• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 24 °C

Paracomandante: İkinci 'yetmez ama evet' yükselen ırkçılık dalgasıdır

Paracomandante: İkinci 'yetmez ama evet' yükselen ırkçılık dalgasıdır
Sosyal medya (Twitter) kişisi Paracomandante ile son siyasal gelişmeleri değerlendiren bir söyleşi yaptık. Paracomandante, 'Kurbanın kim olduğuna bakmaksızın, yüz binlerce insanın kullandığı bir yol kenarında durduk yere bomba patlıyor' diyor.

Söyleşi: Çağdaş Gökbel

Sosyal medya (Twitter) kişisi Paracomandante ile bir söyleşi yaparak, ülkemizin karanlık bir dönemden geçtiği bu günlerde siyasal geleceğimize birlikte ışık tutmaya çalıştık. Neo-liberalizmin kendi anayasası uğruna nasıl yüzlerce insanı öldürebildiğini ve Cumhuriyetçilerin seçeneksiz olmadığını açık yüreklilikle ifade etti. Kısacası Ankara’da hayatını sürdürmeye çalışan bir insanın mücadelesini anlatıyor Paracomandante.

Ankara’da yaşanan bombalı saldırıların ardından insanların belli bir korku yaşadığını belirten comandante, yükselen ırkçılığa dikkatleri çekerek yeni bir dönüşümün içerisinde olduğumuzu ifade etti.

Takipçilerinizin de bildiği üzere siz de Ankara da yaşıyorsunuz. Son saldırının ardından Ankara'da yaşayan insanların ruh halini bize anlatır mısınız?
Korku var doğal olarak. İnsanlar iş çıkışı oyalanmadan evlerine dönüyor. Önceden belirli saatlerde çok yoğun olan bölgeler erkenden boşalıyor. Herkesin ruh halini bilmem mümkün değil elbette ama ben yakınlarımdan sürekli "işe gittin mi, eve döndün mü, kalabalık yerlerden uzak dur" gibi telefonlar alıyorum. Çok yakınımdaki insanlar daraldıklarını, bunaldıklarını söylüyor. Ve ne olacak diye soruyorlar, kimse cevabı bilmiyor tabii ki.

Önceki iki patlamanın toplumda bıraktığı etki de çok korkutucuydu, Ankara’nın çok merkezi yerlerinde, olabileceğine o güne kadar asla ihtimal vermediğimiz şeyleri yaşamış ve yüzden fazla masum insanımızı kaybetmiştik. Ama en son Kızılay’da, otobüs duraklarının ortasında patlayan PKK bombasının etkisi öncekilerden biraz daha farklı.

Belirli bir siyasi çizgiye mi sahipsin yoksa apolitik misin önemli değil, asker, polis veya sivil olman dahi belirleyici değil, yaşadığın ve hali hazırda yaşadığın sürece bu seni bulabilir. İnsanlar bu yüzden çok korktu, öncekileri aratmayacak bir korku var. Düşünsenize, her gün yüz binlerce insanın kullandığı bir yol kenarında durduk yere bomba patlıyor. Kurbanın kim olduğunuza bakmaksızın, ve 37 kişi oracıkta hayatını kaybediyor, bu sefer herkes tehdit altında olduğunu hissetti.

10 Ekim saldırısından sonra Ankara’da belirli aralıklarla aynı yöntemle benzer saldırılar düzenlendi. Özellikle Ankara’nın hedefte olmasını neye bağlıyorsunuz?
Evet, olaylar Ankara’da geçiyor ancak hepsi aynı değil. Tren garının önünde, barış mitingine düzenlenen IŞİD saldırısı, masum, gencecik, umut dolu insanları öldürdü. Fakat belirtmeliyiz ki, bu saldırı bir mekanı değil barış talebinde bulunan bir siyaseti veya siyasetleri hedef almıştı, öyleyse burada Ankara henüz tam olarak görünür değil. İkincisine bakacak olursak, PKK’nın akşam evlerine dönmekte olan mühimmatsız askeri personeli hedefleyen, ancak birçok sivilin ölümüne de sebep olan kabul edilemez ilk saldırısı, siyasi olarak Ankara’ya karşı düzenlenmişti. Yine de görüyoruz ki hala dar bir çerçeve bu.

“KİMDEN İNTİKAM ALIYORSUN?”

