• BIST 105.964
  • Altın 163,602
  • Dolar 3,9454
  • Euro 4,6655
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 3 °C
  • Adana 7 °C
  • Antalya 10 °C

Radikal aslında neden kapandı?

Haluk ŞAHİN

Türkiye'de olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki, haklı çıkmanın hazzını yaşamaya bile zaman kalmıyor. Tam anlatıp tadını çıkaracakken, yeni bir olay patlak veriyor ve gözler oraya dönüyor ve sizin haklı çıktığınız konu geri plana düşüp kayboluyor.

"Haklı çıkmanın hazzı"nı insani bir zaaf sayıp kaybına fazla hayıflanmayabiliriz. Ama daha önemli olan bir şey var:  Ders çıkarıp, öğrenme fırsatının kaçması. Onu kaçırmak, yaşananı değerlendirememek, boş bir kağıt parçasıymış gibi buruşturup çöp tenekesine atmak ciddi bir kayıp bence. 

Olaylar olgunlaşıp bir noktaya vardıktan sonra geçmişe bakıp ASLINDA ne olduğunu anlamak için çaba göstermek önemli. Şu hayhuy içinde kaçımız yapıyoruz ya da yapabiliyoruz, o da ayrı mesele!  Evet,  geçmiş iyi bir öğretmen olabilir!

                             ***

Bugün Radikal Gazetesi'nin tam kapanışına bu gözlerle bakmak istiyorum. "Tam" derken, kağıt versiyonundan sonra internette de varlığına son verilmesini kastediyorum. O zaman komaya girdiyse, şimdi son nefesini vermiş oluyor.

Radikal beni ilgilendiriyor, çünkü 15 yıl süreyle orada köşe yazarlığı yaptım. 2010 yılında oradan çıkarılışımın verdiği esinle bir de kitap yazdım: "Can Çekişen Bir Meslek Üzerine Son Notlar". (2011). O kitapta bazı düşünceler öne sürdüm, değerlendirmeler yaptım. İşte bana haklı çıkmanın hazzını yaşatanlar onlar... 

Geleceğin araştırmacılarına kaynak olacaktır. Meraklılarına tavsiyem, açıp okumaları; ne yazmışım, neler olmuş, nasıl haklı çıkmışım...

                              ***

2010 yılında Radikal başarılı bir gazete idi.  Günde ortalama 60-70 bin satıyordu ama,  ülkenin iç ve dış basında en çok alıntılanan gazetesi olarak çok etkiliydi. Sağcısıyla solcusuyla, Kürtçüsüyle Türkçüsüyle, Atatürkçüsü ve Osmalıcısıyla,  liberali ve anarşistiyle, akıllısı ve delisiyle ilginç bir yazar kadrosu oluşturmuştu. Radikal okumak "aydın" olmanın rozetlerinden birisine dönüşmüştü.

2007 seçimlerinde AKP' yüzde 47 oyla yeniden iktidar oldu ve Türkiye'nin uzun süre bu parti tarafından yönetileceği anlaşıldı.  Seçimlerden sonra, iktidarı destekleyen basında,  öncelikle Doğan Grubu  tarafından  temsil edilen merkez medyanın böyle devam edemeyeceği, mutlaka değişmesi gerektiği yönünde yazılar çıkmaya başladı.  Tepeden konuşuyorlardı: Üslup değişmeliydi, bazı yazarlar temizlenmeliydi...Hangi yazarlar diye soracak olsanız "Ergenekoncu yazarlar" derlerdi ama kimin Ergenekon'cu olduğuna onlar karar vereceklerdi!

Bu kampanyanın orkestra şefliğini Zaman gazetesinin başındaki Ekrem Dumanlı yapıyor, gazetenin müstear adlı popüler yazarı Taha Kıvanç da magazinel malzemeyle destek veriyordu. Konu diğer köşelere de düşmüş, "eski basın"dan  kimlerin gitmesi gerektiği, ya da gideceği üzerine yazar-totolar bile oynanmaya başlanmıştı. (Benim adım da o listelerde gidecekler aradında anılmıştı!)

                                         ***

Ancak konu,  magazinel boyutun çok ötesinde önem taşıyordu, çünkü aslında İslamcılarla Cumhuriyetçiler arasındaki asırlık hegemonya mücadelesinin son evresiydi yaşanan.

O tarihte, Nurcu kökenli Fethullah Gülen Cemaati ile Nakşi kökenli Milli Görüş artığı ekip iktidarda sıkı bir koalisyon olarak hareket etmekteydi.

