• BIST 109.050
  • Altın 153,015
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 18 °C
  • Antalya 17 °C

Rıza'nın hesaplanamayan matematiği (2)

Rıza'nın hesaplanamayan matematiği (2)
Kamuoyuna pek yansımayan ve üzerine hiç basılmayan, pusuda bekleyen bir antlaşma var. Amerika’nın iç hukukuna göre yürüttüğü bu davanın sonucu itibariyle Türkiye’yi illaki bağlayacağını biliyor muyduk?

Hamza KİE

Aşağıda linki bulunan dünkü yazımızda Rıza Sarraf olayının millî mesele kapsamında algılanışını ve bu bağlamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususuna giriş yapmıştık.

Şimdi daha somuta indirgeyerek gidelim. ABD’nin yargılamaya konu ettiği iddiası ne idi?

Rıza Sarraf ve adamları, İran’a yönelik yaptırımları hileyle deldiler. Bunun aleti ve malzemesi de rüşvet, para aklama suçları vs. Bunu sadece kendi sınırları (Türkiye) içinde yapsalar ne ala! Benim bankacılık sistemimi kullanarak yaptılar.

Türkiye’ye yönelik suçlaması ise; ben, sana ticaret yapma demedim. Yap ama mal karşılığı yap dedim. Sen tuttun ülkenin çıkarını da düşünmedin, çok güzel değiş tokuş yapacağın tarım ürünlerin de varken sırf şahsi çıkarlar elde etmek için -uluslararası antlaşmaların altında imzan olmasına rağmen- göz göre göre ülkeni de sattın, cebini doldurdun. Tüm bunları yaparken de benim bankacılık sistemimi kullanarak BM’in kararını tepeledin.  Benim sistemim, sınırlarım dışında kullanılsa da iç ulusal hukuk mevzuatım bunu yargılama yapmama elvermektedir, seni de yargılarım! Olan bu.

Evet, haydi, biz de millî reflekslerle rest çekelim! Ne ambargoyu delme ne de yargılanma konusunda seni dinlemiyoruz, diyelim. Ha işte, laf atsan da bunu yapamıyorsun. Her devlet ekonomik gücü kadar da hukuki güç sahibidir. Yedi göbeğinde çökerttiğin, bağımlı kıldığın ekonominin gücü var mı, yok! BM sözleşmelerine attığın imzalara sırt dönme gücün var mı, yok! E ne olacak? Bu işler lafla olmuyor.

Bir yurtsever ne düşünür? Senin, şahsi suç üzere yargılanmandan bana ne! Var mısınız ulusal çıkarlar doğrultusunda tüm uluslararası emperyalist -BM’ de dâhil olmak üzere- güçlere ve antlaşmalara sırt dönüp rest çekmeye?

Haberlerde ön plana çıkartılsa da sorgulamanın ve yargılamanın aslı; rüşvet, dolandırıcılık, yolsuzluk, vergi kaçakçılığı vb. değil. Peki, değil de o zaman bu konularda neden “öttürme” yapılıyor? Teknik anlamı şu: Ambargonun delinme yöntemlerini anlattırırken kullanılan “alet ve yöntem”lerin ifşası sonucu tutanaklara geçiyor bunlar. Zanlının, işte, “devlet ricaliyle” ambargoyu delme işi tuttum, tutarken de ona buna şunu verdim; bunu dağıttım, şeyi koluna taktım, peçete sallattım hikâyeleri… Bu dökülen “alet ve yöntemler” aynı zamanda “devlet ricalinin” suç ortaklığının karinesi sayılacak ve olasıdır ki bir başka (konuyu dağıtmak istemediğimiz) hesap üzere iş büyütülecektir.

Emperyalist güç, işlenildiği iddia edilen suçun uluslararası suç kavramına sıçrayan boyutuyla ilgiliyim, demektedir. Amerika’nın bu bağlamda yaklaşımı şu:

“Biri yüklü miktarda parayı kamyona doldurur Türkiye-İran sınırından geçirirse tabii ki bu bizi ilgilendirmez. Ama Sarraf davasında yaşanan bu değildir. Amerikan bankacılık sistemini bu işlerin parçası yaparsanız tabii ki ABD’ye uluslararası yolsuzluk ya da terörizm davası açma hakkı verirsiniz. Başka ülkelerin vatandaşları, kesinlikle Amerikan yasalarını çiğnemek için Amerikan kuruluşlarını kullanamaz. Daha önce İngiliz ve Fransız bankaları İran yaptırımını delmekten ceza aldı. Onlar da Amerikan yargısı tarafından cezalandırılmaktan memnun değillerdi. Ama bu, Amerikan savcılarının uyguladığı standart bir prosedür. Sadece Türkiye’yle alakalı değil yani.”

