• BIST 101.892
  • Altın 192,422
  • Dolar 4,6528
  • Euro 5,4428
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 29 °C

Paralel’in mucitleri kim?

Paralel’in mucitleri kim?
Çağlar Ezikoğlu yazdı

Özellikle AKP iktidarının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemlere şifa niyetine kullandığı ilacın adıydı ‘Paralel Devlet’. Memleketin rezil gündemine eklenen her olay için iktidar yetkilileri, sosyal medya trolleri veya bizatihi Erdoğan tarafından şifa niyetine günde 3-5 doz alınıyor bu ilaç. Ayağı taşa çarpanın ‘paralel taş’ diyerek feveran ettiği günleri yaşıyoruz nihayetinde.

Peki bu mucizevi ilaçın mucidi kim? Kimler ilk olarak ‘paralel devlet’ iddiasıyla ortaya çıktı? Aslında bu soruların cevabı oldukça net olsa da, hem yandaş basın hem de kendisini ‘muhalif’ addeden bazı zevatlar bu sorunun cevabını aramaktan imtina ediyor. Kürt siyasi hareketinden tut, paralel addedilen Fethullah Gülen Cemaati’ne mensup isimler ve onlara yanaşan ‘Yetmez Ama Evet’çi liberaller her ne hikmetse ‘Paralel Devlet’ meselesinin kökenine inmiyorlar ya da inmek istemiyorlar.

Anlamını Kavrayamadığımız Mefhum

Paralel yapı veya paralel devlet ilk olarak ne zaman kullanıldı? Bu sorunun yanıtını dünya siyasetinde aramak gerekir öncelikle. Bu kavramı ilk dillendiren isim ABD’li tarihçi Robert Paxton olmuştu. Paxton’un ‘Faşizmin Anatomisi’ (The Anatomy of Fascism- 2004 yılında güncellenmiş son baskısı yayınlanmıştır) kitabında ‘paralel devlet’ faşizmin kurumsallaşmasında en önemli araçlardan birisi olarak sunulmuştur. Yönetim veya yapı olarak devlet aygıtına benzeyen, lakin devlet veya onu yöneten iktidarlarla herhangi bir siyasi-resmi bağı olmayan organizasyon olarak tanımlanan paralel devlet esasında faşist iktidarların en önemli aygıtlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. Paxton kitabı boyunca özellikle İtalya ve Almanya faşizmini örnek vaka olarak incelemektedir.

Paxton’a göre, yürütmenin yani siyasi iktidarın devlet aygıtında gerçekleştirmek istediği değişikliklerin kamuoyunda kabul edilebilirliğini sağlama görevi bizatihi paralel devletindir. Bu bağlamda basın yayın organları bu değişimleri gerçekleştirmek için gerekli algı manipülasyonları gerçekleştirir, aynı zamanda yargı veya kolluk kuvvetleri ‘paralel devlet’in elemanlarına tahsis edilerek gerekli değişimlerin daha kolay ve hızlı bir şekilde siyasi iktidarların lehine gerçekleşmesi sağlanmaktadır. Bu açıdan Hitler iktidarının paralel yapıları olan ‘Gestapo veya SS’ler paralel yapılanmanın en bariz örneklerinden birisidir.

İşte bu tanımlama ve kavramlar bütünü ‘paralel devlet’ mefhumunun Türkiye’de mantığından fazlasıyla saptırıldığını gösteriyor. Zira paralel devlet algısını ortaya atan AKP iktidarının sağlamaya çalıştı ‘devlet içinde devlet’ iddiası paralel devlette karşılığını bulan bir idea değil. Tam tersine paralel devlet kavramı bizatihi siyasi iktidarların emriyle oluşturulmuş ve o emirler doğrultusunda çalışan organizasyonları çağrıştırıyor. Peki Türkiye’de ilk ne zaman kullanıldı, veya ne amaçla kullanılmaya başlandı?

