• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 18 °C

Rezil bir sürecin anatomisi

Rezil bir sürecin anatomisi
İmralı tutanaklarında Roboski, Gezi Deirenişi, 17-25 Aralık ve Özgecan cinayetinde Öcalan'ın tavrı, AKP ile PKK arasında sürdürülen sürecin nasıl 'kirli' bir ittifak olduğunu da ortaya koyuyor.

Başlık birçoğunuza ‘ağır’ gelecektir gayet normaldir, yalnız muhalif medya olarak adlandırılan sol-liberal, ve Gülen Cemaati medyasının geçtiğimiz günlerde yayınlanan İmralı tutanaklarına dair suskunluğu, bu ağır ithamı da beraberinde getiriyor.

Mezopotamya Yayınları tarafından ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa’ adı altında basılan ve çözüm süreci boyunca İmralı heyeti-devlet ve Abdullah Öcalan üçlüsü arasında gerçekleştirilen görüşmelerin aktarıldığı bu kitap bir hafta evvel sosyal medya aracılığıyla internette ulaşılabilir hale gelmişti.

Kitabı indirip içindekileri okuduktan sonra, özellikle Öcalan ile AKP arasındaki bu görüşmelerden ulusal basında kıyametleri koparması gereken metinleri aradım. Lakin sadece 'ulusalcı' olarak nitelendirilen bir takım medya kuruluşlarında yıllardır süre giden PKK-AKP ortaklığını vurgulayan tek tük metinler haberleştirildi. Bunun dışında Türk solu olduğunu iddia eden liberal cenah, Kürt siyasi hareketi ve son dönemki çizgisiyle ‘gerçek muhalefet biziz' imajı vermeye çalışan Gülen Cemaati medyasının ise bu hususta fazlasıyla sessiz kaldığını görüyoruz.

Aslında kitabı derinlikleriyle incelediğimizde pazarlığın bir tarafında oturan AKP ve Erdoğan ile birlikte aslında kıyasıya eleştirilmesi gereken bir Kürt siyasi hareketi ve Abdullah Öcalan olduğunu da düşünürsek belki bu sessizlik biraz anlam kazanabilir.

‘Çözüm’ uğruna Katliamları Silmek

Çözüm sürecinin belki de en önemli kırılma noktalarından birisiydi Roboski’de gerçekleştirilen o katliam. 28 Aralık 2011 tarihinde TSK uçaklarının PKK’lı bir kafile diyerek vurduğu 34 sivil Kürt vatandaşın katledilmesi. Bu katliamın baş sorumlularının kim olduğu yıllardır tartışılan bir konu olsa da, TSK ve AKP iktidarının bu katliamdan üzerine tek bir sorumluluk almama gayret ve çabası sürekli devam etmiştir. İşte gelin bakın bahse konu PKK’nın lideri Abdullah Öcalan ne söylemiş bu katliam için;

"... Bu arada Roboskili ailelere selamımı söyleyin. Tabii onların durumu dramatiktir. Ama şunu da yapabilseniz iyi olur: Madem biz barışmadan söz ediyoruz, bu barışın genel bir prototipi olarak Roboskili aileler ile AKP'yi bir araya getirip bir uzlaşma sağlayabilirsiniz. Anladığım kadarıyla Roboski meselesi AKP'yi çok zorluyor. Bunun diğer faili meçhuller, kirli olaylarla anılması daha doğru olur". (Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa, Mezopotamya Yayınları, 2015, p.40)”.

Çözüm sürecinin ilk adımlarının atıldığı ve İmralı heyetinin Öcalan ile görüşmeye başladığı ilk toplantılardan birisinde, Mart 2013’de sarfedilen sözlerden birisi. Amiyane tabirle Öcalan Roboski katliamının AKP’yi zor durumda bıraktığı ve bu yüzden Ergenekon vb. derin örgütlere ihale edilmesini istiyor. Yorumu okuyuculara bırakıp, sürecin anatomisini incelemeye devam edelim.

