• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Rakıyı meze ile içen, ama rakı mezesi olmayan büyük Aşık...

Nahit DURU

"Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe .yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan."

Bu sözler 25 Ekim 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde gözlerini dünyaya açan, bugün doğum günü olan Aşık Veysel lakaplı, Veysel Şatıroğlu'na  ait.

Veysel 7 yaşına geldiğinde Şarkışla yöresinde yaygınlaşan Çiçek hastalığı nedeniyle iki kız kardeşini yitirir. Kısa bir süre sonra kendisi de bu hastalığa yakalanır.  Yaşamını yitirmez ama, iki gözünü kaybeder.

Anne Gülizar ile çiftçilik yapan babası Ahmet, Veysel'e oyalanması için bir saz alırlar...

Veysel önceleri başka ozanların türkülerini çalıp söyler... Daha sonra, sözü ve müziği kendisine ait türküler yakar. 

Veysel 36 yaşına geldiğinde Sivas Merkezde bir şairler gecesi düzenlenir. Geceyi düzenleyen Sivas Maarif - Milli Eğitim - Müdürü Ahmet Kutsi Tecer'dir.

Veysel Şatıroğlu'na hayran kalan Ahmet Kutsi Tecer,  O'nu il il dolaşıp konser vermeye zorlar. 

İlk dönem Ahmet Kutsi Tecer'in ricası ile, il Maarif Müdürleri bu konserlere ön ayak olurlar. 

Veysel Şatıroğlu, kısa sürede Türkiye'de tanınır hale gelir. Yurdun dört bir köşesinde konserler vermeye, her ile ilçeye davet edilmeye başlar.

O artık, AŞIK VEYSEL'dir... 

Yıl 1967'dir.

Ankara'da Ruhi Su Bulvar Palas'ta; Esin Afşar, opera sanatçısı Pekin Kırgız karanfil sokaktaki Hattuşaş gece kulübünde halk ezgileri, türküler okumaktadır.

O günlerde, Aşık Veysel de Ankara'ya bir işi için gelmiş, itfaiye meydanında bir otelde kalmaktadır. 

Ve Tunalı Hilmi Caddesinde faaliyet gösteren Kulüp Beethoven'de Barış Manço'nun işi bırakmasının ardından, henüz şöhret olmamış bir genç, Cem Karaca sahne almaktadır. 

Beethoven kulüp Cem Karaca'ya rağmen iş yapamamaktadır. Karaca masraf az olsun diye orkestrasını İstanbul'a göndermiştir. O'na Bağcan kardeşlerin bir iki takviye ile oluşturduğu orkestra eşlik etmektedir. 

Kulübün sahibi Bağcan kardeşlerin en büyüğü Savaş Bağcan bir iki dostu ile Aşık Veysel'in kaldığı otele giderler.

Veysel yoktur.

Saat 23 sıralarında gelen Aşık'a, Savaş Bağcan " Sizinle konuşmaya geldik" der. "Peki yeğen" yanıtını alınca otel odasına çıkılır  ve ufak ufak demlenilirken konuşulur. 

Savaş Bağcan kulübü anlatır. Cem Karaca diye bir gencin sahne aldığını, çok iyi sesi olduğunu, ama, rakiplerin Ruhi Su, Esin Afşar, Kırgız Pekin  gibi güçlü ve tanınmış isimleri çıkarması nedeniyle işlerin azaldığından yakınır. İş de teklif eder bu arada... 

Sabaha karşı Aşık Veysel, Savaş Bağcan'a akşam saat 22.00 gibi gelip kendisini almasını söyler,

Savaş oldukça umutludur. Hele önereceği aylık da yabana atılır cinsten değildir. Milletvekili maaşının neredeyse 5 katı...

O gece Veysel Şatıroğlu için özel masa kurulur... Cem Karaca sahne alır. Önce Cem Karaca şarkıları söyler, sona doğru da Aşık Veyseli'in türkülerini rock tarzında seslendirir. Ve programını, Aşık Veysel'in "Uzun İnce Bir Yoldayım " türküsü ile sonlandırır.

Cem Karaca sahnedeyken,kimseyle konuşmayan, birşey yemeyen , yalnız rakısından bir kaç yudum alan Aşık, bu türkü okunurken çok duygulanır. Zaman zaman mırıldanır. Belli ki, eserinin rock tarzında okunmasından mutlu olmuştur. Beethoven kulübün konukları Cem'i alkışlarken, Aşık Veysel için tempo tutarlar. Veysel onları selamlar, ancak, sahneye çıkmaz.

Artık gecenin sonuna gelinmektedir. Masaya Cem Karaca da gelmiştir ve Savaş Bağcan ne düşündüğünü sorar. Veysel, gece kulübünü çok beğendiğinden, hizmetin çok iyi olduğundan dem vurarak şöyle devam eder:

" Bu delikanlı, adı Cem değil mi? Büyük bir sanatçı olacak. Sesi, tarzı mükemmel. Türkiye bu sesi dinleyecek. Bu çocuğa sahip çıkın"

Savaş, Sezer, Sertel kardeşler, program yapma konusundaki düşüncelerini merak ederler. Savaş Bağcan, Veysel'e yolda, kabul ettiği takdirde vermeyi düşündükleri ücreti de söylemiştir.

Herkes şimdi Aşık'ın kararını beklemektedir. Aşık Veysel durumu kavrar ve bir parça beyaz peynir alır, arkasından bir koca yudum rakı ve "yeğenim" diye söze başlar:

" Yeğenim, kulüp çok güzel, siz çok iyi insanlarsınız. Ancak kabul edemeyeceğim." diye devam ederken, " neden" sorusu gelir. Aşık Hiç düşünmeden kendine özgü şivesiyle yanıt verir:

" Bak yeğenim, ben bu namıssız rakıyı hep mezeyinen içtim. Ama hiç rakı mezesi olmadım..."

Söylenecek söz bırakmamıştı Aşık Veysel...

Savaş Bağcan çok üzülmesine rağmen, bir yandan da mutluluk yaşamaktadır. O an dudaklarından şu sözler dökülür:

" Boşuna Aşık Veysel olunmuyor...."

Oteline bırakılır.

Bugün onun doğum günü. Aşıklar, ozanlar, Kültür Bakanlığı yetkilileri O'nu anarlar mı, anımsarlar mı bilmem. Ama bire bir yaşadığım bu olay ile büyük ozanı, Aşık'ı anmak, O'na rahmet dilemek istedim.

Işıklarda uyusun, mekanı cennet olsun...

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.