• BIST 108.489
  • Altın 151,105
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

'Sahne bizim evimizdir! Yıkılamaz!

'Sahne bizim evimizdir! Yıkılamaz!
Özgün Ergen yazdı: Şimdi yeniden kurma zamanı

Özgün Ergen

Yaşadığımız çağı nasıl adlandırabiliriz? Zifiri karanlık çağ, en karanlık çağ, karanlığın dibi… Yok, hiçbiri, hiçbir tanımlama yaşadıklarımızı tam olarak karşılamıyor. Yaşadıklarımızı adlandıramıyoruz. Sadece derin bir hayret duygusu. Katliamların, savaşların, ölümlerin, ard arda tutuklamaların, işten çıkarılmaların yarattığı en büyük deprem:  Gelecek duygusunun yitimiydi belki de...

Tiyatro, bizi en çok bugün ve gelecek duygusu yitiminden kurtarır. “Bugünü değiştir”, der. Kazandırdığı en önemli şey, bu bakıştır. William Shakespare’in, Bertold Brecht’in, Bernard Shaw’ın, Haldun Taner’in  sözleri kulaklarımızda yankılanır. İyi bir oyun izlediğinizde. Beyninizin bir yerinde yazarla, oyuncularla konuşmaya devam edersiniz.

Söyleşi sürecektir. Oyun devam edecektir. Perde, hatta sahne yıkılsa da oyun oynama edimi yok edilemez.

Johan Hiuzinga şöyle demişti oyunun durdurulamaz niteliği ve özgüllüğü için: “Oyunun varlığı hiçbir uygarlık basamağına, evreni kavrayışın hiçbir biçimine bağlı değildir. Her düşünen varlık, dili oyunu tanımlayacak tanımlayacak genel terime sahip olmasa bile, bu oyun ve oynama gerçeğini bizatihi bağımsız bir şey olarak tasarlayabilir. Oyunun varlığı inkâr edilemez niteliktedir. Hemen hemen bütün soyut bizatihilikleri – adalet, güzellik, hakikat, zihin, tanrı- inkâr etmek mümkündür.  Ciddiyet de inkâr edilebilir, ama oyun asla.” 

Göremeyecek Kadar Körleştiğimiz Noktada… 

O kadar felaketi üst üste yaşamanın bir sakıncasıdır: Körleşmek ve artık, “boşver” demek, “her şey yeterince kötü” demek.  Her şeyin anlamlandırılamayacak kadar kötü olmasının bizi boşvermeye ittiği noktada, itirazımızın hiçbir anlamı ve ehemmiyeti yoktur oysa.

Bu yıl neler oldu peki? Sanatın durumunu, ülkenin hal ve gidişatından ayrı tutmak ne mümkün? Yakınını ödüllendirme, kendisine zarar verecek eylemlerin uzağında durma, insan kayırma bir tek iktidara mı ait? Öyle olmadığını, sanatın içinden özneler olarak görüyoruz.  Şaşırmadığımız, hayret etmediğimiz noktada, aslında yaşamıyoruz demektir. Yaşamak, hayret etmektir ne de olsa.

Gün geçtikçe daha net farkına varıyoruz bazı şeylerin: Koşullara en iyi eklemlenebilenler, her koşulda “kazanan”lar onlar… Dünya yansa, kendi kişisel hesapların peşinde koşanlar her toplumsal süreci, “en az yarayla” atlatıyorlardı. Bize ise sıyrıklarla, yarayla yaşamak kalıyordu çoğu kez.  Yine de bakmaktan, görmekten başka çaremiz ve yolumuz yok. İşten çıkarılmalar, tutuklamalar, bir de Şehir Tiyatroları’nda olanlar her şeyin tuzu biberi oldu.

Şehir Tiyatroları’nda “Performans Düşüklüğü” ne Kim, Nasıl Karar Verdi Sorusu

15 Temmuz sonrası, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda “performans düşüklüğü” gibi bir gerekçeyle açığa alındı. Önce 20 sanatçısı açığa alınan, daha sonra 11’i işe geri alınan Şehir Tiyatroları şimdi belirsizlik içinde. İstanbul Şehir Tiyatrolarını, Darülbedayi’yi  yok etmek, sadece bir tiyatroyu yok etmek demek değildir, bir ülkenin geçmiş algısını parçalamaktır.

