• BIST 104.539
  • Altın 163,342
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 10 °C
  • Adana 9 °C
  • Antalya 11 °C

Recep İvedik'in aynasındaki Türkiye

Recep İvedik'in aynasındaki Türkiye
Mizah filmlerimiz ve Türkiye üzerine değini…

Zahit ATAM

• Türkiye’de mizah geçmişe göre çok daha fazla argo kullanıyor ve geçmişe göre çok daha fazla cinselliği kullanıyor…

• Mizah filmlerinin geçmişine baktığımızda, geçmişte çok daha fazla hikayeye ve sosyal mesaja önem veriliyordu: Mizah da hikâyeden çıkardı, şimdi ise olay öne çıktı ve hikâye arka planda kaldı… hatta hikayenin hepsi bir incir çekirdeğini doldurmayacak öğelerle şekillendiriliyor. Geçmişte süreç öncelikliydi, şimdi eksantrik tipler ve aşırı hareketler…

• Şimdi normalde insan içinde ayıp sayılan şeyler, mesela osurmak, mesela “göt ve türevleri ile” ilgili espriler sözler ve cinsel olarak temas gibi unsurlara mizah da ya yer verilmez, ya da örtük gönderme ile yapılırdı. Ama şimdi bu sınırlar çok daha kolay aşılıyor, bunun bir nedeni mizahın kendisinden zaten arsızlaşmanın beklenilmesidir… Recep İvedik arsızlaştıkça daha çok prim yapıyor örneğin…

• Bir başka nedeni de toplumsal olarak terbiye ve nezaket kurallarının çok daha fazla ve yaygın olarak çiğnenmesidir. Hatta bu kuralların ve terbiyenin sınırlarının aşılmasında şimdi kadınlar da ciddi oranda rol alıyorlar. Gençlerin ve çocukların esprilerinde ne yazık ki galiz sözler yer alıyor ve hatta bunlar normal karşılanıyor. Nezih okulların öğrencileri, mesela ünlü liselerin öğrencileri de kızlı erkekli masalarda durumlarını anlatırken küfür olarak değil, normal sohbetin bir parçası olarak küfürü kullanıyorlar. Ama bundan başka günümüzde sinema için üretilen film ile sinema için üretilen film arasında büyük farklar var, günümüzde sanat filmlerinde dahi çok daha fazla küfür kullanılır ve bunlar olağanlaştırılır, mizah filmleri bu yüzden bunlara çok daha fazla ve hatta aşırı düzeyde yer verir… Sanat filmlerinde şimdi sen bu kızla yatıyor musun, out oldu, onun yerine harbi olması için “şimdi sen bu kızı sikiyor musun?” diyalogun olağan parçası gibi kullanılıyor.

• Bir başka önemli unsur, geçmişte olumlu kadın tipi evli kadına göre ayarlanırdı. Evli kadından belirli namus ve ahlak kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalacağı beklenirdi, bu nedenle bu filmlerin seyircisi de aile olduğu için filmlerin kendisi de ailenin ideal kimliğine göre kurulurdu. Oysa günümüzde aile ideal seyirci tipi değil, bunun yerine gençler ve hatta ergenler filmlerin seyircisi durumunda, o gençler ve hatta ergenler ise sinemaya bir tür cam ekranda görmediklerini görmeye gidiyor. Böylesine bir farklılaşmanın sonucu olarak “kötü ya da dışkı” üzerine olan söylem genişliyor ve bu anlamda ekranda sıkı sıkıya konulan kurallar beyazperde de kasıtlı olarak deliniyor. 

• Cem Yılmaz filmleri ile Şahan Gökbakar filmleri arasındaki en temel farklar da bu toplumsal değişmenin sonuçlarından etkileniyorlar. Cem Yılmaz filmlerinde çok daha fazla hikâye var. Şahan Gökbakar’ın filmlerinde ise tipleme ve aşırıya gitme, eşek şakası ve agresif, yırtık ve hatta yoldan çıkmış tip olarak, görünümünden sözlerine, hareketlerinden sosyal kimliğine kadar dibe vurmuş bir tip üzerinden filmler yapılıyor. Sonuçta Recep İvedik daha büyük bir seyirci kitlesine sesleniyor.

• Bu anlamda ikisinin de ürettiği tip sevimli değil, tam aksine Cem Yılmaz’da avantacı birinin, bir koyup üç almaya çalışan birinin üzerine kurulan hikayeler… 

• Şahan Gökbakar’ın filmlerinde ise düpedüz yoldan çıkmış, toplumsal hayata uyum sağlayamamış, hatta toplumsal kurallar ve normlarla çatıştığı için olay yaşanan tipin üzerine kuruluyor filmler… 

• Bu anlamda şunu rahatlıkla görebilirsiniz: bir hastasını kaybettiğinde, ya da bir hastası iyileşmediğinde, doktora saldıran ve hatta doktoru öldüren tipin ön-hazırlığı gibi Recep İvedik… ama işler öylesine farklılaştı ki iki akademisyen aynı sekretere ilişkin fantezi üretti, bir akademisyen diğerini üniversite odasında boğazladı… işte size Recep İvedik için ön-toplumsal hazırlık ve ilginç tipler geçidi ve acayip gerçeklik dünyası olarak Türkiye… 

• Bunun sayısız çeşidi var, örneğin, hali vakti yerinde bir insanın, kendi çocuğunu haksız yere okul birincisi yapmak için giriştikleri… 

• Ya da Ali Ağaoğlu tipinde bir burjuva, zengin ve soytarı tipli işadamı eğer günümüzde bir popüler imge ise…

• Bunun sinemasal karşılığı da olmalıydı: Sinemada bu tip insanlar karşımıza çıkmadan önce hem siyaset arenasında, hem de spor dünyasında ve hatta sanat dünyasında bu tipler yıllarca medyatik isimler haline geldiler, sonrasında ise giderek yoldan çıkmış ve huzur ve asayiş için tehlikeli tipler beyazperde de anlatılmaya başlandı. Örneğin Hülya Avşar’ın Berlin in Berlin filmindeki mastürbasyon sahnesi afiş olarak hazırlandı ve duvarlara korsan olarak yapıştırıldı vakti zamanında.

