• BIST 108.953
  • Altın 144,354
  • Dolar 3,4810
  • Euro 4,1079
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

Sanatın ve müziğin filozofu, halkların bilgesi Ruhi Su

Sanatın ve müziğin filozofu, halkların bilgesi Ruhi Su
Ruhi Su’yu tanımak yalnızca basbariton bir sesle, seslendirdiği eserleri bilmek, onları dinlemek ya da söylenen müziklere eşlik etmek demek değildir.

Toplumun ve yönetimin niteliğini ortaya çıkarmak için içinden geldiği halk değerleri ve halk kitlelerinin mekânlarına dönmüştür Ruhi Su. O, çok iyi biliyor ki “türküler yalan söylemez”. Yine o çok iyi biliyor ki, halkın türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan ve toplumu yönetenlerden daha güçlüdür.

Mehmet Akkaya
 

Herhangi bir düşün ve sanat adamını özel, özgün ve ayrıcalıklı kılan özellik, o kişinin etkin olduğu alana ilişkin yeni bir yöntem, teknik ve bilhassa özel bir bakış getirmesidir. Bu bakışa filozofça sıfatını vermek, söylenmek isteneni daha belirgin hale sokar. Ruhi Su, genel olarak sanata ve özel olarak da müziğimize getirdiği yeniliklerle anıldığında bu sıfatı ziyadesiyle hak etmiştir. 

Ruhi Su’yu tanımak yalnızca basbariton bir sesle, seslendirdiği eserleri bilmek, onları dinlemek ya da söylenen müziklere eşlik etmek demek değildir. Beri yandan onu derinlemesine tanımak, sosyal bilimlere, şiire, felsefeye, folklora,  sinemaya, politikaya, parti ve örgüt çalışmalarına kadar yaşamın en geniş alanına girmeyi gerektirir. Sosyal yaşam biçimi, aldığı eğitim, ilgilendiği entelektüel alanlar, düşüncesindeki yaratıcılık ve zenginlik; kendini insana vermesi, mütevazi kişiliği, sınıf mücadelesine verdiği önem ve sömürücü düzenler yanında her türden kurulu düzene karşı olan kini dikkate alındığında, aşırı olmayacaksa bir dehadan söz ettiğimiz anlaşılmalıdır.

Ruhi Su: Türkiye Müziğinin Doruğu
Ruhi Su’nun yaşı, Cumhuriyetin yaşı ile paralellik göstermekle birlikte, onun yaşam serüveni bu yönetimin niteliğini de pek berrak bir şekilde açığa çıkarmaktadır. Şu kadarla sınırlanalım ki, Türkiye’nin yönetimi, Ruhi Su yaşadığı süre boyunca ona, Ermeni olduğunu söyleme hakkı bile vermedi. Böyle bir yönetim altında, yine de büyük sanat ürünlerine imza attı Ruhi Su. Ülkemizin müziğinde eşi görülmemiş bir zirve oldu. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Yılmaz Güney ile birlikte ülkemizin yitirdiğimiz “dört büyükleri”nden biriydi. Dördünün de yaşamları trajik olduğu kadar benzerdi: Hayatları, eserleri ve mücadeleleri onur, cesaret ve özgürlük yüklüydü. Her biri kendi dalında sanatın dorukları olan bu kişilerden Nazım Hikmet’in şiirlerini ilk olarak besteleyen de Ruhi Su olmuştur. 

Sanatçı, Ankara Devlet Konservatuarı’nda da Sabahattin Ali’nin dostu ve öğrencisi olarak diksiyon dersleri alır. Ali ailesini yakından tanır; ayrıca aileye imkânları oranında yardımcı olduğu söylenir. Kendi dalında doruk olan yad ettiğimiz bu sanatçılar gibi Ruhi Su da, bir düşün ve sanat disiplininin içine sığacak kadar sınırlı olmadı. Şiirler yazdı, sinema filmlerinde, daha da önemlisi operada oynadı. Politik bir figür olarak faaliyetlerde bulundu, ülke gerçeklerini ve Türkiye zindanlarını yakından tanıdı. Folklor araştırmalarına girişti, halk müziği derlemeleri yaptı. Derlediklerini notaya aldı, onları sazına, sesine aktardı. Dolayısıyla onun için halkbilimcisi, halk sanatçısı ve halk savaşçısıydı demekte bir beis görmüyorum. 