Merak ediyoruz: Sigortası temizlik şirketi tarafından ödenen Şehir Tiyatrosu sanatçıları, “performans düşüklüğü”ne kimin karar verdiğini soruyor.  Bir temizlik şirketi, bir taşeron firma tiyatrodaki “performans düşüklüğü”ne hangi yetkiyle karar verebildi? Şehir Tiyatrosu çalışanları, zaten üç kuruş kazançla oldukça zor koşullarda çalışırken, buna kim ya da kimler karar verdi? Şehir Tiyatroları’nın perde açmasına günler kala hâlâ bu durumun bir açıklığa kavuşamaması, asıl acı ve üzüntü verici olan budur. Onca tutuklama ve işten çıkarılmalar olurken, bu olayın da gözden kaçırılacağı mı düşünüldü ve hesap edildi? Bunlar birçok kişinin bildiği konulardır, fakat yine de ısrarla yazılması, hatırda tutulması gerekmektedir. Yaşamını tiyatroya adamış başka insanlar, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetmeni, şu anda “Rağmen Yönetmen” Ragıp Yavuz’un kurumdan ihracı bile tek başına bu tablonun ne kadar kötü ve acınası olduğunu bir kez daha göstermiştir. 

Bugünler geçecektir, fakat dileğimiz tarihi yapan özneler olarak, tarihin “muktedirlerin tarihi” olmasını engellemektir. 

Haksızlıklar Karşısında Tiyatroya Sarılmak, Hep Sarılmak… 

Hangarda, odada, sokakta… Sanatçıları uzaklaştırabilirsiniz, ama oyun oynama edimini durduramazsınız. Tiyatroyu yok edemezsiniz. Her yer de oynama hakkına sahibiz. Her yer bizim sahnemiz. Klasik  söylemle, bir tiyatrocunun evidir sahne. Evinizin duvarları sökük, tuğlaları çürümüş olabilir. Hatta yıkılmış olabilir. Ama onu yapmak elimizdedir. Oyun oynamak, zekâyı yürürlüğe sokar. İktidarın özellikle tiyatroyu sürekli denetimine alma çabası bundandır belki.

İktidarın bu uygulaması yeni değil elbette. Darülbedayi’nin kuruluşundan bu yana benzer uygulamalara pek çok kez tanık olunmuştur. Belki de çok daha korkunç günlerden geçiyoruz. Bugün ne yapmalı peki? “Sahnenin her yer olduğu” ve “evrenselliğin yerelde içkinliğinden” hareketle alternatif tiyatrolara, tüm özel tiyatrolara daha çok iş düştüğü düşüncesindeyim.  Politik söylemini çekinmeden, korkmadan söyleyen öznelere çok ihtiyacımız var. İktidarı rahatsız etmemek ya da korktuğumuz için sahnede “susmak” ya da “haklı sözlerimizi” eğip bükmek, sansürlemek zorunda değiliz! Sanat bugün, iktidarın dilinde ve iktidar olmayan ama iktidar yakasına yerleşenlerin söyleminde ancak “vahşi yerli” sayılabilir. Yani, dizginlenemez!

Devlet Tiyatroları, “yerli oyun” “yabancı oyun” tartışmalarını sürdürürken, muktedirler TÜSAK gibi  yasa tasarılarını destekler ve sanatı tamamen devlete teslim etmekte bir sakınca görmezken…  Sanata sarılıyoruz. Diyoruz: Şimdi yeniden kurma zamanı! Kimseye, ne belediyelere, ne de sanatın tepesine dikilen muktedirlere teşekkür borcumuz var! Hiç kimseye teşekkür etmiyoruz! Çünkü,  ister sokakta, ister salonda,  Muhsin Ertuğrul’dan, Haldun Taner’den, Melih Cevdet’den devraldığımız “bu sahne” bizimdir!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
  • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
  • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
  • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
  • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
  • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)