Ancak üçüncü saldırı sadece siyasi olarak Ankara’ya değil, yaşam ortamı olarak Ankara’ya karşı düzenlendi. İşte burada değişik bir durum var. Burada yaşamın kendisi, Ankara’da yaşayanlar hedef alınıyor. Hedefte sadece siyaset değil, kaba ve çarpık bir şekilde “Türkiye’nin Batısı” olarak tanımlanan bir mekanda, yaşamın kendisi var. İşçi, emekçi, öğrenci, sıradan insan olduğuna bakmaksızın. Otobüs durağında kim bekler? "Ben orada bunları yaşarken sen burada bunları yaşayamazsın" diyerek anlamsız bir şekilde rasyonalize edilen terör.

Peki ne yaşıyor ki Batı’daki adam? Parası yok ki durakta otobüs bekliyor, Soma’da ölüp üzerine tekme yiyor, İstanbul’da inşaat asansöründe ölüyor, Ankara’da Ostim patlamasında ölüyor, kadınlar her gün erkekler tarafından öldürülüyor, işçiler yüksek katlardan düşüp ölüyor, yirmi yaşında çocuklar madenlerde ölüyor, tersanelerde ölüyor, ölmez ise ay sonu maaşını alıp kredi kartı borcunu ödeyecek belki. Çocuklara tecavüz ediliyor, insanlar çöp kutularından karton topluyor, demokratik taleplerini dile getirenler hakim karşısına çıkıyor. Kimden intikam alıyorsun?

Almanya konsolosluğunu terör istihbaratı yüzünden kapatmak zorunda kaldı. Yine Amerika 21 Mart’a işaret ederek vatandaşlarını uyardı. Neden aynı uyarılar hükümet tarafından bizim insanımıza yapılmıyor?
Hükümet tarafından bizden bir şeylerin gizlenip gizlenmediğinden açıkçası emin değilim, çünkü bu istihbarat bilgilerine ulaştıkları dahi şüpheli. Nasıl olursa olsun, hükümet tarafından uyarılmasalar dahi, insanlar bir şekilde sokakların güvensiz olduğunu biliyor artık. Yani uyarıya ihtiyacımız var mı, onu da bilmiyorum. Ancak bütün bu gürültü patırtının altında gizlenen başka bir şey var. Hatta "hükümetin istihbarat zaafı var mı yok mu?" gibi sorular veya "elinde bilgi varken halkı uyarmadı mı?" gibi daha spekülatif olanları bu gizleme işine biraz daha katkı veriyor.

Biz bugün herhangi bir iktidar tarafından yönetilmiyoruz, bu seferki farklı. Bunu görmek için Kürt sorununa bakacak olursak, ilkin çözüm süreci denilen şeyde AKP’nin ve peşine takılanların herhangi bir şeyi çözmek istemediğini, ancak darbelerle mücadele veyahut askeri vesayet gibi uyduruk kavramlarla cumhuriyetin temel kurumlarına saldırdıklarını gördük.

Kürt sorunu, AKP’nin elinde, yazmak istediği neoliberal anayasanın bir aracı haline dönüştürülmüştü. Bu anayasaya destek vermezseniz Kürt düşmanısınız, ırkçısınız, darbecisiniz, vesayetçisiniz, faşistsiniz vs gibi…

Peki 7 Haziran ardından AKP anayasa değiştirme gücünü kaybettiğinde, Kürt sorunu AKP’nin elinde araçsal halini yitirmiş mi oldu? Hayır. AKP savaş siyasetine başvurduğunda Kürt sorunu yine neoliberal anayasanın anahtarı haline getirildi. Bu sefer, eğer ülkede barış istiyorsan, çoluk çocuk ölmesin diyorsan diye başlayıp, bizden değilsen, başkanlık sistemini desteklemiyorsan, vatan hainisin, bölücüsün, teröristsin vs tarzı bir retorik.

“ASKER, POLİS VE SİVİL HALK NEOLİBERAL ANAYASA TALEBİ YÜZÜNDEN ÖLÜYOR”

Kısacası her iki durumda da ikili bir denklem dayatılıyor. Çözüm sürecinde (sol liberal), ya neoliberal anayasaya destek olacaksın ya da faşistsin, savaş siyasetinde ise (sağ liberal anti-terörizm konsepti) ya neoliberal anayasaya destek olacaksın ya da teröristsin. Çözüm ve savaş bu yüzden birbirine karşıt değil, AKP’nin elinde kesinlikle aynı anlama geliyor. Çifte kıskaç bunun adı ve amacı elbette bir şeyi gizlemek, hem de gizlenen şey o kadar apaçık ortadayken başarılı olabilmesi de ayrı bir tartışma konusu.