1912’de Van’da doğduğu anlaşılan Ruhi Su’nun asıl adının Mehmet olduğu biliniyor. Yine pek çok bilgi, söylenti ve belgeye göre Ermeni bir ailenin çocuğudur. 1909-1915’li yıllarda yapılan Ermeni katliamı neticesinde ailesini kaybeden çok sayıda öksüz ve yetim kalan çocuklardan sadece birisi. Belki de şanslılarından biri! Öldürülmemiş veya ölüm sırasında gizlenmiş, susmuş, birileri tarafından el insaf denilerek korunmuş! Ruhi Su’nun, eğitimini tamamladıktan kısa bir süre sonra Anadolu’nun çeşitli yörelerine Türkü derlemeye gitmiş olması, böyle bir trajik ve tarihsel bilinçaltının harekete geçmesiyle ilgisi olmalıdır. Bir şiirinde şunları yazması boşuna değildir: “Gitsin gitsin de gelmesin / Çocukluğum geliyor aklıma”.

Sanatın ve Türkülerin Asıl Yaratıcıları: Anadolu ve Mezopotamya Halkları
Toplumun ve yönetimin niteliğini ortaya çıkarmak için içinden geldiği halk değerleri ve halk kitlelerinin mekânlarına dönmüştür Ruhi Su. O, çok iyi biliyor ki “türküler yalan söylemez”. Yine o çok iyi biliyor ki, halkın türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan ve toplumu yönetenlerden daha güçlüdür. İşte Ruhi Su’yu özgün ve özellikli kılan nedenlerden birisi burada yatmaktadır: Sanatın asıl yaratıcıları olan halk gerçekliğini keşfetmiş olmak. Onun gözünde sanatın ana rahmi, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasıdır. Bu coğrafyaların sosyal ve tarihsel bilgisini Osmanlı-Türk resmi ideolojisinden öğrenmek mümkün değildir. 

Asıl bilgiyi, halk bilgeleri ve halk sanatçıları olan Yunus Emre, Nesimi, Pir Sultan, Şah Hatayi, Karacaoğlan, Dadaloğlu ve benzerlerinin sözlerinden, şiirlerinden, eserlerinden ilham alarak, halk türkülerinden öğrenmek gerekir. Ruhi Su’nun gözleriyle bakmayı becerenlere göre “Halk türküleri, söyleyeceğini söylemiş, donmuş bir sanat değil, yaşayan bir varlık gibi her an değişen, yeniden doğan bir sanattır” (Ezgili Yürek, S. 53). Felsefi jargonla, bu bakışa “diyalektik” sıfatını veriyoruz. 

Ruhi Su, Van’da doğmuş olsa da, çocukluğu Adana’da geçer. Çocuğu olmayan bir ailenin yanına evlatlık olarak verilmiştir. Eğitimi, ağırlıklı olarak yatılı okullarda geçen, sanatçının müziğe yatkınlığı sezilir ve bu ortamda kimi öğretmenleri onu müziğe ve keman çalmaya yönlendirirler. Askeri Okul sınavlarına girmesini önerenler de olur. Çocukluk ve gençlik döneminde, kendindeki sanatsal ve müziksel dehayı fark eden Ruhi Su, Konservatuar yolunu seçer, birçok yeteneğini geliştirmekle birlikte opera bölümünden mezun olur. Resmi ideolojinin yönlendirmesi ve baskı yıllarında, soyadı yasasının da çıkmasıyla birlikte Mehmet adı, Ruhi Su olarak değiştirilir. 

