• BIST 102.381
  • Altın 197,740
  • Dolar 4,7193
  • Euro 5,5360
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 24 °C

Sadece hatiplik değil, halkçılık kazandırır

Deniz YILDIRIM

Seçim gündemi iyiden iyiye yerleşti. Nasıl gidiyor, neler yapılmalı? Değerlendirmeye ve önermeye devam edelim.

Daha önce de yazdık. Bu seçimde muhalefetteki tüm partiler olabilecek en güçlü adaylarıyla Erdoğan’ın karşısına çıkıyor ve bir alternatif sunuyor. Dolayısıyla “lider merkezli” analizler açısından bakarsak, “alternatif yok ki” söyleminin bir karşılığı kalmadı. Bir kişinin karşısında her eğilimden, her mahalleden bir alternatif var.

Mesele, bu alternatiflere doğru kopuşları hızlandırmak. Bu noktada da AKP’nin en büyük avantajı, muhalefetlerin kendi içindeki benzemezliklerden, iç çelişkilerden yararlanmaya çalışmak oldu ve artarak sürecek.

Ve biliyoruz ki özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa, muhalefetlerin sadece matematiksel oy toplamına dayalı sayısal analizleri yeterli olmayabilir. Siyasal ve sosyolojik mahallelerin birbirine yüzünü dönmesini sağlayacak bir “ikinci tur” stratejisini şimdiden yürürlüğe koymakta yarar var.

Geçen hafta “Muharrem İnce Çankaya’ya Nasıl Çıkar?” başlıklı yazımda, bu amaç için İnce’nin tüm Cumhurbaşkanı adaylarını ziyaret etmesini ve özellikle Abdüllatif Şener gibi isimlerle yanyanalığını görünürleştirmesini önermiştim. Gerçekleşti.

Bu şimdilik İnce’nin “ikinci tur stratejisi” olan tek aday olarak görünürleşmesini sağladığı kadar, başlangıç için de zorunluydu. Bu birinci hamleyle, tüm Cumhurbaşkanı adaylarını ziyaret ederek İnce, ülkedeki derin kutuplaşma ortamında, herkesin herkesle kavgalı hale getirildiği bir iktidar zeminine müdahale etti. Mesajı açıktı: kimseyle anlaşamayan, herkesle kavgalı bir iktidarın karşısına, herkesle konuşabilen, herkesin Cumhurbaşkanı olabilecek, kutuplaşmayı bitirebilecek bir siyasal müdahale ile çıkılabilir. Başarıldı. Üstelik, hiçbir Cumhurbaşkanı adayı cesaret edemezken, dışlanmış hisseden Kürt yurttaşlarımızın önemli bir bölümünün oylarıyla seçilmiş bir siyasi partinin Cumhurbaşkanı adayını, Demirtaş’ı da Edirne’de ziyaret etti. Mahalleler arası psikolojik bölünmelerin önüne geçmek için zorunluydu.

Şener ile kürsüye çıkılmasının önemi neydi? Özellikle muhafazakar mahallede Abdullah Gül ismine yönelik CHP tabanında oluşan tepkinin kimliklere, inançlara ya da değerlere yönelik olmadığını, her şeyden önce siyasal ve programatik bir tepki olduğunu göstermek gerekliydi. Şener, bu açıdan ortaklaşmanın çok daha mümkün olduğu, geride kalan süreçte aldığı tutumla muhalefet kitlelerinde beğeni toplayan, dürüst bir isim. Bu birlik de Edirne’den Hakkari’ye görünürleştirildi. Ve aslında “mahalleler”i asıl birleştirecek olanın kimlikler ya da değerler değil, ülkeyi düze çıkaracak bir siyasal icraat programında ittifak olduğu gerçeği netleşti.

Ve daha önemlisi, uzun süredir CHP tabanına hakim olan yenilgi psikolojisi, İnce’nin enerjisi ve kazanma arzusuyla birlikte yerini yeniden dinamizme bırakmaya başladı.

Dolayısıyla ilk haftanın bu ilk hamleleri, yukarıdan dayatılan çatılara karşı, ittifakların başka şekilde de kurulabileceğini, farklı siyasal tutumların ülkeyi düze çıkarmak için yan yana gelebileceğini, AKP giderse muhalefetlerin birlikte ülkeyi yönetebileceğini göstermek açısından stratejik önemdeydi.

4 Farklı Mahalle
Gelelim ikinci hamleye. İnce’nin mitingleriyle ilgili olarak özellikle öne çıkarılan unsur, “Edirne’den Hakkari’ye” vurgusu oldu. Kuşkusuz bu doğru bir vurgu. Fakat ilk hafta için seçilen yerlerin tümünü birlikte değerlendirdiğimizde, az önce anlattığımız ilk hamleyle bağlantılı bir başka görüntü daha ortaya çıkıyor.

Önce Edirne, oradan Hakkari, ardından Rize ve haftasonu Denizli, Manisa.

