• BIST 104.001
  • Altın 145,411
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 23 °C

Reşat Nuri Güntekin yapıtlarında Anadolu

Reşat Nuri Güntekin yapıtlarında Anadolu
Yazar Pınar Kür’ün “Reşat Nuri’nin Yaprak Dökümü’nü son derece gerici bulurum ben” demesine çok şaşırmıştım. Yaprak Dökümü romanını böyle nitelemek gerçekçi ve doğru gelmemişti bana...

Birkaç yıl önceydi; Yaprak Dökümü dizisinin ortalığı kasıp kavurduğu zamanlar... Milliyet gazetesinin bir röportajında; Yazar Pınar Kür’ün “Reşat Nuri’nin Yaprak Dökümü’nü son derece gerici bulurum ben” demesine çok şaşırmıştım. Yaprak Dökümü romanını böyle nitelemek gerçekçi ve doğru gelmemişti bana...

Tahir Şilkan

Ölümünün üzerinden 60 yıllık bir süre geçmiş olmasına karşın Reşat Nuri Güntekin,  en bilinen, en çok okunan yazarlarımızdandır. Bu yaygın okumanın; onun belli kitaplarıyla sınırlı olduğunu düşünüyorum. Sinema ve televizyona birçok kez uyarlanan, Çalıkuşu, Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe, Acımak, Bir Kadın Düşmanı ile Damga ve Değirmen...

Reşat Nuri Güntekin okuması yaparken en sona bırakıp okuduğum romanı, tam o sıralarda bir gençlik dizisi olarak televizyonda yayınlanan “Kavak Yelleri” romanıdır. Daha doğrusu ben, dizinin, Reşat Nuri Güntekin’in romanından uyarlandığını düşünüyor, pek matah bir şey olmayan diziden dolayı kitabı okumayı erteliyordum. Sonra kendime çok kızmıştım; Kavak Yelleri romanının TV dizisiyle milyonda bir ilgisi olmadığı gibi en güzel Reşat Nuri romanlarından biriydi.

İNKILÂP ANADOLU’SUNU SERGİLEYEN KİTAP

Reşat Nuri Güntekin’in en görkemli eserlerinden birinin “Anadolu Notları” başlıklı gezi notları olduğunu düşünenlerdenim. Gerçi Anadolu Notları’nın birinci cildi yayınlandığı zaman “Güzel Memleketimizi, İnkilâp Anadolu’sunu kötü gösteriyor diye...” eleştirilmiştir ama okuduğunuz zaman, Reşat Nuri Güntekin’in çok gerçekçi bir Anadolu panoraması çizdiğini göreceksiniz.

   Reşat Nuri Güntekin, Anadolu Notları’nda, Anadolu insanını gerçekçi bir biçimde bütün halleriyle ortaya koyar. Dürüstlüğü-sahtekârlığı, dostluğu-düşmanlığı, cömertliği-cimriliği, yardımseverliği- umursamazlığı, yoksulluğu-zenginliği, ahlaksızlığı ile bütün hallerini anlatır. Örnekleyelim:

”Bir Ticaret Kervanı” başlıklı anısında; iki köylünün eşeğe yükledikleri iki sepet kayısıyı Konya Ereğlisi’nden Adana’ya satmaya götürmeleri anlatılır. Yazarın arabası arızalanmış, şoför patlayan lastiği değiştirmekle uğraşmaktadır.  Yazar bulundukları tepeden uzak düzlükteki Adana’ya bakmaktadır. Yazar endişelidir, güneşin batmasıyla akşamın hüznü çökmüştür, gece olmadan Adana’ya varıp rahat bir yatakta yatabilmesi mümkün olacak mıdır? diye düşünmektedir.

Bu sırada, iki köylü, yükü oldukça hafif eşekle arabanın yanına gelip otomobilin tamirini izlemeye başlarlar.

Yazar,  köylülerle konuşmaya başlar:

“ --Ağalar; nerden geliyorsunuz bakalım böyle?
  --Konya Ereğlisi’nden...
--- Nereye gidiyorsunuz?
---Adana’ya...
---Ereğli’den ne vakit çıktınız?
---Eh, var iki, üç dört gün...
---Adana’da ne yapacaksınız?
 ---Hiç... Sanki biraz malımız var da satacağız...
 