Konservatuar süresince Batı şan tekniği eğitimi alır. Artık profesyonel operacıdır. Sanatsal yolculuğu izlendiğinde, Ruhi Su’nun opera yeteneğini, türküleri seslendirmeye uyguladığı anlaşılıyor. Belirtmeye bile gerek yok ki, opera ağzıyla türkü söylemek tamamen müzik kurallarına aykırı ve yeni bir teknik buluştur. Aykırıya ve yeniye merakından dolayı onu sanatın ve müziğin anarşisti olarak değerlendirmek de yanlış olmaz. Batı şan tekniğiyle türkü okurken, türküleri de bir bakıma İstanbul şivesiyle seslendiriyor. 

Ruhi Su’nun Müziğinde Gizli Olan:Geçmişin İzleri, Geleceğin Taslağı
Ruhi Su’nun dünyaya filozofça bakışında, sesinin keskinliğinde, söyleyişinin duygusunda, sazının deviniminde geçmişin izleri ve geleceğin taslağı gizliydi. Sanatta kaba, kuru ve sığ olandan uzak durmuştur. Slogana karşıydı Ruhi Su. Söylediği türküler dikkatli dinlendiğinde görülüyor ki, ozanların dağınık ve özensiz söyleyişlerinin yerini, daha estetik bir söyleyiş almaktadır. Aynı zamanda Ruhi Su’nun söyleyiş tarzının, şehirli müzisyenin de tarzını sınırladığı görülmektedir. 

Sanat ve müzik alanına bir “disiplin” getirdiğine kuşku yoktur Ruhi Su’nun. Bu durumun altını mutlaka çizmek gerekir. Halk değerleri yanında halk ozanlarının izini süren de odur. Bir bakıma gelenekle zenginleşmesini bilmiş ve yeni kuşaklara bu mirası aktararak bir ekol ve yeni bir gelenek yaratmıştır diyebiliriz. Timur Selçuk’tan, Grup Yorum’a; Ahmet Kaya’dan, Zülfü Livaneli, Rahmi Saltuk, Sümeyra Çakır ve Dostlar Korosu’na kadar pek çok halk müzikçisine ve topluluğuna rol-model olmuş birisidir. Peki Ruhi Su, ardılları tarafından aşılmış mıdır? Bu soruya “evet” diyenler, gerekçelerini ortaya koymalıdır elbette. 

Ruhi Su, belli bir yetenek geliştirip de bunu açığa çıkardığında sosyal bilimler yanında siyasal sorunlarla da yakından ilgilenmeye başlayan biri. Türkiyeli komünistlerin, birçok bakımdan örnek aldıkları TKP’nin seçkin bir militanı olarak politik faaliyetler yürüttüğünü öğreniyoruz. Buna göre sanatı, siyasal mücadeleyi desteklemiş, siyasal tavrı da sanatını beslemiştir denilebilir. Kuşku yok ki, muhalif olmak, sanatın ve sanatçıların ortak paydasıdır. Diğer toplumcu sanatçılar gibi Ruhi Su da sanatı, sınıf mücadelesinin estetik araçlarla sürdürülmesi olarak anlıyordu. Eser adlarına bakıldığında bunun ipuçlarını görmek zor olmayacaktır. 

İşsizlik, yoksulluk, göç, gurbet, doğa sevgisi, hümanizm, eşitlik, özgürlük ve devrim gibi sorunları, sanatın kurallarına uyarak, materyalist titizlikle eserlerine yansıtıyordu Ruhi Su. Bunu anlamada, çalışmalarına verdiği isimler bize birçok yönden yardımcı olacaktır. “Ekin İdim Oldum Harman”, “El Kapıları”, “Ezgili Yürek”, “Sabahın Sahibi Var”, “Çocuklar, Göçler Balıklar”, “Semahlar”, “Zeybekler” bunlardan sadece birkaçı. Birçok eserinde işçi sınıfına, ezilen halklara seslendi, grevleri, mitingleri savundu, bunları şiirleştirdi, şiirleri müzikleştirdi. İşçi sınıfı ve halk kesimleriyle içli dışlı olan ender sanatçılardan birisiydi. 1965’ten itibaren vefat ettiği 1985’e kadar, aynı siyasal gruptan olmayan sol kesimler tarafından da benimsendi. Mustafa Suphi ve Bir Mayıs’a dair en sevilen ve sahiplenilen eserler de Ruhi Su’nun ürünü oldu. 