Aralarında, adeta Marksist kuramdaki "altyapı/üstyapı" ayrımına denk düşen bir  iş bölümü oluşmuştu. Recep Tayyip Erdoğan'ın yönetimindeki grup daha çok ekonomik, finansal, girişimsel, özetle "akçalı işler" üzerinde odaklaşırken, Cemaat medya, eğitim ve kültür hayatı gibi üstyapısal konulara yoğunlaşıyordu. Uzun yıllardır yatırımlarını bu alana yapmışlardı, bu alanda  uzmandılar.  Ne isterlerse kendilerine veriliyordu. Zaten tarafların arasında su sızmıyor, Cemaat medyası diğer medya kurululuşlarına yönelik baskılar dahil her durumda hükümeti destekliyor, entellektüel birikimini hükümetin emrine veriyordu. Adeta 100 yıl sürecek bir ittifak kurulmuştu.

Bu çerçevede, hala tam kontrol altına alınamamış olan, çok satan ve etkisi olan Doğan Grubu gazeteleri önemliydi. "En büyük ödül" amiral gemisi Hürriyet idi kuşkusuz, ama etkili Radikal de mercek altındaydı. Medyada yaklaştığı söylenilen  büyük değişimden elbette onlar da nasiplerini alacaklardı. 

İktidarın gözünün üzerinde olduğunu bilen, baskısını sürekli hisseden, ancak diğer alanlardaki yatırımları nedeniyle zaafları olan Doğan Grubu, kendisini üçlü bir yöntemle savunmaya çalışmaktaydı: Durmadan yem isteyen iktidar ejderhasına arada bir yem atmak, iktidara yakın insanları önemli mevkilere getirerek diyalog yollarını açık tutmak, kendisini büyük sermaye içine konuşlandırarak gölgesinin daha büyük görünmesini sağlamak.  

Zamana oynuyordu da diyebiliriz.

                       ***

Bir süredir grubun bünyesinde bulunan Cemaat kökenli Eyüp Can'ın korunup kollanmasını, adeta Hürriyet'in başına getirilecekmiş sanrısının yaratılmasını ve sonunda Radikal'in başına getirilmesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Yukarda işaret ettiğim  savunma yöntemlerinin üçünü de içerir: Hem ejderhaya yeni yemler vermenin bahanesini, hem iktidara yakın durmanın kanıtını, hem de büyük sermayenin sıcak gölgesinde oturmanın güvencesini oluşturacaktır Can! 

Aslında, o konjonktürde bakıldığında gayet akıllıca stratejik bir hamledir. Bir taşla üç kuş!

Nitekim Eyüp Can göreve gelir gelmez, yaklaşmış olan "yetmez ama evet" referandumunda "hayır" oyu verilmesini savunun üç yazarını (Türker Alkan, Mehmet Ali Kışlalı ve ben) ejderhaya yem olarak atmış, "sokak yazarlığı" gibi saçma sapan bir fikri savunup, Radikal gazetesinin başarılı formülünü bozarak onu kaçınılmaz sonuna doğru ilerleyen yola çıkarmıştır. 

Ama kaçınılmaz sonun temel nedeni, hiç kuşkusuz, profesyonel yetersizlik ya da teknolojik dönüşüm değil, konjonktürün değişmesi, Cemaat ile AKP'nin kavgaya tutuşmasıdır.  

Doğan Grubu'nun bir dönem bir çeşit kurtarıcı olarak sarıldığı, kendisine özel ekonomi gazetesi çıkardığı, Hürriyet'te köşe verdiği Can bu süreçte, İngilizlerin deyimi ile, kızgın kestaneye dönüşmüştür. El yakmaktadır. İktidar yanlısı yeni medya Can'ı FETÖ'nün Doğan grubundaki ajanı ilan etmekte, kellesini istemektedir. 

Yem olmak sırası ona gelmiştir!

İktidar-Cemaat kavgasının çılgın sularında rotasını kaybedip sürüklenen, etkisini yitiren gazete hem okur, hem para,  hem de itibar kaybı ile,Doğan grubu açısından varlığını sürdürmesinin son gerekçesini de yitirmiştir:  

Hangi işlev mi? Ejderhaya atılacak yeni yemlerin fidanlığı işlevi! Her kuşun etinin aynı lezzette olmadığını en iyi ejderha bilmektedir! Radikal artık taşımaya değmez bir yüktür!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)