• Toplumsal normların yıkıldığı bir düzen içinde yaşadığımız için, sinemamızda en çok iş yapan tipin de Recep İvedik olması şaşırtıcı değil. Üstelik Recep İvedik tekil bir fenomen değil. Çünkü benzerlerini başka çok iş yapan mizah filmlerinde de görmekteyiz. 

• Geçmişte mizah fenomeni olan oyuncular bir sosyal hizmet görüyorlar ve filmlerinde ise sosyal mesajlar veriyorlardı. Bugün ise bu tip mesajlar filmlerde istenmediği gibi, aksine olması da kötü bir unsur olarak görülüyor. Normal-dışının ve hatta normal karşıtının başrole çıkması ve insanların “olumsuzu ve kötüyü ve argoyu” normal hale getirip kendilerini iyi hissetmesi olarak Recep İvedik: uygarlıktan nasibini almamışın uygarlığa duyduğu hıncı anlatır. 

• Aynı şey siyaset arenasında saldırgan, küfürbaz ve hakaretamiz söylemin Türkiye’de yaygınlaşması ile arasında bağ olması son derece olağandır ve böylesi bir toplumsal gelişmenin ardından mizah da kabuk değiştirmiş, yolunu bulmuş, gayri ahlaki de olsa malı mülkü yığmış insanların döneminde, uygarlık ve moral değerler altüst olmuştur. 

• Dolayısıyla mizah aynı zamanda çalışan üreten ve öğreten insanların mekânından çıkıp, bizzat bunu yapan insanlarla alay etmeye yönelmiştir. Şöyle düşünelim, İlber Ortaylı Cumhuriyet gazetesine bir röportaj verdi: Türkiye’yi cahiller mi yönetiyor diye soruldu, yanıt olarak “Türkiye’yi zaten cahiller yönetiyor da, görgü ayrı bir şey” diye yanıtladı. Ama sonra dediklerini yuttu: işte cahilliğin hoyratlığın kabalığın bir zaferi daha, sonuçta görgüsüzlük ve arsızlık en ileri düzeylerde bile meşruiyetini gücünü ve egemenliğini kabul ettirmiş durumda. Hatta görgüsüzlük, övgü anlamında harbilik olarak kodlanmış durumda.

• Sonuç olarak Recep İvedik eğer kütüphanede çalışmaya başlarsa, giderek kitap okumayı sevmez, tam aksine çalıştığı kütüphanenin kitaplarını satmayı ve avantadan para kazanmayı seçebilir. 

• Bu bir toplumsal kabuk değiştirmedir, bunun için örneğin, 1980’lerde bir bakanın bizzat bakanlık odasında rüşvet alması, 1990’larda bizzat gizli kamerayla Türkiye’nin canlı yayında yayınlanan bir toplantıda iki tane bakanlık danışmanının bir burjuva adayına bir yerin kullanımının verilmesi karşılığında rüşvet istemeleri, 

• 2000’li yıllarda bizzat Maliye bakanlarından birisinin kendi şirketlerinin vergi borcunu kaldırmak için, vergiye ilişkin yasada özel ve geçici madde koydurması gerekirdi. 

• Normların sarsıldığı bir ülkede, mizahın da yoldan çıkmışları merkeze koyması, sosyal eleştiri ve bilince değil de, avantacılığını ve çalışmadan/üretmeden kazanmanın rahatlığı ve hatta gizli “güzelliği”ni anlatmaları ve bunun için de cerahatli ürünlerini starlık için kullanmaları normaldir. Bir koyup üç almanın hudutları meselesinde Milli piyango talihlilerini araştırın, bakalım hangi hikayeler çıkacak, kurumsal hilelerden, talihlinin milyonlarla neler yaptıklarına kadar.

• Recep İvedik filmlerini bu toplumun bilinçdışı olarak görmek gerekir: Bu anlamda öyle kenarda köşede kalmış gazeteleri değil, örneğin merkez gazeteler olan Hürriyet-Milliyet gazetelerinin yıllar boyunca eklerini tarayarak bu filmlerin nasıl hazırlandığını ve sosyal düzenin nasıl bir yıkım geçirdiğini görebilirsiniz. Recep İvedik, esasen televizyon ekranı karşısında kurulmuş bir şeydir, yani yıllarca özel kanalları seyretmiş bir oyuncunun öğrendiklerini sergilemesi olarak okumalısınız ve bu gerçektir: Şahan özel olarak medya-takipçisi bir insan olarak ergenlik yıllarını yaşamıştır.

• Bu sosyal yıkım sürecinde gördüğümüz en temel unsur, sinemada bunu yapan insanların, bir zamanlar nasıl meclis çatısı altında çiğ köfte partisi yapmışlarsa, şimdi de sinemada japon çiğ balığı yenilen yerde sevgilisinin üzerine kusması da normaldir. 

• Eğer metrobüs hareket halindeyken ona şemsiye ile vurarak kaza yaptıran halktan bir figürümüz varsa, sinemamızda en çok iş yapanlardan birisinin Recep İvedik olması olağan değil midir?

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)