---Bu sepetlerde ne var ağalar?
---Kayısı... Bizim oranın yemiş güzel olur da...
--- Bunları, Ereğli’de satamaz mıydınız? Bu kadar yolu göze aldınız.
---Ereğli’de ne para edecek ki?”

Köylülerin iki sepetle eşeğe yükledikleri kayısıların birazı yolda çürümüş, birazını kendileri yemiş, ellerinde sekiz, on okka kayısı kalmıştır. Bu kayısıları yazara satmak isterler, yazar da hiç bir pazarlık yapmadan bütün kayısıları yüz otuz ya da yüz kırk kuruşa satın alır. Köylüler pazarlık yapmadan mallarını alan yazara birçok kez hakkını helal etmesini söyleyerek, eşeğin yönünü değiştirip Ereğli’ye doğru geri dönerlerken arabanın tamiri biter. Yazar, kendisinin gece olmadan Adana’ya varamama korkusundan dolayı utanç duymaktadır.

 Arabanın şoförü yazara seslenir:
 “---Köylüler, sizi aldattılar bey, biraz dayansaydınız, kayısıları bir liraya alırdık...”

untitled-2.jpg

AHLAKSIZLIĞI BECEREMEYEN ANADOLU
 
Reşat Nuri Güntekin, Anadolu Notları’nda 9 ayrı yazıda “para” üzerine düşüncelerini açıklar. Bu yazıların üçü “Köylüde Para Fikri” başlığını taşımaktadır. Yazıların birinin başlığı “Şantaj”dır. 

Bu yazıda, yazar, Bolu’dan Adapazarı’na giderken Hendek ilçesi yakınlarında arabalarının çamura saplanıp kalmalarını hikâye eder. Araba yolda kaldıktan sonra şoför, orada yakında bekleyen bir yaşlı köylüye seslenerek mandaları getirmesini söyler. Arabanın çamura saplanmasına kendi ısrarının yol açtığını düşünen yazar, “Yakında köy de yok ne mandası?” der. Şoför: “Beyim bunlar ne çarıklı bezirgandır. Arabaların nerede çamura saplanacağını bilir ve kapana kısılmalarını beklerler sonra da kurtarıp ne koparırlarsa insaflarınadır.” Cevabını verince, olanları Reşat Nuri şöyle anlatır:

“... Bir pazarlık ve şantaj hazırlığı sezerek endişelendim. Köylü beş altın dese tarlada gecelemektense istediği haracı verecektik. Köylü işi biraz ağırdan alıyor, surat asıyordu. Şoförün ısrarı ve benim --Hadi babacığım, davran demem üzerine, köylü:
---Bak efendi, sana söyleyeyim arabayı kurtarırız amma ben bu adamı değil seni tanırım. Parayı senden alırım.
---Peki ne istiyorsun söyle?
---Arabayı çıkarırız, evvel Allah sayesinde  amma yirmi beş kuruşunu alırım.
Kendimi tutamayıp güldüm. Adam beni azarladı ve:
---Gülecek ne var? ..Akşama kadar soğuktan anam ağladı... İşine gelirse...”
Yazar bu bölümü şu sözlerle bitirir:
“Efendi Anadolu... Boşuna yorulma. Sen ahlaksızlığa karar verdiğin zaman da beceremiyeceksin.”

Reşat Nuri Güntekin, Anadolu insanının konuklarına ikramda bulunması geleneğine ilişkin dinlediği bir hikâyeyi anlatır:

“...Bir memur, galiba Erzincan köylerinden birinde şiddetli yağmur nedeniyle bir köylünün kulübesine sığınmış. Adamcağız, etrafına bakmış, ikram edecek bir şey bulamayınca:
---Efendi, kusura kalma... Kahvem yok... Sana bari biraz oynayıvereyim, demiş ve türkü söyleyerek oynamaya başlamış...”

SALGINI DURDURMAK İSTEYENE CEZA

Reşat Nuri Güntekin, edebiyatımızın gerçekçi hikâyecilerin başında gelir. “Salgın” öyküsünde, bir köy öğretmeni benzerine bugün de rastlanacak dramını anlatır.

Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu ve Yeşil Gece romanı ile Salgın öyküsünde  taşrada görev yapan öğretmenleri anlatır. Üç öğretmenin farklı yetişme koşulları ve özellikleri olmasının yanında  benzerlikleri de çarpıcıdır. Gerçekte bu üç anlatısında Reşat Nuri bugünü anlatmaktadır. Son 65 yılda giderek tüm toplum yaşamına egemen olan dinsel gericiliğin beslendiği kaynağı anlatan eserler olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.

Salgın uzun öyküsünde; köy öğretmeni, görev yaptığı köyde ortaya çıkan ve çocukların birbiri arkasına ölmesine yol açan hastalığın bulaşıcı olduğunu düşünerek Kaymakamlıktan yardım istemektedir:

“... Karlıbel köyünün öğretmenliğini yapıyorum. Köyümüzde bir salgın hastalık baş gösterdi. Hastalar şiddetli ağrı, ateşle yatağa düşüyorlar, öksürdükçe ağızlarından parça parça kan geliyor. Üç dört gün sonra da ölüyorlar Ben bulaşıcı olduğunu söyleyip köylülerden sakınmalarını istesem de, köylüler ‘biz çok şükür Müslüman insanlarız. Hastadan iğrenmek günahtır.’ diyorlar. Okulun eski öğretmeni olan imam da onları benim aleyhime kışkırtıyor.    ”imanımızı diri tutalım; kimbilir ne günahımız var ki, Allah bu belayı gönderdi” diyor. Bu dağ tepesinde bütün dünya ile alakasını kesmiş, garip, fakir köylülerin ne günahları olur. Sadece cehalet ve o suçun sorumlusu da onlar değil... Şimdi köyde tek yapılan tedbir hastaları hocaya nefes ettirmek ve bu belayı def etmek için dua okumak. Nahiye müdürüne gittim. Durumu anlattım. Tamam dedi ama ne doktor geldi ne de sağlık memuru. Ondan ümit kalmadığı için sizin merhamet ve şefaatinize sığınıyorum. Bir köyün öksüz evlat gibi yüzüstü bırakılmasına ve hastalıktan kırılmasına ne kanun ne de vicdanınız razı olmayacaktır...”

Uzun hikâye sonunda köyde ölenlerin sayısı otuzu geçecek ama köye sağlıkçı gitmeyecektir. Doktor ve sağlıkçı yerine köye öğretmene tebliğ edilmek üzere şu yazı gönderilecektir:

“... Adi bir mevsim hastalığını helak edici bir salgın şeklinde haber vererek, halkı dehşete düşürdüğü, devlet dairelerini ihmal ve salgının yayılmasına meydan vermekle itham eylediği, dairelerdeki kişileri üst makamlara şikayet etmek suretiyle fitne” ve fesat çıkardığı... için Karlıbel köyü öğretmeni Cevdet efendiye kesin ihtar ve onbeş gün maaş kesme cezası verilmiştir...” 

Mektup köye postayla gönderilecek, buruşmuş, kirlenmiş ancak açılmamış halde üzerindeki şu notla iade edilecektir.

“Muallim Cevdet efendinin bir buçuk ay evvel bilinmeyen bir hastalıktan dolayı vefat ettiği anlaşılmış olmakla iade edilmiştir.”

 70 sayfalık hikâyenin tümünü okuduğunuzda anlatılanın sizin hikâyeniz olduğunu anlayacaksınız.

PINAR KÜR’ÜN GERİCİ BULDUĞU “YAPRAK DÖKÜMÜ”

Birkaç yıl önceydi; Yaprak Dökümü dizisinin ortalığı kasıp kavurduğu zamanlar... Milliyet gazetesinin bir röportajında; Yazar Pınar Kür’ün “Reşat Nuri’nin Yaprak Dökümü’nü son derece gerici bulurum ben” demesine çok şaşırmıştım. Yaprak Dökümü romanını böyle nitelemek gerçekçi ve doğru gelmemişti bana...

Çünkü; kişilerine sevgiyle sokulan bir romancıdır Reşat Nuri. Genellikle onların gerçek yaşamlarındaki en belirgin özelliklerini yitirmeden yansıtmaya çalışır. Gözlem yeteneği, yaşama çok geniş bir perspektiften bakma olanağını sağladığı için romanları geçiş dönemi yaşayan ülkemizden “insan manzaraları” çizme başarısına ulaşmıştır.

Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikâyeleri” ile hikâyede yaptığını romanda yapan, romana Anadolu’yu sokan ilk romancımızdır. Çalıkuşu romanında;  gerçekçi bir bakış açısıyla, “Sen ne güzel bulursun/ Gezsen Anadolu’yu/ Dertlerden kurtulursun/ Gezsen Anadolu’yu/ Billur ırmakları var/ Buzdan kaynakları var/ Ne hoş toprakları var/ Gezsen Anadolu’yu.” şiir ve okul şarkısında olduğu gibi bir Anadolu değildir anlattığı, gerçek Anadolu’dur.

 Reşat Nuri Güntekin, yıllar sonra Mahmut Makal’ın “Bizim Köy”ünde bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilen Anadolu gerçeğini  yıllar önce anlatmıştır. Yoksulluk, susuzluk, kıraç, verimsiz topraklar, topraksızlık, cehalet, dinsel gericilik, tutuculuk, bit, tahta kurusu dolu evler, yataklar, tuvaletsiz, susuz köyler... Babasının asker doktoru olması nedeniyle dolaştığı Anadolu’yu bir de Milli eğitim müfettişi olarak dolaşmış, hem roman ve öykülerinde hem de “Anadolu Notları”nda anlatmıştır.

Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu romanında; Fransız mektebi mezunu Feride’nin hayatını anlatır. Herkesin bildiği, en azından TV dizisinde seyrettiği hayat. İstanbul’da başlayan Bursa’da devam eden, en sonunda yine İstanbul’da mutlu sonla biten aşk hikâyesi ama fonda Anadolu, dinsel taassubun pençesindeki Anadolu insanları vardır. Tutucu kasaba ve köy insanlarının yanı sıra askeri doktor Hayrullah Bey gibi iyi insanlar da vardır ama azdır. Feride, güzelliği,  dürüstlüğü, insancıl yaklaşımıyla öncelikle öğrencilerinde sonra çevresinde olumlu değişikliler sağlamayı başaracaktır.

KUBİLAY’IN KATLEDİLMESİNİN İPUÇLARINI VEREN ROMAN

Reşat Nuri Güntekin, “Yeşil Gece” romanında ise İzmir’de bir kasabayı anlatır. Okumayanlar için söylemek isterim. Okuyunca göreceksiniz ki; 1928 yılında yayınlanan bu roman, tarihe “Menemen Olayları” olarak geçen yedek subay öğretmen Kubilay’in katledilmesi ile başlayan gerici kalkışmanın (1930) bütün ipuçları, Yeşil Gece’de anlatılmaktadır. Zaman Kurtuluş savaşı öncesi ve Yunan İşgali dönemidir. Ancak, Reşat Nuri Güntekin, büyük bir öngörüyle ülkenin geleceğine egemen olacak dinsel gericiliği 85 yıl önceden yazmış ve anlatmıştır.

Yeşil Gece’de Medresede din eğitimi almış aydın, dinin devlet işlerinde ve eğitimde yer almaması gerektiğini savunan  idealist Şahin öğretmenin hikâyesi anlatılır. Yeşil Gece, karanlık bir taassub ve hoşgörüsüzlük ortamında, Cumhuriyetin, bilimin, laik eğitimin ileriye doğru gidebilme çabasının hangi güçlüklerle karşılaşabileceğinin hikâyesidir. Anadolu’nun, artık İstanbul dahil bütün ülkenin üstüne kabus gibi çökmüş olan “irtica”nın 90 yıl önceden yazılan hikâyesi...

SANSÜRÜN KELİMELERİNE KARIŞTIĞI ROMAN

Reşat Nuri Güntekin üzerine yazdıklarım genelde övgüler içeriyor. Yazdıklarıyla bunu hak ettiğine inanıyorum. Okuduğunuz zaman çok önemli romanları olduğunu göreceksiniz. 40-45 yıl önce neredeyse bütün ortaokul ve liselerde “münazara”lar yapılırdı. Bu münazaralarda: sınıfın yarısı bir düşünceyi savunur, geri kalanları da tersini savunur ve çok rastlanan bir sonuçla “yanlış tezi” savunanlar, tezlerini iyi savundukları için münazarayı kazanırlardı.

