• BIST 97.559
  • Altın 144,656
  • Dolar 3,5587
  • Euro 3,9715
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 22 °C

Paris İklim Zirvesi: Sözleşme güzel de hesap tutmuyor!

İ.Melih BAŞ

20 yıldır süregelen tartışmalı ve sonuçsuz toplantılardan sonra 200’e yakın ülke siyasal temsilcileri Paris’te iklim değişikliği ile ilgili bir sözleşmeye imza attılar. Sözleşme birçok basın organında sevinçle karşılandı, hatta bu konuda en muhalif tonda yayınlar yapan The Guardian’da bile! 

Oysa sözleşme ile bağıtlanan hedef ve içerik, ilgili ve yetkin kurumların bilimsel çalışma model çıktılarıyla uyuşmuyor.

Önce sözleşmede ne bağıtlanmış, ona bakalım. Küresel ısınmadaki artışın 2 (Celsius) derecenin altına düşmesi hedefleniyor, tercihen de 1,5 (Celsius) dereceden söz edilmiş. Ama gelgör ki, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (HİDP=IPCC), sözleşmeye taraf olarak imza atan ülkelerin Niyet Edilen Ulusal Katkı (NEUK – İngilizce INDC) Planları’ndan yararlanarak hazırladığı sentez raporundaki modelde 2,7 (Celsius) derece ile 3,7 (Celsius) derece arasında bir küresel ısınma olacağı saptanmış. Örneğin, 2 derecenin altına düşülmesi için Türkiye’nin NEUK’unu ikiye, üçe katlaması gerektiği belirtiliyor. Bu duruma ne demeli? Altı kaval üstü şeşhane!

Acaba sözleşmede fosil yakıt, kömür, petrol ve doğalgazın adları geçiyor mu derseniz, rastlayamadık! 32 sayfalık metni okudum, inanamadım bir de yazılımın aramasını kullandım, yine bir şey çıkmadı. Haklarını yemeyelim, tabiat ana sözcüğü geçiyor ama! 

İmzalanan sözleşmede konulan hedef, fosil yakıtların % 80’inin toprak altında kalmasını gerektiriyor. İmzalayan ülkelerin hedefe ulaşmak için her 5 yılda bir hesap vermeleri de kararlaştırıldı. Paris sözleşmesini bir son değil de yeni bir başlangıç olarak yorumlamak çok da yanlış gözükmüyor. 

Belirtmeliyiz ki, imzalanan sözleşme, yükselen denizlere, şiddetlenen fırtınalara, daha derin taşkınlara maruz halklara kısa erimde fazla bir şey getirmiyor.

Hükümetlerin bu kararın arkasında durmaları ve buna yönelik çalışmaları, elbette ki halkların bu konuda işin takipçisi olup, hükümetlerine kamuoyu baskısı yapmaları ile olanaklı. Çünkü gerçek ve asıl istem, bu konuda gelişme değil, yaşanabilir bir dünya. Bunun için de tüm fosil yakıtlardan vazgeçilmeli ve yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçilmeli. 

Sözleşmeye bakılırsa, Kyoto anlaşmasının süresinin sona ereceği 2020’den başlayarak 2100’e dek sera gazı emisyonları her yıl yüzde 3 azaltılarak (zengin ülkeler her yıl yüzde 10 azaltarak), 2050’de sıfırlanacak yani karbon nötralizasyonu gerçekleşecek.  

İklim Değişikliği İçin Tyndall Merkezi’nden İngiliz iklimbilimci Kevin Anderson bunu gerçekçi bulmuyor, 2 derecenin altında kalabilmek için zengin ülkelerin sera gazı emisyonlarını 2020’ye dek yüzde 70, 2030’a dek yüzde 90 azaltması gerektiğini savlıyor.

HİDP’nin yaptığı model çalışmasına göre atmosfere verilebilecek olan azami karbondioksitin miktarı 2900 Gt (cigaton= 1 milyar ton demektir). Bunun 1900 Gt’u 2011’e dek zaten verilmiş. Kaldı mı geriye 1000 Gt ? 2011’den 2014’e dek 140 Gt daha salınmış yani atmosfere verilmiş. 2100’e dek kaldı mı geriye 860 Gt ? Bundan iki kalem daha düşelim: 60 Gt (Ormansızlaşma etkisi), 150 Gt (Çimento endüstrisinin salımı). Kaldı mı geriye 650 Gt ? Şimdi de 2015’ten Paris Sözleşmesi’nin devreye gireceği 2020’ye dek salınacak miktarı hesaplayıp (yıllık yaklaşık 37 Gt’dan diyelim yaklaşık 185 Gt), düşelim kaldı mı geriye 465 Gt. Bozdur bozdur harca. 2020’den 2050’ye dek sürecin sonunda karbon nötralizasyonu veya etki sıfırlanması nasıl olacak? Bu arada petrol, doğalgaz ve kömür konularında faaliyet gösteren tekellerin rezervlerinde 2795 Gt karbon olduğu bilgisini de paylaşalım. Geldi mi gündeme tekellerle mücadele kaçınılmaz olarak? 

Zaten NASA Goddard Enstitüsü’nden James Hansen, sıcaklık artışı hedefiyle ilgilenmeyi doğru bulmuyor, enerji dengesiyle ilgilenmeyi salık veriyor. Hansen, on bilim insanıyla birlikte yaptığı çalışmada atmosferdeki karbondioksit yoğunluğun 350 ppm (milyonda parçacık demektir) düzeyine, tercihen altına çekilmesi gereği sonucuna varmışlar.             

Peki ne yapılmalı?
J. B. Foster’ın son yazısının (Monthly Review, November 2015) başlığıyla başlayalım yanıtımıza: ‘System change not climate change’. Yani, Foster diyor ki, sistemi değiştirin, iklimi değiştirmekle uğraşmak nafile çaba! Çünkü kapitalizmin sermaye birikim modeli, iklimin değişmesine kilitli. Yazıyı okumanızı salık veririm.

Küresel ısınma sorunu, piyasacı çabalarla, örnekse etkili bir karbon piyasası işletimi vb. piyasacı çabalarla hafifletilebilir ama çözülemez, hatta kilit olur. Köktenci çözümün yaşam biçimimizi değiştirip eko-toplumcu bir düzene geçilip, daha tutumlu ve fosil yakıtlardan kurtulup, tümüyle yenilenebilir ve temiz enerji kullanımıyla sürdürülebilir yaşama ulaşmak olduğu unutulmamalıdır. 

Bilimsel çalışmalara göre, eğer ısınma 2 derece olursa, gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar. Bu yüzde 30’a sizin, sizin çocuğunuzun ya da torununuzun, sizin kedi-köpeğinizin, sizin bahçenizdeki kiraz ağacının, ormanınızdaki sincabın girmeyeceğine dair vadeli işlem senedi almak ister miydiniz? O zaman İsrafil Bey’in kurduğu Eko-Kıyamet Menkul Kıymetler Anonim Şirketi’ne gecikmeden başvurun. Web sitesinin linki de şöyle: www.ecoapocalypse.investments.com !   

Dipnot : Bu arada ENVER’e yani enerji verimliliğine de önem vermek gerek. ENVER Derneği’nin örütbağında ülkemizin Enerji Verimliliği Strateji Belgesi’ne de ulaşabilirsiniz.  

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)