Ama çok basit, amaç anayasa ya da rejim değişikliği ise, denkleme almadıkları şeyi de gizlemiş olurlar. Yani cumhuriyetçi anayasa bu. Denklemlerden cumhuriyetçiler, cumhuriyetçilik çıkarılır, iki denklemde de yoksunuzdur. Bu yüzden "yetmez ama evet" nasıl cumhuriyet düşmanlığı idiyse (cumhuriyeti savunuyorsan faşistsin), bugün de AKP’nin körüklediği ırkçılık ve Kürt düşmanlığı aynı amaca hizmet ediyor (cumhuriyeti savunuyorsan teröristsin). İkinci yetmez ama evet, yükselen bu ırkçılık dalgasıdır. Çünkü neoliberal politikalar açısından, sol liberalizm = sağ liberalizm; her zaman aynı amaca hizmet eder.

Asker, polis, sivil halk, çoluk çocuk, neoliberal anayasa talebi yüzünden ölüyor işte. İnsanlar Sur’da, Nusaybin’de, Cizre’de bu yüzden evlerinden oluyor. PKK da eylem tarzı ve peş peşe sivil katliamlarıyla bu kaba denklemde yer almayı tercih etti. Kendi tercihleri. Biz cumhuriyetçiler ise denklem dışıyız, cumhuriyetçilerin, her zaman üçüncü bir seçeneğin, halkçı, cumhuriyetçi bir anayasa ve yaşamı savunan bir siyaset olanağının bulunduğunu hatırlatması gerekiyor.

“AKP YIKILSA DAHİ ASLA İKTİDARDA OLDUĞUNUZU DÜŞÜNMEYİN”

Başkanlık sistemi ile birlikte askeri bir darbe ihtimalini de dillendirenler oldu. Cengiz Çandar bile köşesinde bu konuyu yazdı. Siz bu saldırıların nasıl bir siyasi sonuca yol açacağını düşünüyorsunuz?
Demin söylediğim gibi, saldırılar AKP’nin dayattığı denklemdeki kutuplaşmayı derinleştirmekten başka bir amaca hizmet etmiyor. AKP anayasa değişikliğine kadar kontrol edilebilir bir siyasi kriz talep ediyordu ki, saldırılar da bizi o noktaya taşıdı zaten. Türk- İslamcı neoliberal siyasetin bundan pek de rahatsız olduğunu sanmıyorum.

Darbe olasılığına gelince, bakın mesele sadece bu olasılık değil, diğer olasılıkları da düşünelim. Sandıkta CHP’nin güçlenmesi (şu an imkansız gibi), AKP’nin bölünmesi, cemaat ve ABD’nin CHP’yi de kapsayan bir koalisyon dayatması vs.. Birçok olasılık düşünebiliriz. Hiç kimseyi memnun etmeyecek birçok olasılık. Konuları makro-siyaset açısından düşünürsek, yani devletin en tepesi, hükümet açısından, şu iktidar olmuş vay efendim ötekisi iktidar olmuş, bizim adamımız, onun adamı falan, hiçbirisi bizim kurtuluşumuz olmayacak, bunu bilelim, sadece kısa süreli bir nefes alma ve bolca politik kriz yaşayacağız. AKP sistemi yıkılsa dahi asla iktidarda olduğunuzu düşünmeyin, 3 yıl sonra IŞİD partisi kurulur ve daha güçlü gelebilirler. Bu yüzden en ufak kırılma halinde siyasetin gerçek zeminine, gerçek siyasetin başladığı yerlere, yani mikro-siyaset alanlarına saldırmamız gerekir.

Nereler bunlar? Üniversiteler, sendikalar, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, dernekler, vakıflar, öğrenci kulüpleri, sanat, edebiyat çevreleri, hatta anaokullarına kadar, her yerde cumhuriyetçiliği örgütlememiz gerekiyor. AKP’nin nasıl gideceği ve sonrasında kimin iktidar olacağı pek de önemli değil, önemli olan bizim ne yapacağımız, ve yapabileceğimizin en iyisini yapacak olsak bile, gerçekten cumhuriyetçi bir siyasetin bu tabandan örgütlenmeyle iktidar olması ancak 15-20 yılı bulur. Çünkü onarılması çok zor zararlar aldı ülke. Bu tahribat hakkında, izninizle Duvif’in Pakistanlaşma dediği şeyi hatırlatarak burada noktalıyorum:   

https://twitter.com/monsieurduvif/status/627716550502395905

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)