• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

‘Planck trajedisi’

Ender HELVACIOĞLU

Profesör Max Planck (1858-1947)…

20. yüzyılın başında öncülük ettiği kuantum kuramıyla fizikte devrim başlatan büyük bilim insanı. Kendi adıyla anılan “Planck sabiti”ni ve “Planck ışınım yasası”nı bulan, 1918 Nobel Fizik Ödülü’nün sahibi Alman fizikçi.

20. yüzyılın ilk yarısında sadece Almanya’da değil tüm dünyada fizikçilerin saygın öncüsü, bilim topluluğunun tartışılmaz otoritesi…

Max Planck’ın 70’li yaşları, Almanya’nın kritik bir dönemine denk düşer: Hitler önderliğindeki Nazi partisinin politik iktidara yürüdüğü ve ele geçirdiği 1930’lu yıllar.

Planck muhafazakâr bir dünya görüşüne sahiptir. Daha doğrusu katıksız bir devletçidir; Alman milliyetçisidir. Bir diğer büyük fizikçi Max Born onun bu tutumunu, “Devlete hizmet biçimindeki Prusya geleneği onda derinden yer etmişti” diye ifade edecektir. Planck, Alman devletinin Alman bilimindeki timsalidir bir anlamda.

Planck, Nazizme karşıdır. Hitler’in “uçuk” fikirlerinin ve uygulamalarının Almanya’ya ve Alman bilimine zarar verdiğini düşünmektedir. Fakat Nazilerin hükümet etmeye başladıklarında ister istemez köklü Alman devlet gelenekleri tarafından dizginlenecekleri ve aşırılıklarından vazgeçecekleri görüşündedir. Dolayısıyla “uzlaşarak dizginlemek” biçiminde formüle edilebilecek bir muhalefet çizgisini benimser.

“Planck sabiti”nin “Planck trajedisi”ne dönüşüm süreci başlamıştır. Bu süreci birkaç simge olayla anlatalım.

***

3. Reich’ın ilk yıllarında saygın bir devlet araştırma kuruluşu olan Kaiser Wilhelm Gesellschaft’ın (KWG) başkanı olan Max Planck, bir enstitü açılışı dolayısıyla konuşma yapacaktır. Fizikçi P. P. Ewald olayı şöyle anlatıyor:

“Hepimiz Planck’a bakıyor, açılışta ne yapacağını görmek istiyorduk. Çünkü o sıralarda bu tür açılışlara ‘Heil Hitler!’ ile başlamak resmi bir tutum haline getirilmişti. Elini yarım yukarı kaldırdı ve sonra indirdi. Bunu ikinci bir kez daha yaptı. Sonra, nihayet, eli tamamen kalktı ve ‘Heil Hitler!’ dediği duyuldu.”

Planck, araştırma kurumunu tehlikeye atmamak için bunu yapmak zorunda olduğunu söyleyecektir. Olay 1934 yılında geçiyor. Oysa daha 1933’te, Nazi iktidarının ilk yılında, Alman bilim kurumlarında acımasız bir Yahudi tasfiyesi yaşanmış, Yahudi bilimciler Devlet Memurları Yasası ile işten çıkarılmış ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. İçlerinde, başta Einstein olmak üzere, Richard Caurant, Paul Hertz, James Franck, Erwin Schrödinger, Max Born, Fritz Haber, Hans Bethe gibi büyük bilimciler de vardır.

***

Planck gelişmelerden büyük kaygı duymakta ama bir orta yol bulma çabasının tek geçerli politika olduğunu düşünmektedir. Uzlaşmaya ve çatışmaları uzlaştırma çabasına devam eder.

Örneğin, o dönemde Almanya’yı terk ederek Nazilere karşı sert bir muhalefet çizgisi izleyen ve “vatan haini” ilan edilen Einstein hakkında, hem “onun büyüklüğü Kepler ve Newton’unkiyle karşılaştırılacak düzeydedir” deme cesaretini göstermekte, hem de bunu “Einstein politik çıkışlarıyla Akademi’nin kendisini kazanmasını imkânsız hale getiriyor” diyerek dengelemektedir.

Planck’ın KWG’nin başkanı sıfatıyla Hitler’i ziyaret etmesi ve aralarında geçen diyalog da simge olaylardan biridir. Planck, Hitler’i, Yahudiler arasında ayrım yapılması gerektiği, sırf Yahudi oldukları için bilimcilerin işten atılmasının, örneğin Einstein gibi büyük bilimcilerin kaybının Alman bilimine zarar verdiği noktalarında ikna etmeye çalışır.