Evet, dünya, beşten büyük olsun ve mazlum bir ulusa karşı uygulanan -ilacından, yiyeceğine kadar- ambargoya da karşıyız! Hem vicdanımız hem de felsefemiz emreder ki kuş olabilip ambargoya konu olan ürün ve malzemeleri gagamızla taşısak. Eyvallah, amenna!

Şimdi bam telline basacağız. Dolayısıyla yazımızın bütünlüğüne karşı eksantrik spekülasyonlara set çekmek için bir not düşmek zorundayız. Burada anlatılan, ambargonun haklı ve yerinde görülmesi-bulunması değildir. Uluslararası boyutta atılan imzalarla yükümlülük altına girdiğimiz “teknik/hukuki” açıdan konuyu irdelemek, zeminine oturtmaktır. Maalesef ki ambargoyu ret etme yönünde felsefi olarak haklı olsak bile elimizi kolumuzu kendi attığımız imzalarla bağlamış olduğumuzu anlatmaktır.

Peki, teşbihte hata olmaz, devlet olma gereği baştan bu yana uluslararası antlaşmalara imza atarak verdiğimiz kozları elin adamı iki dişi arasında kırar mı kırmaz mı? Ne acı ki verdiğin kozun kırılışını seyreylemek zorundasın. Neden?

Bu bir matematiksel olayıdır. Matematik derken öyle ortada dönen akıl almaz büyüklükteki rüşvet paralarının hesabını yapmak anlamında matematik değil sonucu kesin hükme bağlanmış olaylar bağlamında matematiksel kesinliktir bu. Matematikte duygu olmaz. Tıpkı devlet ve devletlerarası ilişkiler gibi yüzü soğuktur matematiğin. Ne diyorsa o! iki kere iki dört, şaşmaz!

Rüşvet vb. şahsi bir davadır ve o hususların yargılanması halen bizim uhdemizdedir. Emperyalistlerin eline kalan bir şey yok. Güya bu hakkın ihlalini ileri sürerek olaya millîlik havası vermenin pek bir geçerliliği yok.

Peki, bu sorun, milli olmamasına rağmen milleti etkileyecek mi? diye birinci yazı içinde bir soru sormuştuk. Uzmanların eldeki mevcut yargılama verilerinden hareketle dillendirdikleri korkunç parasal cezalar gerçek dışı değil. Böyle bir sonucun olması durumunda dünya ekonomik sistemi içinde ödememek mümkün değil. Altını tekrar çiziyoruz, mümkün değil. Bankacılığınızı sistem dışına atarlar, uçağınızı kaldırmazlar, geminizi yüzdürmezler, turizminizi baltalarlar… Uzatmaya gerek yok! Ödetirler ve sizi de suçu kabul etmiş pozisyonuna oturturlar. Hadi diklendiniz! Saydığımız uluslararası bu ticari kumpasları aşabilecek misiniz? Maalesef ki vatan millet nutuklarıyla olamıyor.

Önceki yazımızda bir im koymuştuk. Atfedilen iddialar sübut bulacak olursa devlet ricalinin suç ortaklığı “tescillenmiş” olacak, diye. Nasıl ve neden mi?

Kamuoyuna pek yansımayan ve üzerine hiç basılmayan, pusuda bekleyen bir antlaşma var. Amerika’nın iç hukukuna göre yürüttüğü bu davanın sonucu itibariyle Türkiye’yi illaki bağlayacağını biliyor muyduk?

İki ülke arasında yapılan antlaşmaya göre kabul edilen “Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu”nun 7. maddesinin 1/Ç fıkrası, “Adlî yardımlaşma talebi kapsamında ilgili devletin (ABD) iç hukukuna uygun olarak yerine getirdiği işlemler, diğer ülke (T.C.) hukuku bakımından da geçerli sayılır.” hükmünü taşımaktadır.

Eğer ki 17/25 Aralık sürecinde tapelere yansıtılan bir kısım siyasetçilerin, bürokratların ses kayıtları ve diğer bulgular Amerikan yargısı tarafından geçerli sayılırsa bunlar Türkiye’de de geçerli delil sayılacaktır.

Şimdi anlaşıldı mı önceki yazıdaki “tescil” imi? Ha, bu arada yine önceki yazıda virgüllü bıraktığımız cümlelerimizi de açıklamalarımızın bütünlüğü içinde noktaladığımız anlaşılmıştır.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkışanlara ve olayın nev’ini bilerek bilmeyerek ya da belli bir strateji sonucu yörüngesinden çıkartmaya çalışanlara yardımcı olmak amacıyla olup biteni sergilemeye çalıştık.

Bu yargılama Amerika’ya ve Amerikalılara bırakılmamalıydı. Başta millî davranılmalıydı.

 


Yazının ilk bölümünü okumak için tıklayınız:
g11.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)