Sıkıyor Zincir Bileği
Jandarmada Din İman Yok

Ruhi Su’nun siyaseti bir ölçüde, Komintern, TKP ve Nazım Hikmet’e benzercesine “uzlaşmacı” bir yol da izlemiştir. Türk egemen sınıflarına karşı, “güçler dengesi” yüzünden olsa gerek her koşulda radikal bir tavır içinde olunamadı. Bunu belirtmek, yine de sömürücü sınıflara karşı emekçileri, yoksul köylüleri temsil eden biricik dinamiğin, anılan kurum ve kişiler olduğunu söylememize engel değil. Kaldı ki bu “uzlaşma” mücadele içinde taktiğe ilişkindir. Anılan kurum ve kişiler gibi Ruhi Su da cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmasına ve bu doğrultuda müzikler yapmasına rağmen egemen sınıfların boy hedefi olmaktan kurtulamadı. Daha da önemlisi, mızrağın çuvala sığmaması misali, sanatçı her girdiği kurumda muhalif ve devrimci kimliğiyle rol oynadı. Sermaye kültürüne karşı, epistemolojik Kopuş’un adı oldu. 

Egemen sınıflar onu, orkestralarda, konservatuar ortamında, TRT’de, tiyatroda görevlendirerek kontrol altına almak istedilerse de, Ruhi Su, bu kurumlarda gösterdiği politik tavrıyla şimşekleri üzerine çekti ve uzaklaştırıldı. 1951’deki TKP operasyonları çerçevesinde tutuklandı, ağır işkence koşullarına maruz kaldı. “Bu nasıl İstanbul her tarafı zindan içinde” adlı türküyü tutukluluk yıllarında yaptı. Sanatçının nazarında sözler İstanbul’u ve yaşanan yılları anlatsa da, gerçekte söz konusu olan kurulu düzenin ta kendisiydi. Kurulu düzen ise sermaye ve devletti. Ruhi Su, bunu açıkça dile getirmek yerine İstanbul üzerinden veriyordu mesajını. Mahkeme bittiğinde beş yıl hapis ve bir o kadar da sürgün Ruhi Su’yu bekliyordu. 

Ruhi Su ve benzeri sosyalist kimlikli sanatçıları siyasal düşünce ve davranışlarından ayrı olarak ele almak, gerçeğin kendisini ve tümünü hiçbir zaman vermez. Tutukluluk ve sürgün yılları, onu zindan gerçeğiyle tanıştırmıştır. “Sıkıyor zincir bileği / Jandarmada din iman yok” dizeleriyle de zindanlarda üretimini sürdürür. Bu yönüyle Şilili sanatçılar Pablo Neruda, Viktor Jara ve ülkemiz sinemasının dahisi Yılmaz Güney ile kıyaslanması anlamlıdır (Eylülde yitirdiklerimiz). Hapishane gerçeğiyle tanışma, onun siyasette daha da derinleşmesine neden olsa da, onu ilk eserlerinden beri politikada her zaman etkin görüyoruz. 