Hitler nettir: “Bu doğru değil. Yahudi Yahudi’dir. Bütün Yahudiler kene gibi birbirlerine yapışırlar. Bir yerde bir Yahudi varsa diğer bütün Yahudiler hemen orada toplanırlar.” diyerek büyük bilim insanını azarlar.

Planck bir şeyler daha anlatmaya çalışırken, Hitler aniden konuyu değiştirir ve sesini gitgide yükselterek öfkelenir. Saygın bilim adamı “Benim için susmaktan ve çekip gitmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı” diyecektir.

Hitler bir süre sonra şunu da söyleyecektir: “Ulusal politikamızda, bilim adamları için bile olsa, bir yeniden düzenleme ya da değişiklik yapılamaz. Eğer Yahudi bilim adamlarının işten atılması çağdaş Alman biliminin yok olması anlamına gelecekse, o halde biz de birkaç yıl bilimsiz yapacağız demektir!”

***

Profesör Planck uzlaşmaya devam etmektedir. Nazilerin iktidar sorumlulukları altında akıllarını başlarına toplayacaklarına ve koalisyon ortakları muhafazakârlarca hizaya getirileceklerine inanmaktadır hâlâ. Bu talihsiz aşırılıklar kısa sürede geçip gidecektir.

Bir meslektaşının gelecek için duyduğu kaygılardan söz etmesi üzerine, şu yanıtı vermiştir: “Ah, aziz meslektaşım, aşırı şeyler düşünüyorsunuz. Eğer şu anda üniversite ortamı sizi memnun etmiyorsa, bir yıllık bir izin alın. Yurtdışına şöyle güzel bir araştırma gezisi yapın. Döndüğünüzde, şu anda yaşanan tesadüfî tatsız olayların yok olduğunu göreceksiniz.”

Bu tutumu sadece bir “hayal” olarak nitelemek yanlış olur. Bu uzlaşmanın bir temeli vardır. Çoğu muhafazakâr ve Alman milliyetçisi entelektüel, Nazilerin “aşırılıklarına” karşı çıkarken, aslında onların “büyük amaçlarını” paylaşmaktadır: Birinci Dünya Savaşı sonunda kırılan Alman onurunun yeniden kazanılması, Versay Antlaşması’nın getirdiği yüke son verilmesi, ortak çıkarlar için kişisel isteklerden vazgeçilmesinde özveri gösterilmesi…

Bu büyük amaçlar uğruna -gelip geçici olduğu sanılan- bazı aşırılıklara göz yumulmaktadır.

Uzlaşmaya, uzlaşarak engelleyebileceğini sanmaya devam etmektedir Max Planck.

***

Daha birçok ibret verici olay ve anekdot var, ama uzatmayalım. Bilim ve Gelecek dergisi Aralık sayısında bu süreci ayrıntılarıyla ele alacak. İlgilileri okuyacaktır. Fakat “Planck trajedisi”nin nasıl son bulduğunu aktarmadan da geçmeyelim.

Bu büyük bilim insanının yedi çocuğundan yaşamda kalan tek oğlu 1944’te Hitler’e suikast suçlamasıyla yakalananlar arasındadır. Naziler yaşlı Planck’a şu “basit” öneriyi getirirler: “Nazizme inanç ve bağlılık duyurusunu imzala, oğlun idamdan kurtulsun!”

Uzlaşmaya devam edemez Max Planck! (bu son tutumuyla biz onu her zaman saygıyla anmaya devam ediyoruz)

Duyuruyu imzalamayı reddeder. Oğlu idam edilir. Fakat bu olayı kaldıramaz, büyük acılarla geçen birkaç yılın sonunda o da yaşama veda eder (1947).

***

Tarihte hiçbir şey tekerrür etmez. Eğer ders çıkarılırsa…

Türkiye’nin değerli entelektüelleri, devleti ve orduyu “sınıflar-üstü” sanan ve aşırılıklar yapan iktidarların bu devletin “mecburiyetleri” ile hizaya sokulacağını düşünen, o aşırı iktidar devleti ele geçirdikçe devletçilikten ötürü o iktidara benzemeye başlayan aydınlarımız… Bari çocuklarınızın boynuna yağlı urgan geçirilmeden bu dersi çıkarın.

Planck’ın trajik anısına saygı adına…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.