osmanlı dönemindeki gayrimüslim topluluklara yönelik hoşgörünün RP”nin gündeminde mümkün olduğunu düşünmüyorum. Davutoğlu’nun makalesinde bahsettiği gibi RP’nin dış politikası bazı Balkan ülkelerine ve eski Osmanlı topraklarına odaklanmakla birlikte bu, Osmanlı’nın daha Sünni Ortdooks İslam’ın etki alanına girmesinden sonraki zaman dilimine referans vermektedir. Çünkü Erbakan, barışçıl veya hoşgörülü olmayan bir yolla, yalnızca Müslümanları savunmayı ve aynı zamanda İslamı yaygınlaştırmayı amaçlamıştı. Osmanlı’nın erken dönemine kıyasla Erbakan’ın perspektifinin klasik ortodoks İslami değerlere sahip olduğunu ifade eder. Bu bakış açısı, II. Abdülhamit”in Pan-Osmanlıcılığına daha yakındır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın hikayesi ise bambaşka bir yerde karşılıyor bizi. Özellikle 2011’den artan otoriterliği ve muhafazakarlığına paralel olarak Batılı devletler ve ABD’nin desteğini kaybetmeye başlayan Erdoğan özellikle dış siyasette Davutoğlu’nun bu Osmanlıcılık tezine dört elle sarılmış ve bu tezle iç siyasette seçmenini ‘Batılı düşmanlara ve hatta yedi düvele karşı savaştığını’ iddia ederek konsolide etmiştir. Lakin bu konsolide etme süreci ile birlikte,  Davutoğlu’nun gidişiyle birlikte dış politikada aynı çizginin yürütülemeyeceğini de görmemiz lazım. Peki ya sonra, Türk dış politikası bu serüvenin devamında neler yaşayacak, yapılan hatalar kimin üzerine kalacak?

İhale Davutoğlu’na Kalacak

Yukarıda da bahsettiğim gibi Erdoğan’ın Batı ile sürtüşmesi, dış politikada Davutoğlu’nun tezlerine dört bir elle sarılmasına yol açmıştı. Bu sarılışın nihayete erdiği en önemli durak ise Suriye politikası olacaktı. Davutoğlu her fırsatta selamını eksik etmediği Şam’a Halep’e bir Osmanlı torunu olarak müdahil olmak istiyordu. Bu isteği doğrultusunda Esad’ı devirmek üzere cihatçı ya da İslamcı çeteler veya gruplar Türkiye tarafından silahlandırılmış, Davutoğlu bu gruplara bel bağlayarak Esad yönetimine süre dahi biçmişti. Yalnız ABD eksenli bu politika başarıya ulaşmadı ve aksine Türk dış politikasının Suriye’de bataklığa girmesine yol açtı. Bu süreçte Erdoğan ise Obama tarafından ‘devasa Türk ordusunu Suriye’ye sokmamakla’ eleştiriliyor ve yaşananların mesuliyeti olarak Türkiye’yi gösteriyordu. Aslında TR’nin dış politikadaki bu zikzaklı hali sadece Davutoğlu’nun hayalperest dış politikası değil, Erdoğan-Davutoğlu çatışmasının bir ürünü. Zira ABD’nin devirmeye çalıştığı Esad rejimini kimin devireceği hep bir soru işaretiydi. Davutoğlu Osmanlıcılığın getirdiği o ümmet yaratma ideası altında, YPG’nin ve İslamcı grupların beraberliğinde Esad’ı devirme planlarının peşindeydi.

Kürtler ve bu İslamcı gruplar Davutoğlu’nun hayalinde Türkiye’nin hamiliği altında yeni rejimi inşa etmeliydi. Bu süreç bizatihi PKK terör örgütü lideri Öcalan tarafından İmralı tutanaklarında dile getirilmiş ve Davutoğlu’nun da bu birlikteliğe sıcak baktığı devlet heyeti tarafından onaylanmıştı. İşte belki de dananın kuyruğu burada koptu, bu tutanaklardan Davutoğlu’nun çizdiği rotayı anlayan Erdoğan, bahse konu ittifak ve ABD desteğiyle birlikte üzerinin çizileceğini fark etti ve Kürt meselesinde 180 derece bir dönüş yaptı.

Pragmatizmi doruklarında yaşayan Erdoğan için zor olmadı bu dönüş. Birden bire milliyetçi/devletçi tezlere sarılan Erdoğan’ı havuz medyası yandaşları ve Troller destekliyor, çözüm sürecinin ise sahiplenilmediğini görüyoruz günlerdir. İşte burada kritik soru şu; ihale kime kalacaktı? İşte Erdoğan’ın Davutoğlu’nu Başbakanlık görevinden el çektirmesi ile ihalenin kime kalacağını öğrenmiş olduk. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun IŞİD ile strateji de ‘İslamcı gruplardan medet umuldu, yanlıştı’ itirafı dış politikadaki bu çöküşün tamamen Davutoğlu’nun üzerine kalacağını gösteriyor. Havuz medyasındaki ‘Reisci’ grubun Davutoğlu’nu dış politika üzerinden kıyasıya eleştirmesi de cabası. Peki ya sonra ? Davutoğlu çizgisinden bir geri dönüş olacak mı? Elbette burada ABD’nin tutumu oldukça önemli. Lakin ABD içerisinde de özellikle Obama’ya yönelik Suriye politikasının etkinsizliği üzerinden ciddi eleştiriler geliyor. Bu bağlamda özellikle Demokratların adayı Hillary Clinton’un hem Esad rejimini devirme hem de radikal dinci grupları etkisizleştirme için çaba sarfedeceği kaçınılmaz. Burada her iki hedefi de ABD’nin müttefiki olarak gerçekleştirmeye can atan bir Erdoğan var.

Kişisel tahminim, öncelikle İslamcı grupların Suriye’deki varlığının bu denli artması doğrudan Davutoğlu’nun tezlerine ve dış politika anlayışına bağlanıp bir nevi günah çıkarılacak, akabinde de Türk ordusu en kısa sürede IŞİD tehdidi ile mücadele etmek için Suriye topraklarına girecektir. Günlerdir Kilis’i ağzına dahi almayan Erdoğan’ın Kilis’e saldırıların durduğu bu günlerde neredeyse her gün sınır ötesi operasyon iması yapması bu öngörülerin gerçekleşme ihtimalini oldukça yükseltiyor. Ama burada Erdoğan’ın elini kolunu bağlayan ve günlerdir Suriye operasyonu konusunda ABD ile pazarlık yaptıran bir aktör var: YPG ve Kürt güçleri. Zira Erdoğan iç politikada ‘tek adam’ rejimi için başlattığı mücadele artık geri dönülemez bir nokta almış durumda. Böyle bir halde Suriye’de YPG’nin Türkiye eliyle güçlendirilmesi demek, Erdoğan’ın içerde özellikle Güneydoğu’da izlediği bütün politikaların bir anda çökmesine yol açacaktır. Ve bu pazarlıkların nihayetinde çıkacak sonuç, Erdoğan’ın gelecekteki hedeflerinin nihayete erip ermeyeceğini de bize gösterecek…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

[1] http://www.manevisosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2014/08/medeniyetlerin-ben-idraki.pdf

[2]http://researchturkey.org/davutoglus-ottomanism-millet-system-with-non-muslim-societies-or-the-creation-of-ummahummet/

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
  • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
  • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
  • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
  • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
  • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)