Halk şairi Serdari’nin “kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak” sözlerini seslendirdiğinde, TRT’de nelerin başına geleceğini belki de biliyordu. Onun halkçı, devrimci ve sosyalist siyaseti, bu gerçeği dile getirmesine engel olmadı ve daha 1943’te, radyodan kovularak işsizliğin “tadını” çıkarmaya başladı. Baskı, kovulma ve işsizlik onun bilincini adeta daha da biledi. Bilenmiş bilinçle yöneldi hayatın derinliklerine. Yeni eserler art arda gelmeye devam etti: 1921’de katledilen Mustafa Suphi ve Komünist Parti’nin lider kadrosu için yazdığı ve bestelediği ağıt dinlenmeye değerdir. Halk şiiri tarzında yazılmış, yalın imge dizeleriyle kurulmuş bir şiirdir. Şiir, geleneksel birçok türkünün melodisine benzer tarzda dört dörtlük vuruşlarla bestelenmiş bir eserdir; ve “hayali gönlümde yadigar kalan” başlığını taşımaktadır. 

Yürüyen ve Yürüten Bir Müzik: Sanatın Maddi Güce Dönüşmesi
Halk türkülerini, hem bir folklorcü (halkbilimci) hem de müzisyen ve şair perspektifiyle inceledi Ruhi Su. Türkü formuna yakın türleri, Alevi deyişlerini, yanısıra ağıtlarla marş formunda türküleri mercek altına aldı, bu formlarda eserler verdi. Ona göre Anadolu ve Mezopotamya toplumları müziği birlikte (topluluk olarak) söyleyen halklardır, baskın olan sözlü müziktir. Marşlar ise özellikle ikili, dörtlü vuruşlarla etkili olan türlerdir. Yine Ru Su’nun belirlemesine göre marşlar yürüyen ve yürüten türler olarak türkülerden daha etkili işlev görürler ve toplumu, insanlığı eyleme çağırırlar. Onun nazarında “Marşlar, adından da anlaşılacağı üzere, yürüyen ve yürüten bir müziktir. Bir eylem müziğidir. Bir düşüncenin, bir sevincin başkalarına geçmesinde ve yayılmasında son derece etkilidir. Kalabalıkları kolayca etkiler, coşturur, birleştirir” (Age., S. 121).      

Ruhi Su, ses ustasıydı, bas’ın çıkamadığı seslere çıkacak kadar özellikli bir sese sahipti, ses aralığı genişti. Ağıtlar, deyişler, türküler yanında marş ve devrimci türküler için de elverişli bir ses gücünü barındırıyordu. Halk ile en çok ve yakın ilişki kurduğu nokta burasıydı. Oysa “Figaro’nun Düğünü”, “Maskeli Balo”, “Aşk İksiri” ve “Konsolos” gibi dünyaca ünlü operalarda da başkarakter olarak oynamıştı. Yine sinemada “Karacaoğlan’ın Kara sevdası”, “Amansız Yol” gibi filmlerde müzik yapmış ve seslendirmelerde görev almış olmasına rağmen daha çok türkülerle anılmıştır. Söylediği türkülerin sosyal ve siyasal içeriğinden dolayı halkların gönlünde taht kurmuştu anlaşılan. İşte Türk egemen sınıflarını rahatsız eden de bu durumdu: Türkülerdeki içeriğin, estetik bir yolla kitlelere taşınması ve deyim yerindeyse maddi bir güce/silaha dönüşmesi. 

Biyografisini özetle söyleyecek olursak zorlu, yoğun ve karmaşık ilişkiler içinde hayat ve sanat mücadelesini sürdüren Ruhi Su, yukarıda da değinildiği gibi yatılı okullardan, Kuleli Askeri Lisesi tecrübesinden sonra Adana Öğretmen Okulu, Ankara’da Müzik Öğretmen Okulu, Ankara Devlet Konservatuar’ında önce şan bölümü, sonra da opera bölümünü bitirir. Aynı yıllarda Ankara Cebeci Ortaokulu ve peşinden Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde öğretmenlik yapar. Cumhurbaşkanı Filarmoni Orkestrası’nda göreve başladığında tarihler 1942’yi işaret etmektedir. Ülkemizin sanat, müzik ve siyasetini belirleyen pek çok aydın ve entelektüelle tanışma imkânı bulur. “Türk Beşleri”, Behice Boran, Carl Ebert, Sabahattin Ali bunlardan bazılarıdır. Bunlara hapishane yıllarında evlilik yaptığı kendisi gibi Komünist Parti üyesi, ikinci eşi felsefe öğrencisi Sıdıka Su’yu da eklemek lazım. Ruhi Su, bu anılan çevre ile birlikte derinleşen mücadele koşullarında 1968 hareketinin de temellerinin atılmasında etkide bulunur. 