 Türkçe, edebiyat derslerindeki “münazara” konularından başlıcasını,  R.N.Güntekin’in “Bir Kadın Düşmanı” romanı oluştururdu. 

Romanın kahramanı olan Homongolos’un ismiyle de anılan roman, bir dönem gençliğinin çok iyi bildiği bir hikâyenin konusuydu.

Reşat Nuri Güntekin, ilk romanını sansürden dolayı “Cemil Nimet” adıyla yazmıştır. “Gizli El” adını taşıyan roman, ”Dersaadet” gazetesinde tefrika edileceği ilk gün, tefrika sayfasında yalnız romanın adı vardır. Çünkü, roman sansüre uğramıştır. Sansür şefi ile yapılan görüşmede, romanda geçen “odun” sözü, Damat Ferit Hükümetinin odun skandalını anımsattığından yasaklanmış, yazardan “odun” yerine “afyon” yazması istenilmiştir. Yine yazıdaki “Nazır” ( bakan) sözcüğünün genel müdür olarak değiştirilmesi istenmiş, sansür sorumlusu Şemsi Efendi yazardan romanın konusunu öğrenince, “efendim hiç bu konu yazılabilir mi?” diyecektir.

Yazar, “Gizli El” romanında; vagon ticareti ve harp zenginliği olgusunu işleyerek kariyer ve yükselmek için yolsuzluk ve kara para yoluyla zenginleşmek isteyenlere alet olan Şeref efendinin hikâyesini anlatmak istemektedir. Sansür şefi, yazardan siz konuyu tamamen değiştirin, romanın konusunu “aşk ve alaka” yapın diyecektir. Yazar, sansür isteğini kısmen karşılayıp, romandaki aşk hikâyesini büyütecek ama anlatmak istediği hikâyeyi yine anlatacaktır.

REŞAT NURİ’DE DE ALEVİLERE YANLIŞ BAKIŞ

Reşat Nuri Güntekin, “Gizli El” romanında; ülkemizdeki egemen din anlayışının ve ideolojinin yüz yılları anlayışını sorgulamadan benimsemiş olması çok şaşırtıcıdır. Egemen mezhep ve din anlayışının iftiralara ve aşağılamaya dayanan, gerçek dışı yargılarını sorgulamadan devralan Reşat Nuri’nin bu tutumu, onun toplumu gözlemlemedeki nesnelliğini sakatlayan bir tutum olarak kaydedilmelidir. Bu önyargıları sorgulamayan Reşat Nuri ülkemizdeki milyonlarca Alevi yurttaşı üzecek ifadeleri romanına geçirecektir.

Reşat Nuri Güntekin’in baskısını bulamadığım için okuyamadığım, “Balıkesir Muhasebecisi” oyununda da benzer ifadelere yer veriyor.

Bu kusuruna karşın Reşat Nuri Güntekin, edebiyatımızda çok önemli izler bırakan, oyun, hikaye ve romanları bugün bile severek, heyecanla, merakla okunacak, okunduğu zaman da hem edebiyat tadı alınacak hem de ülkeyi tanıma, anlama konusunda insanımıza çok önemli katkı sağlayacak bir yazarımızdır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Kızılırmak - Karakoyun / Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-211 Eylül 2017 Pazartesi 12:36
  • Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-110 Eylül 2017 Pazar 19:15
  • Kütüphane sorunu08 Eylül 2017 Cuma 17:38
  • Batmayan güneşe yazılan tarih: Suriye08 Eylül 2017 Cuma 15:13
  • Sinema tek ses, tek yürek direniyor!07 Eylül 2017 Perşembe 17:50
  • Deyrezzor: Direniş05 Eylül 2017 Salı 15:03
  • Hama gerçeği ve General Velid Abaza03 Eylül 2017 Pazar 19:36
  • Zennupya: Direnişin kadını31 Ağustos 2017 Perşembe 22:23
  • Artvin'e sadakat25 Ağustos 2017 Cuma 11:30
  • Helâlci sendika Konfederasyonu...24 Ağustos 2017 Perşembe 19:22
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)