Türkiye’de 4 ana siyasal mahalle var. Birincisi Atatürkçü, laik mahalle; ikincisi Türk milliyetçisi mahalle, üçüncüsü muhafazakar mahalle ve dördüncüsü Kürt siyasal mahallesi.

Bu tabloda zaman zaman bir mahallenin diğeriyle yanyana gelebildiğini, aralarında geçişkenlik olduğunu görebiliyoruz. Örneğin AKP ile MHP bu seçimde ikinci ve üçüncü mahalleyi birleştirecek bir ittifak arayışında. Diğer yandan her mahallenin kendine özgü bir “millet” ve “milliyetçilik” tutumu, tarifi var. Ve genel olarak bu milliyetçilikler, kapsayıcı değil diğer mahallelerden birinin “öteki” haline getirilmesine dayanıyor. Özellikle ilk üç mahallede.

Bunu aşmanın yolu; Gramsci’nin ulusal-halkçı proje adını verdiği türde (National-Popular) bir strateji geliştirmek. Yani 4 mahallenin birbirine kırdırılmasına dayalı bir Saray projesi yerine, 4 mahallenin özellikle de gayrimemnunlarını, ezilenlerini halkçı ve demokratik bir ulusal sözleşme etrafında birleştirecek bir siyasal projeye ihtiyaç var.

İnce’nin stratejik miting seçimlerinin böyle bir projeye altyapı sağlayabileceğini düşünüyorum. Son yerel seçimler üstünden değerlendirelim. Edirne bugün Atatürkçü, laik mahallenin sembol şehirlerinden birisi ve CHP’li bir belediye başkanı seçti; Hakkari ülkenin diğer ucunda ve Kürt siyasal-kültürel duyarlılığıyla tanımlanan bir şehir, son seçimde HDP’li bir belediye seçti. Ardından Rize; sadece Erdoğan’ın memleketi olmanın da ötesinde, üçüncü mahallenin sembol şehirlerinden birisi artık. AKP’li bir belediye tarafından yönetiliyor. Ve Manisa… Türk milliyetçisi mahallenin en güçlü olduğu şehirlerden birisi. Belediyesi MHP’de.

İnce’nin bu 4 mahalleye, 4 farklı temsiliyete sahip şehirleri (bu, diğer mahallelerin bu şehirlerde olmadığı anlamına gelmiyor, baskın siyasal tutumdan söz ediyoruz) merkeze alarak mitinglerini düzenlemesinin anlamı açık. Tüm CB adaylarını ziyaret ile gerçekleştirilmek istenen barış ve birlik görüntüsünü, bu kez aşağıdan, tabanlar aracılığıyla pekiştirmek ve amacının kutuplaşan mahallelere karşı, bölünmeye karşı demokrasi içinde birlik mesajı vermek.

Bu yüzden hamleler başarılı. Fakat bu mesajların iletilmesinde, bu bütünlük içinde yorumlanıp sunulmasında, bir siyasal proje ve program ile kitlelerin bu anlamlı amacın etrafında seferber edilmesinde henüz eksiklikler var. Bu noktada İnce’nin kampanyasının başarısını, sadece ülkedeki farklı mahalleleri birleştirebilmesi değil, partisi CHP içindeki farklı küme ve yönetsel mahalleleri de bu amaç için seferber edebilmesi etkileyecek. Belki de Türkiye’yi birleştirmekten daha zor kısım da bu.

Gelelim bundan sonraki aşamaya. Kutuplaşmaya karşı diyalog, bölünmeye karşı birlik mesajları, mahallelerin hepsine seslenebilme özelliği taşıdığını meydan okuyarak gösterme kararlılığı önemliydi, başarıldı. Fakat ikinci aşama daha önemli. Memleketin sorunlarını konuşabilmek için yanyana gelmenin ötesinde, somut bir çözüm programına sahip olmak gerekiyor. Ve halkı bu programa ikna etmek.

Araştırmalar “ülkenin bir numaralı sorunu ekonomidir” diyenlerin oranının son 3 sandık dönemine göre rekor düzeyde arttığına işaret ediyor. Kaldı ki araştırmalara gerek yok; zamlarla, işsizlikle, pahalılıkla yaşıyoruz bunu.

Öyleyse siyasal birlik görüntüsünü şimdi sosyal ve ekonomik açıdan gayrimemnunlara ulaşacak, farklı mahallelerin geçinemeyenlerini ortak bir program ve kurtuluş umudu etrafında birleştirecek bir programa ve stratejiye ihtiyaç var. Hep yazdığımız üzere bu strateji Yeni Halkçılık’tır. Şartlar uygundur. Kaynakların Saray için, Siyasal İnşaatçılık için, vergi kaçakçıları, vergi barışçıları için değil; eğitimde, sağlıkta, tarımda, hayvancılıkta halk için kullanılması programından söz ediyoruz özetle.

