• BIST 99.639
  • Altın 141,794
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 36 °C
  • Adana 36 °C
  • Antalya 35 °C

Oval ofiste yirmi dakika ve ense öyküleri...

Oval ofiste yirmi dakika ve ense öyküleri...
"Görünen köy kılavuz istemez; her şey ortada ve şimdi de havuz medya adeta güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyor"

Prof. Dr. Taner Timur

Erdoğan’ın Washington seferi boş hayallerle başladı; düş kırıklığı ile bitti. Görünen köy kılavuz istemez; her şey ortada ve şimdi de havuz medya adeta güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyor. Aslında her şey başından belliydi. Beklenen de oldu ve dağ doğura doğura bir fare doğurdu. “Dramatik gerilim” sadece yirmi dakika sürdü. 
Oysa halk günlerdir heyecanla bekliyordu. “Ortaklık mı, ayrışma mı?”. “Oval Ofis’te karar zirvesi!”. “Şanghay İşbirliği Örgütü gündemde!”. Halka iletilen “mesaj”lar bunlardı! Beyaz Saray’a gözdağı verilmiş, bütün ikazlar yapılmıştı. Bu ziyaret Trump için son fırsat olacak, bizi anlamazsa son nokta konulacaktı. Bunun için de Erdoğan iyi hazırlanmış ve Washington’a kalın bir dosyayla gitmişti. Her şeyi anlatacak, hatta fotoğraflar bile gösterecekti.
*** 
Maalesef olmadı. Cumhurbaşkanımız zaman darlığının gadrine uğradı ve galiba Trump’a, Bush’la, Obama ile bir buçuk saat konuştuğunu, şimdi ise bu “yirmi dakika”nın nereden çıktığını bile soramadı. Yoksa dokuz bin kilometrelik bu seyahat boşuna mı yapılmıştı? Yine de Erdoğan atağını yaptı ve basın toplantısında hem nalına hem mıhına vurmasını bildi. Bir yandan YPG ve FETÖ konusundaki tutumun kabul edilemez olduğunu söylüyor, öte yandan da nokta değil, bir virgül daha koyup Trump’ın seçilmesinin uyandırdığı umutları vurguluyordu. Bu görüşme Türk-Amerikan dostluğunu daha da pekiştirecekti.
***
Neyse, ziyaret kazasız belasız bitti; artık tüm basın Erdoğan’ın ABD’ye verdiği “mesaj”ları tartışıyor ve bu arada da dünkü rest tehditleri tamamen unutulmuş görünüyor. Hatta bu arada Star gazetesi başyazarı “Zirvenin kesin galibi Türkiye’dir” diye başlık atmakta bile bir sakınca görmedi. Çok farklı düşünenler ise -ulusal hisleri incinmiş bir halde- bir bardak suda fırtına koparanlara bakarak, “Değer miydi?” diyorlar; “Biz kendi kendimize gelin güvey olmuyor muyuz?"..
***
Türkiye’den görünen manzara kısaca böyle. Peki, ya bu sahnelere ABD’den bakan Amerikalılar neler görüyorlar? 
Hayret! Amerika kamuoyunda bu görüşme son derece mütevazi bir yer işgal ediyor ve medya bütün projektörlerini Trump’ın bitip tükenmez gaflar zincirine eklenen yeni halkaya çevirmiş bulunuyor! Yoksa Trump ABD’nin güvenliği ile ilgili bazı bilgileri Ruslarla paylaştı mı? Temel kaygı bu! Oysa azledilen FBI Başkanı’nın General Flynn’le ilgili açıklamaları şaşkınlık yaratırken, Trump da kalkmış “ Evet, diyor; bazı gizli bilgileri Ruslarla paylaştık; iyi de yaptık!”. Ve fırtına kopuyor!
***
Trump-Erdoğan basın toplantısı Amerikalı gazetecilerin asıl merak ettikleri bu açıklama ile biti(rili)di ve dışarıya çıkarılan gazeteciler o sırada “Türkiye’nin insan hakları karnesi” hakkında soramadıkları soruları kendi gazetelerinde sordular. Uluslararası Af Örgütü daha da açık oldu ve görüşmeyi “gayri insani ve zehirli politikanın küresel iklimine bir katkı” olarak niteledi. Oysa Beştepe ve sözcülerinin Obama’dan sonra Trump’ı bir umut ışığı olarak görmelerinin en büyük nedeni de buydu. Emlakçi Başkan, sevgili generallerinin design ettiği bu politikayı değiştirmeye niyetli olmadığına göre, geriye “insan hakları” konusundaki taciz edici eleştiriler kalıyor ve Trump da aslında bu konudaki duyarsızlığı için övülüyordu. 
***
Yine de dikkat! Bu arada Trump’ın iktidarı da her gün biraz daha eriyor ve bu gidişle bugün halka bir “zafer” gibi sunulmaya çalışılan bu görüşme, güvenilen dağlara karlar yağar ve kısa süre sonra belleklerde herkesin anlayabileceği bir “orta oyunu”na dönüşebilir. Bugün Le Monde gazetesinde ABD uzmanı tarihçi Romain Huret, General Flynn’in azli ile patlak veren skandalın Watergate’den daha vahim bir kriz potansiyeli taşıdığını iddia ediyor. Ve benzer görüşte olanlar Amerika'da da az değil. Olur mu olur. O zaman ne yapmalı? Yine de “her şey yolunda; enseyi karartmayalım!” diye kendimizi avutabilir miyiz? Yoksa başka seçenekler de var mı? Bana kalırsa sonunda bir an gelir ki, artık halk da dayanamaz; aklını başına toplar; “bu böyle gidemez!”, der ve noktayı da koyar. Ayrıca şahsen bu anın hızla gelmekte olduğunu da düşünüyorum. İsterseniz buna “iyimser yorum” diyebilirsiniz. Kötümserler ise ensesi kalın vatandaşı anımsamaya ve “sende bu ense, bende de bu para varken daha çok tokat yersin” diyen zenginin öyküsünü anlatmaya devam ederler. Bu bir teslimiyet felsefesidir ve bu kötümser felsefenin –yaygınlaştığı taktirde- bir de “self fulfilling prophesy” (kendi kendini gerçekleştiren kehanet) denilen acı etkisi vardır. Asıl felaket de budur.

*Yazı Prof. Dr. Taner Timur'un Facebook hesabından alınmıştır

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)