Heyetin ilk zamanlarında içinde yer alan Selahattin Demirtaş ile görüşmelerinde Öcalan, ilk aylarda sürekli olarak AKP’yi kurtaran gücün kendisi olduğunu tekrarlıyor. ‘AKP’yi on yıldır ayakta tutan benim’ diyen Öcalan, MHP ve CHP içerisindeki faşist zihniyetten ötürü çözümün sadece AKP ile olması gerektiğini defalarca tekrarlıyor, bu bağlamda İmralı’ya gelen ‘devlet’ heyetine de sıklıkla mesajlar veriyor.

2013 yılında başlayan bu görüşmeler aslında AKP’nin ve Erdoğan iktidarının iki defa sallantıya uğradığı zaman dilimi ile de paralel ilerliyor. Haziran Gezi direnişi ve 17-25 Aralık soruşturmaları. Gezi meselesi ilginçtir zira 7 Haziran ve 24 Haziran’da yapılan her iki görüşmede de Gezi meselesine neredeyse hiç değinilmemiş olup, 24 Haziran’da görüşmeye katılamayan Sırrı Süreyya Önder’in Gezi üzerine Kürt siyasi hareketine getirdiği eleştiri ise Pervin Buldan tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen, Öcalan tarafından herhangi bir yorum yapılmamıştır.

İlerleyen zamanlarda ise Gezi sürecinde AKP’ye verdiği desteği şu sözlerle ifade ediyor Öcalan: “… Ben de Haziran’da tavır değiştirmişim. Ben de dedim ki doğrudur, tavır değiştirdim. Değiştirmeseydim Hakan da Başbakan da şimdiye kadar gitmişti.”

Esas ilgi çekici olan ise 17-25 Aralık soruşturmalarına Öcalan ve HDP’lilerden oluşan İmralı Heyeti’nin bakışı. Görüşmelerin başlangıcında Cemaat’e yönelik sert bir tutumu olmayan hatta PKK’nın dağ kadrosundan Bahoz Erdal’ın Cemaat’e yönelik sert açıklamalarını tenkit ederek ‘Fethullah Gülen’i en iyi anlayacak benim’ sözü ile Cemaat ile ilişkiyi sıcak tutun talimatı veren Öcalan, bir süre sonra KCK operasyonlarındaki Cemaat’in rolünü keşfedip sert bir U dönüşü yapmıştır.

Erdoğan’ın dillere pelesenk ettiği ‘paralel devlet’ kavramı bizatihi Öcalan tarafından ilk olarak dillendirilmiş, Öcalan bu ‘paralel’ devletin Erdoğan ve AKP iktidarına karşı bir darbe girişimi içerisinde olduğunu defalarca belirtme ihtiyacı hissetmiştir. Paralel devleti Gülen Cemaati’nin yönettiğini söyleyen Öcalan, devlet yetkilisine açık çeki şu sözlerle veriyor: “… Paralel devleti bitirin, biz de gerillayı indirelim. Bunlar dururken biz nasıl yapalım” (s.145).

Başlıktaki ‘rezillik’ kısmı ise ilerleyen sayfalarda karşımıza çıkıyor. Hırsızlık ve yolsuzluk skandallarının delilleriyle, kasetleriyle ortaya çıktığı o günlerde, HDP’nin İmralı heyetinden Sırrı Süreyya Önder Başbakan ve İçişleri Bakanı ile yaptığı toplantısındaki şu çirkin öneri ile karşımıza çıkıyor;

“… Sözlerime ‘peki çare’ nedir sorusunu sorarak devam ettim. Cevaben, artık süreç konusunda hükümetin hiçbir bahanesinin kalmadığını, kaygı olarak sunduğu şeylerin son operasyonlarla berhava olduğunu, tek çıkışın geniş bir demokratik ittifaktan geçtiğini, buna cesaret edip geniş ve nitelikli bir demokrasi ittifakı yapmaları durumunda bu komploların sadece ‘yolsuzluk’ boyutunda kalacağını… (sf.217-218).