Öcalan ve Fidan’ın Ortak Aklı

Paralel devlet veya paralel yapılanma kavramını ilk ben kullandım iddiasıyla ortaya çıkan çok sayıda isim oldu elbet lakin bu tartışmaların daha kavramsal boyuta ulaşması 7 Şubat 2012’deki MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Savcılık tarafından şüpheli sıfatıyla çağrılmasıyla gerçekleşti. Fidan’ın PKK ile müzakere sürecindeki rolünün konu alındığı bu soruşturma aslında AKP ile onun paralel devleti olan Fethullah Gülen Cemaati arasındaki ilk çatışmanın eseriydi.

Gazeteci Şükrü Küçükşahin 13 Şubat 2012’deki yazısında ‘paralel devlet’in nasıl ortaya çıktığını şu sözlerle anlatıyor; “Hakan Fidan, MİT Müsteşarı olunca ziyaret ettiği önemli bir ismin, “Gülen Cemaati devlette örgütleniyor iddiaları var”sözüne şu kısa yanıtı vermiş:
“Paralel bir örgütlenmeye devlet içinde izin vermemek ana görevimiz.”

Fethullah Gülen Cemaati’nin paralel bir yapılanma olmadığı kendi müritlerince defalarca iddia edilmiş olsa da, AKP iktidarı ile çatışana kadar siyasi iktidarın güçlenmesi adına bir devlet aygıtı gibi çalışan ve bu doğrultuda başta yargı veya kolluk kuvvetleri olmak üzere çeşitli kurumlarda kadrolaşan bir yapının ‘paralel değiliz’ savunması şahsıma gerçekçi gelmemekte. Ama burada esas sorun ‘paralel devlet’ algısının yanlış zamanda ortaya çıkması. Zira Gülen Cemaati bir organizasyon olarak paralel devlet görevini Şubat 2012’ye kadar sürdürmüş fakat akabinde iktidarda olan siyasi irade ile zıtlaşarak paralel yapılanma görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır. O tarihten itibaren Cemaat siyasi iktidarı devirmeye yönelik devlet içinde örgütlenmeye çalışan bir yapılanma olarak adlandırılır, aynı kendisi tarafından ‘paralel’ ilan edilen KCK gibi.

İşte görüldüğü gibi ya da kabul edilmek istenmeyen 2 gerçeklik var. Birincisi Gülen Cemaati’nin AKP iktidarında 2012 yılında kadar tipik bir ‘paralel yapılanma’. Zira AKP iktidarı ile ortak çalıştıkları süre zarfında iktidarın istekleri doğrultusunda bir yapıya bürünen Cemaat, bu desteği hiçbir zaman reddetmiyor aksine her fırsatta AKP iktidarının geçmişteki otoriterliğini (Gezi süreci gibi) sahipleniyor. Kamu kurumlarındaki kadrolaşmayı yıllar boyunca Gülen öğretilerinde ‘Allah rızası için hizmet’ diye lanse eden Gülen Cemaati’nin ‘paralel devlet’ kavramını tartışmaktan ziyade toptan reddetmesi veya safsata görmesinin sebebi de burada yatıyor. İkinci gerçeklik ise AKP iktidarının ‘paralel devlet’ algısını sırf kendi çıkarı için kullanma çabasıdır. Bu çabanın izlerini de ülkemizin güzide ‘muhalif’! basın yayın kuruluşlarında ısrarla görülmeyen ‘İmralı Notları’ kitabında bulabilirsiniz. Tabi bulmak istemeyen veya incelemeye yüzü olmayanlar için amme hizmetini gerçekleştirelim.

Hakan Fidan’ın Şubat 2012’deki açıklamalarından feyz alan PKK lideri Abdullah Öcalan, devlet heyetiyle yaptığı görüşmelerde ‘paralel devlet’ tehlikesini KCK soruşturmaları sayesinde fark ediyor. Çıkarlarının çatışması da diyebiliriz buna. Öcalan 15 Eylül 2013’deki görüşmede Selahattin Demirtaş’ın Fethullah Gülen’e yönelik ‘KCK’lıların evlerine uyuşturucu yerleştirin, sonra da gidip baskın yapın’ sözlerini aktarması üzerine Öcalan paralel devleti Cemaat’in yönettiğini ve sürecin devamı için devletin bu paralel yapılanmayı yok etmesi gerektiğini ifade ediyor (İmralı Notları, sf.145). 14 Ekim’deki görüşmede ise Öcalan paralel devlet kavramına daha da bir yoğunlaşıyor ve şu sözlerle kendince ‘paralel devlet’ tanımı yapıyor;