Yeni Halkçı Çıkış İçin Soma
Bu seçimin kaderini gençler, kadınlar, dışlananlar ve bu kümeyi de kapsayacak şekilde, memleketin bütün değerlerini emekleriyle üretip yine de geçinemeyenler belirleyecek.

Bu noktada Halkçı bir siyaset hattının başlangıcı için, İnce’nin 13 Mayıs’ta Manisa’da gerçekleştireceği miting önemli bir zemin olabilir. 13 Mayıs, kahreden ve asla kaderden kaynaklı olmayan Soma Katliamı’nın 4. Yıldönümü. Türkiye’ye bir ekonomik çıkış rotası halktan yana sunulacaksa, 13 Mayıs’ta Manisa’dan, Soma’dan sunmak dışında bir alternatif yok.

Muharrem İnce Manisa’da ve ardından Soma’da sahneyi maden işçileriyle, maden işçilerinin aileleriyle, ürünü para etmez hale getirildiği için madene inmek zorunda kalan ya da kalacak tütün, zeytin üreticisiyle paylaşmalı ve birlikte Türkiye’ye umut programının ilk maddelerini açıklamalıdır. İnce sadece İnce olmasına, iyi hatip olmasına güvenir ve “Erdoğan böyle kazanıyor, ben de kazanırım” tuzağına düşerse kaybedecek. Programlı, çalmayan, çalışan halkı kazanarak ilerlerse kazanacak. Yol bu kadar çatallıdır. Gündelik, yaşamsal meseleler üstünden, somut çözümlerle ilerlemek, “aklıma geldi, bugün burada da bunu açıklayalım” türü kopuk görüntülerden kaçınmak, bütünlüklü bir program sunmak ve bunları kısa, halka dokunacak şekilde her yerde görünürleştirmek gerek. Sosyal medya dahil. Manisa’dan ve ardından Soma’dan Türkiye’ye Halkçı bir bildiri ilan edilebilir.

  • Kamu kaynakları halk için kullanılacak. Çalanlar değil çalışanlar kazanacak.
  • Madende kiralama, üretim zorlaması bitirilecek
  • İş güvenliği, can güvenliği, iş güvencesi ve yönetime işçi katılımı sağlanacak
  • Özelleştirmelere ve her alanda taşeron uygulamasına son verilecek
  • Ekonomide dışa bağımlılığı bitirecek bir üretim ekonomisi modeline geçilecek
  • Öğrenciler için yurtları devlet yapacak, çocuklarımız Aladağ’daki gibi facialar yaşamayacak
  • Ücretler iyileştirilecek, çalışanların vergi yükü azaltılacak
  • Üretici kooperatifleri kurulacak; üreticiler aracı, tefeci baskısından, borç batağından kurtarılacak
  • Kadın sığınma evlerinin sayısı arttırılacak
  • Üniversiteler bölünmeyecek, öğrencilere günde en az bir öğün yemek ve iki kez toplu taşıma hakkı ücretsiz olarak sağlanacak. Burs alan öğrenci sayısı arttırılacak, borçluluk yaratan kredi mekanizmasının yerini burs imkanları alacak.
  • Öğretmensiz derslik, hekimsiz hastane kalmayacak. Atamalar derhal yapılacak
  • İnsanca bir yaşam için yasal çalışma süresi yeniden düzenlenecek. Angarya gerçek anlamda yasaklanacak. Ömrünü yolda, işyerinde geçiren halkımız kendisine, ailesine ve çevresine zaman ayırabilecek: İnsan merkezli, insan ihtiyaçlarını merkeze alan bir ekonomi kurulacak.
  • Milletvekili, bakan ve Cumhurbaşkanı maaşları yarı yarıya düşürülecek. Her türlü lüks, israf ortadan kaldırılacak. Örtülü ödenek asgari sınırlarına çekilecek.

Çoğaltılabilir, ana anlayışı göstermesi açısındansa yeterlidir. Halkı, farklı kültürel ve siyasal mahalleleri birleştirebilen bir iradenin ortaya çıkması elbette önemli. Fakat bunu bir iktisadi-sosyal dayanak noktası yaratarak tamamlamamak, seçimin kaybedilmesi anlamına gelecek.

Mustafa Kemal Atatürk için Halkçılık halk egemenliğiydi, ülkenin Saray yerine Meclis’ten yönetilmesiydi. Başarıldı. Ecevit CHP’yi yüzde 40’lara sadece hatipliğiyle değil, sosyal ve ekonomik halkçılığıyla taşıdı. Başarıldı. Şimdi yenilenmiş bir halkçılık zamanı. Hem egemenliği yerinden Saray’dan halka verme, hem de ekonomiyi yeniden halk için düzenleme zamanı. Hep söylediğimiz “Üçüncü Halkçı Atılım” için şartlar var; İnce bunu gördüğü oranda kazanacak. Gündeliğe teslim olduğu oranda kaybedecek.

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)