Dinsel Olana Seküler Bakış:Benim Kabem Emektir
1970’li yıllarda, kitlelere, özelliklede kentlilere ve aydın kesimlere halk müziğini taşımada, sazı ve türküleri sevdirmede katkıda bulunur Ruhi Su. Halk ozanlarının, devrimci müzik gruplarının sınıf mücadelesine yöneldiği, halk konserlerine ilginin zirve yaptığı yıllar 68 hareketiyle kesişir. Bağlama (saz) virtüözü sayılmasa bile saz çalma sitiliyle özgün bir yerde durmuştur Ruhi Su. Sesine ustaca eşlik eden sazın etkisi, pek çok uzman bağlamacıdan çok daha duygu ve düşünce yüklüydü. Ona göre “Bu mütevazi saz, şimdiye kadar Türk müziğine diğer arkadaşlarından fazla hizmet etmiştir, diğerlerinden daha demokrat ve vatanperverdir”. (Age., s.45). Sonuçta Ruhi Su, toplumun bu alanı keşfetmesine etki etmiş ve gençliği müziğe, sanata, saza yönlendirmede görev üstlenmiş, sanatı mücadelede işlevli hale getirerek yeni bir bakış ortaya koymuştur. Bu yeni bakışta, altını çizelim ki, halk değerlerinin rolü büyüktür. Ruhi Su, bu değerleri elbette ki kültür endüstrisinin içinde tüketmek yolunu izlemedi, popülerleştirmedi, sıradanlaştırmadı. Zira onun optiğinde her müzik kendi ruhunu ve dokusunu koruyarak evrenselliğe açılmalıdır. 

Meslekten bir halkbilimcisi gibi çalışmış, halkın yaratıcılığını, atasözleri, deyimler ve kelimeler yönünden zenginliğini, kendi öznelinden geçirerek modern ürünler haline getirmiştir. Müziğini de yaptığı birçok şiirinde bunun izleri görülmektedir: “Kıyamet dedikleri / Ha koptu ha kopacak / Yoksuldan, halktan yana / Bir düzen kurulacak”.

Onun dünyasında, eski değerlerin büyük bir yeri bulunmaktadır. Ruhi Su bu konuda dinselliğe ve geleneklere seküler açıdan bakmasını bilmiş birisi olarak tanımlanabilir. “Biri yer biri bakar / Kıyamet ondan kopar” dizelerinde olsun ‘Benim Kabem emektir, dünyadır, insandır’ anlayışında olsun Ruhi Su’nun yaratıcılığını görmekteyiz. Bu yaratıcı kişi; sanatı, hayatın sorunları ile ilişkisi içinde kavradı ve icra etti. Bunu açıkça yazdı da: “Sanatı, günlük hayatın girdisinden çıktısından kurtulmuş, yüksek bir insan faaliyeti olarak düşünmeye alışanlar, haklı olarak insanı hakikatle yüz yüze getiren bir sanatı yadırgıyor” (Age., 48). 