“Paralel Devlet ile resmi hükümet arasında fark var. Keşke kitabını çıkarabilseydim. Paralel devlet gizli bir olgudur. Mesela Sakine’lerin olayı, Savaş Buldan’ın katli, köy boşaltmalar, Cizre’de pazarın yakılması, bu son operasyonlar…. 1950’lerde Amerika devralıyor. Kontrgerilla özel eğitiliyor. Sözde Türkiye’yi komünizmden kurtaracaklar, ülkeyi cehenneme çevirdiler. 12 Eylül’den sonra CHP, İsrail, Cemaat sermayenin kontrolünü ele alıyor ve örgütlüyor. Bu plan Türk - Kürt çatışmasını derinleştirmeyi amaçlıyor. CIA, Özel Harp Dairesi, MHP ve Ülkücüleri, lobiler Cemaat’i harekete geçiriyor. Televizyonları, gazeteleri, sivil toplumu var. Bireysel haklar temelinde ele alıyorlar. Cemaat korkunç çalışıyor. Gazeteciler ve yazarlar var. Taraf ve Zaman gazetesini takip edin, korkunç çalışıyorlar. Emniyet amirlerinin çoğu Cemaat’in sızmalarıdır” (sf.153-154).

Öcalan’ın kitabı çıkarmasına gerek yok zira, Paxton kitapta bu konuyu derinlemesine incelemiş. Lakin Öcalan’ın bakış açısının tam zıttı bir şekilde. Çünkü Öcalan’ın bahsettiği mevzular, Cemaat’in paralel yapılanması bizatihi AKP iktidarının emriyle yapılmıştı. Öcalan ise tam tersi bir şekilde bu yapılanmanın siyasi iktidarı devirme isteğini bir ‘paralel yapılanma’ olarak görüyor. İşte nasıl ki Öcalan kitap boyunca övgülere boğduğu Hakan Fidan’dan feyz almışsa, AKP iktidarı ve Erdoğan da 17 Aralık sonrası Öcalan’ın bu söylemini kendilerine rehber edinmişti. Bu rehberlik doğrultusunda aslında ‘paralel devlet’ olmaktan çıkan Fethullah Gülen Cemaati ‘paralel devlet’ diye nitelendirilerek devlet içinde bir yapılanma olarak sunulmuştu. Daha da vahimi AKP iktidarının yaşanan her olumsuz gelişmede müsebbip arama derdine son bulan bir ilaç haline gelmişti paralel yapı kavramı. Ama bu süreçte Kürt siyasi hareketinin AKP ile ittifakı veya Gülen’ci liberallerin ‘paralel’ safsatası diyerek kendilerini temize çıkarma çabaları da unutmamamız gereken hususların başında geliyor.

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Parti sözcülerimize öneriyorum…13 Mayıs 2018 Pazar 08:58
  • Orta Doğu’da kovboy diplomasisi...09 Mayıs 2018 Çarşamba 07:44
  • Bir soygunun hikayesi: GSS08 Mayıs 2018 Salı 16:55
  • Kitap Eleştirisi: Bora Abdo - Öteki Kışın Kİtabı08 Mayıs 2018 Salı 13:57
  • Bugün herkesten beklenebilecek olan nedir?08 Mayıs 2018 Salı 13:11
  • Abdullah Gül'ün imzaladığı mektup02 Mayıs 2018 Çarşamba 10:25
  • Başka bir toplum mümkün29 Nisan 2018 Pazar 18:53
  • 24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?23 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
  • Fethullahçı bir Amerikan Uşağının Hikayesi15 Nisan 2018 Pazar 17:00
  • Skripal suikastı...06 Nisan 2018 Cuma 13:00
  • 1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)