Yani Sırrı Bey, çözüm sürecinde kendileri ile yapılacak bir ittifak ile 17-25 Aralık soruşturmalarının önemsiz bir ‘yolsuzluk’ meselesine indirgenebileceğini söylüyor AKP iktidarına. Bu ‘rezil’ teklifin yanıtı ne olmuştur bilinmez lakin Kürt siyasi hareketinin hem Gezi hem de 17-25 soruşturmalarındaki pasifliği yıllar boyunca eleştirilmeye mahkum olacaktır.

Peki ya Gülen Cemaati’nin suskunluğu? Üstelik kendilerine Öcalan’dan böyle sert ithamlar söz konusu iken. Burada Cemaat’in durumu tam anlamıyla ‘yukarı tükürsen sakal, aşağı tükürsen bıyık’. Zira Erdoğan’ı devirmek adına her türlü ittifaka açık olan Gülen Cemaati’nin özellikle son seçimlerde HDP ile arayı sıcak tutma süreci halihazırda bile devam ediyorken, böylesi bir topa çok sert bir şekilde girmemesi bu ittifakın çatırdamasını istememekten kaynaklanıyor olsa gerek.

Sürecin neden sürmediği, Türkiye’nin Suriye ve Irak politikasının bu süreçle birlikte nasıl şekillendiği, Davutoğlu Başbakan olduktan sonra sürecin hangi evreye dönüştüğü ise başka bir yazının konusu. Lakin son bir söz olarak, Öcalan’ın ‘darbe paranoyasından’ da bahsetmek gerek. Türkiye’de her gün rutine dönen kadın cinayetlerinden birisi olan Özgecan Aslan cinayetini bile bakın nasıl darbe mekanizması haline getirmiş Öcalan;

“… Ben son Özgecan tecavüzünün politik bir tecavüz olduğuna inanıyorum. Çok tesadüf değiller. AKP’nin birkaç bakanı da bu idam tartışmalarına girdi… Ama bu idam tartışmaları bilinçlidir. Bir darbe gelirse Tayyip Bey’i de götürecek” (s.445).

Yani Özgecan cinayeti önceden tasarlanmış, sırf idam tartışmaları ortaya çıksın diye planlanmış ve bu tartışmaların son raddesinde Erdoğan’ın devrilmesi hesaplanmış Öcalan’a göre. Bülent Arınç’a karşı iddia edilen sözde sahte suikast girişimi bile daha yaratıcıydı. Bu hususta Öcalan’ın yetersiz olduğunu ve yeni senaryolar üretmesini tavsiye ederek bitirmekte fayda var.

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi, Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Utanmazlık!10 Kasım 2017 Cuma 18:20
  • Atatürk’e Hakaret Eden Fethullahçıları Korumayı Bırakın!09 Kasım 2017 Perşembe 19:59
  • Haddini Bil Fethullahçı Şaklaban Engin Ardıç Efendi!08 Kasım 2017 Çarşamba 13:51
  • Nazlıgül Üsteğmen kendini neden vurdu?06 Kasım 2017 Pazartesi 18:21
  • İyi Parti’nin İşlevi: Tarihi Tekerrür Ettirmek03 Kasım 2017 Cuma 17:19
  • İyi Parti alternatif mi?31 Ekim 2017 Salı 12:55
  • Cumhuriyet'e sol lazım!29 Ekim 2017 Pazar 12:51
  • Liyakat25 Ekim 2017 Çarşamba 10:12
  • Yok mu Fethullahçı Örgütün Sempatizanı Rasim’den Hesap Soracak?23 Ekim 2017 Pazartesi 18:23
  • Popülizm Etkisi Avusturya’yı da Sağa Taşıdı19 Ekim 2017 Perşembe 11:36
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)