• BIST 108.936
  • Altın 151,021
  • Dolar 3,6663
  • Euro 4,3295
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 27 °C

'Pamuk Prens' ve Cumhuriyet

Yazar Alper Akçam, bir dönemin 'yetmez ama evetçi' yazarı, dün kaybettiğimiz edebiyatçı Prof. Dr. Tahsin Yücel'in 'Türkçe yazmayı bilmez' dediği Orhan Pamuk'un sözlerini manşet yapan Cumhuriyet gazetesini eleştirdi.

Yazar Alper Akçam, bir dönemin "yetmez ama evetçi" yazarı, aldığı Nobel ödülü hakkında en çok tartışma yapılan ismi, dün kaybettiğimiz edebiyatçı ve yazar Prof. Dr. Tahsin Yücel'in Türkçe yazmayı bilmediğini söylediği ve kitaplarını bitirmenin zor olduğunu belirttiği Orhan Pamuk'un sözlerini manşet yapan Cumhuriyet gazetesini eleştirdi.

Akçam, bu vesile ile liberal yazıcı, bir dönemin AKP destekçisi Orhan Pamuk hakkında da önemli değerlendirmeler yaptı. Odatv'de yayınlanan bu yazının tamanını ABC olarak omuyucularımıza aşağıda sunuyoruz. 

Orhan Pamuk ve Cumhuriyet gazetesi

Kilometrelerce yol gitmiştim gazeteyi almak için. Kimi yerde kalmıyor, kimi yere hiç gelmiyordu. Onlarca yıldır okuduğum için fişlendiğim, ötekileştirildiğim, tehdit edildiğim, saldırıya uğradığım gazetemdi.

Aldım elime; ilk bakışta gördüm: Orhan Pamuk’un demecini manşet yapmışlar…

Tüm dünyada edebiyat ve kültürümüzü “temsil” hakkını Nobel gibi kocaman bir ödülle kazanmış Orhan Pamuk, aynı zamanda 21 yüzyıl başında yazdığı roman ve deneme metinlerinde demokrasiyi bir takiyye aracı olarak kullanacağı ve ülkeyi bir ortaçağ karanlığına götüreceği daha baştan belli olan Siyasal İslamcı siyasetin legalizasyonu için epeyce ter de dökmüştü. “Tek politik romanım” dediği Kar romanında Mustafa Kemal kalpağı giydirdiği sarhoş-solcu tiyatrocu Sunay Zaim’in emriyle askerlere imam hatipli mazlum öğrencileri kurşunlatmış, solcu tiyatro oyuncusu Funda’ya çarşafını çıkaran kadını oynatarak çıplak kolları ve elindeki sucuğu bilmem neresine sokturtur gibi yaparak dindarları kışkırtmıştı. Askerler içindeki Kürt, tüfeğinin namlusunu öğrenciler yerine yukarı doğrultmuş, onun namlusundan çıkan kurşun yıllar önce köpeğiyle birlikte tiyatroya gelmiş Sovyet Başkonsolosu’nun oturduğu balkona isabet etmişti.

AKP iktidarı ile yaşıt ve aynı yıl ABD’de en çok satan on kitap arasına girmeyi başarmış romandaki bu gerçekten de çok ince bir zekâ gerektiren kurgu yetmemiş, İstanbul/Hatıralar ve Şehir adlı deneme türü yapıtında da İstanbul’da tanığı olduğu değişik kültür grupları ve zümrelere ait düşüncelerini açıklarken Batılılaşma yanlılarının düşman gözüyle gördükleri bir kesimden söz ederek onların gelecekteki iktidarlarına da alkış tutmuştu. … “Bizler kaybetmekte olduğumuz mallarımızı, mülklerimizi, ayrıcalık ve rahatlıklarımızı Batılılaşmış olduğumuz için hak ediyorsak pek çok manevi konuda (o zamanlar ne Mevlana’dan, ne tasavvufun inceliklerinden, ne de büyük Fars kültüründen haberdardım) şoförler ve aşçılar gibi düşünen ve askeri darbe kışkırtıcılığı yapan bazı solcuların ‘hacıağa’ dediği bu kişilerin zenginliği nasıl açıklanacaktı? (…) Yavaş yavaş din yerine, onunla sanıldığından çok daha az bir ilişkisi olan siyasal İslâm’ın ve askeri darbelerin dünyasına girip bu kitabın ahengini bozmaktan korkuyorum.” (Orhan Pamuk, İstanbul/Hatıralar ve Şehir, s 175)

Ve aradan yıllar geçmiş, bizler, yani askerlere darbe yaptırtmaktan başka bir işlevi olmayan solcuların okudukları için olmadık eziyetler çektiği Cumhuriyet gazetesi de okuru olduğunu hiç sanmadığım bu ünlü yazarımızı manşet yapar olmuş, onun her dediği gazetenin önemli sütunlarına taşınmış, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Nazım Kültür Merkezi’nin açılışında Orhan Pamuk’u konuşturmak isteyen merkez yöneticisi de gazetenin kitap ekinde en çok kapak olma rekorları kıran yazar olarak beynimize çiviler çakmıştı.

Bu kadarı da yeterdi artık. Ne mazoşistlik vardı damarlarımızda, ne bunca akan kandan, yıkanan akıllardan, adamın öz kızıyla ilişkisini içeren fetvaların tartışıldığı, kadınların sokak ortasında kurşunlanıp bıçaklandığı bir ülke durumuna gelmemizde katkıları olan kimi aydınlara tahammül edecek güç kalmıştı…

Gazeteyi orada bıraktım, yalnızca bir Birgün alıp çıktım.

BUNCA MÜCADELEYİ BUNLAR İÇİN VERMEDİK

İki gündür eziliyor içim. Zaman zaman eleştirel denemeler yazıyorum. Orhan Pamuk bir roman daha yazarsa alıp okurum, ya da okumak zorunda hissederim kendimi. Ama onu on yıllardır adıyla özdeş gibi olduğum bir gazetede bana ahkâm kesmeye kalkar görünce, o sayfaya dokununca ellerim yanar, içim ezilir.

Bunca ömrü bunun için yaşamadık, bunca mücadeleyi onlar için vermedik… Onlar manşetlere taşınırken, göğsünü ülkesine ve insanına siper etmiş, çarpık ve kaçak yapılaşmaya karşı mücadele ederken hapis cezaları almış, tehdit edilmiş, iktidar ve belediyelerin en tepesindekiler tarafından hakaretler savrulmuş mimarlar odası başkanları, demokratik kitle örgütü temsilcileri gazetenin diplerinde bile yer alamıyor.

Olacağı budur! Şişirilmiş kimliklerin kurtarıcı ve kahraman gibi kullanıldığı, romanıyla, öyküsüyle konuşulması gereken birilerinin siyaseten çare gibi sunulduğu bir politika asla kitleleri kucaklayamayacak, bu halk arayışlar içinde bocalayıp duracaktır…

O bir günlük aradan sonra yine aldım gazetemi; Silivri’de yatanlar vardı en azından...

Alper Akçam

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)