Sanatta halk kaynaklarına önem verse de Ruhi Su, tabir yerindeyse kafaca Batılıydı. Kültürel gelişmeleri, bilim ve teknolojideki gelişmelere koşut olarak değerlendirdiğini pek çok yazısından ve açıklamasından anlayabiliyoruz. Çünkü yalnız icracı ve derlemeci olarak görülemez Ruhi Su. Bunlar kadar önemli olmak üzere sanat, şiir ve müziğin kavramsal diyebileceğimiz sorunlarıyla da yakından ilgilenmiştir. Onun açısından ülkemizin müziği tekseslilik karakterini değiştirememişse, bunda modern toplum haline gelememesinin payı vardır. Ruhi Su’ya bakarsanız çokseslilik, sanayi toplumuna özgü bir özelliktir. Bununla birlikte sanatçı, Batı müzik armonisini “Türk müziği” ne uygulamıştır: Batı şan tekniğiyle türkü okumak. “Çokseslilik Üzerine” başlıklı yazısında şunları söylüyor: “Armoni, batı müziğine bugünkü gücünü kazandırmış olan çokseslilik kurallarının bilimidir. Armonize etmek, mevcut bir melodi çizgisini çoksesli bir hale getirip, zenginleştirmek demektir” (Age., s. 65). Aynı yazısından anlaşıldığı kadarıyla söyleyebiliriz ki, benzer melodiyi seslendiren birden çok enstrümanın varlığı ve seslerin çokluğu, çokseslilik demek değildir. 

Halk Bilgesinin Son Sözleri Gibi: Yattığımız Yerde Güller Bitecek
1971 faşist darbecileri gibi 1980 faşist darbecileri de Ruhi Su’nun “tehlikeli” bir sanatçı olduklarını tecrübeyle biliyorlardı. Ruhi Su’nun ülke ve dünya halkları için değerli bir sanatçı olması, Türk egemen sınıfları için kabul edilemez bir olguydu. Üstelik cunta koşullarında da susmamıştı. Kasetler, konserler, açıklamalar, yeni kurulan korolar, müzik grupları, sanat ve müzik anlayışları Ruhi Su’yu örnek almaya devam ediyordu. Bu koşullarda egemen sınıfların imdadına “doğa” yetişti: Ruhi Su kanserdi. Tedavisini yurtdışında yaptıracaktı. Cunta çok sayıda muhalife, devrimci ve komünist sanatçıya pasaport vermediği gibi Ruhi Su’ya da vermedi.

20 Eylül 1985’te İstanbul’da yaşama veda ettiğinde, geriye onurlu bir mücadele geleneği bırakmakla birlikte, sanat ve müzik alanında özgün ve klasik ürünler de bıraktı. Türk egemen sınıfları, cenazesine katılan kitle şahsında ona bir kez daha saldırdı. Velhasıl dünyaya gelmesi, hayat ve sanat mücadelesi gibi ölümü de, cenazesinde olup bitenler de üzerinde durmayı ve düşünmeyi gerektirecek tarzda tecrübeler bıraktı. Operanın ve özellikle de müziğin filozofu, halkın sanatçısı Ruhi Su, bağrından geldiği Anadolu ve Mezopotamya toplumlarının özünü kavramada bir halkbilimcisi ve halk bilgesi titizliğiyle varlık dünyasına yöneldi, yeni bir dünyanın kurulması için de bir halk savaşçısı olarak halkların tarihinde yerini aldı. 

Kısacası Ruhi Su’nun bıraktığı anılar, savunduğu eşitlikçi ve insancıl görüşleri, olgu durumlarına bakışındaki keskinlik onu sahiplenmek için yeterlidir. Daha da önemlisi, onun insanlığı geliştirip yeni evrelere taşıyacak olan sanatsal zekâsı, birikimi, önerisi, dehası, ülkemizin aydın ve sanatçılarına olduğu kadar, emekçilerine, işçi sınıfına, kadınlara, Kürtlere, gençlere rehber olacak denli zengindir. Çünkü yaşadığı coğrafya, toprağıyla, insanıyla, bitkisiyle, gülleriyle, tarihsel mirasıyla bu zenginliğe olanak vermektedir. Bunu ima edercesine, son sözleriymiş gibi şöyle yazdı Ruhi Su: “Gün ışıyıp gelir sabret, bu bizim / Yattığımız yerde güller bitecek”. 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)