• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Sanat’karlar

Yeliz Koray

Yahudiler akıl almaz deneylere maruz kalırken onların çığlıklarına kulak tıkayan bestekâr Carl Orff, adeta Nazi rejiminin bestesi haline gelen ‘Carmina Burana’nın ödülünü alıyordu. Meslektaşları Nazi rejimi karşıtı besteler yaptığı için Almanya’dan sürülürken, o tek besteyle iktidarın nimetlerinde yüzüyordu.

Ülkesindeki soykırımı soranlara “Ben işimi yapıyorum, siyasetle ilgilenmiyorum” diyen Orff’un bir gün telefonu çaldı. Karşısındaki ses en yakın arkadaşı Felsefe Profesörü Kurt Huber’in eşiydi. 

Huber, Nazi karşıtı direniş örgütü Beyaz Gül üyesiydi. Beş öğrencisiyle birlikte ‘Hitler defol’ pankartı asarken yakalanmış, idam cezası almıştı. Huber’in çaresiz eşi idamı durdurmak için Hitler’e yakın Carl Orff’a yalvardı. İsteseydi yapabilirdi, ama Huber’e yakınlığı bilinirse her şeyi kaybedebilirdi. Korktu, “Yardım edemem” diyerek telefonu kapattı.

Artık sadece milyonlarca insanın öldürülmesine değil, en yakın arkadaşının ölümüne de seyirci kalmıştı.

Savaş bitti…

Bu kez "Nazi sempatizanı" olmakla suçlanıp Carmina Buruna’dan gelen yazarlık parası kesilir korkusuyla Almanya’yı Nazilerden temizleyen görevlilere, Beyaz Gül direniş örgütünden olduğunu söyledi. Kimse inanmadı, Nazi sempatizanı olmaktan yargılandı…

Asıl mahkeme vicdanında kurulmuştu ama. Suçluluk duygusuyla ölümüne izin verdiği arkadaşı Huber’e yıllar sonra mektup yazıp bağışlanmayı dileyen Carl, vicdan azabı içinde öldü.

                                                              * * *

Engelli çocuklar gaz otobüslerinde yavaş ve acılı ölümü tadarken, heykeltıraş Josef Thorak, Hitler’in kendisi için devlet bütçesinden inşa ettirdiği Avrupa’nın en büyük atölyesinde ‘Ari Irk’ı temsil eden heykeli yapıyordu. Avusturyalıydı.

Onları karşısına alarak Olimpiyat Stadı yapmasının ödülü yine Hitler’den gelmişti. Paris Uluslararası Fuarı, kamusal alanları donatan heykeller, büstler…

Bizzat Hitler tarafından devlet sanatçısı ilan edildi. Profesör unvanı verildi, üniversitede görevlendirildi. Meslektaşlarına rejim karşıtı olduğu için iş verilmezken, O Nazi döneminin nimetlerinden fazlasıyla yararlandı. Askerlikten muaf tutuldu. Hitler tarafından yayınlanan ‘İlahi Yetenekli Kişiler’ listesi ile
Yeri Doldurulamaz Görsel Sanatçılar’ kapsamına girdi. 

Soykırım yerine Alman ırkının gücünü gösteren görkemli heykeller yapan Thorak, kendisini eleştirenlere, “Siyasetle ilgilenmiyorum” diyerek cevap verdi.

Savaş bittiğinde "Nazi sempatizanı" olarak yargılandı. Eserleri kaldırıldı. Çalışması ve satış yapması yasaklandı. Avusturya’ya döndü. Şaşalı hayatı biten sanatçı, astım krizinden ölene kadar sade bir hayat yaşamak zorunda kaldı.

                                                                           * * *

İnsanlar diri diri yakılarak öldürüldüğünde yönetmen Leni Riefenstahl Nazi ideolojisini anlattığı ‘İradenin Zaferi’ isimli filmine gelen tebrikleri kabul ediyordu.

Hitler’i sevmiyor ama güce ve iktidara tapıyordu. Yahudilere yapılan işkenceler sorulduğunda, “Zulmün farkında değilim, siyasetle ilgilenmiyorum” diyordu.

Meslektaşları Nazilerin işkencelerini dünyaya duyurmaya çalıştığı için bir bir hapse tıkılırken, O, Hitler ile bizzat görüşüp projelerini anlatıyor ve iktidarın nimetlerinden sonuna kadar faydalanıyordu. Sanatı topluma değil, Hitler’e yapan Leni’nin de şaşası savaş bitene kadardı.

Nazi propagandasına alet olmanın bedelini onlarca mahkeme ve sorguyla ödedi. Önce hapse, sonra akıl hastanesine kapatıldı. 43 yaşında serbest kaldı ama zor günler bitmemişti onun için. Toplum tarafından adeta lanetlendi, film yapması engellendi. Beş parasız kalması bir tarafa üzerine yapışan ‘Nazi Yardakçısı’ damgasını asla silemedi. Almanya’dan Afrika’ya gitti. Fotoğraf çekerek para kazandı.

                                                       * * *                                           

Açlıktan iskelete dönmüş insanlar toplu mezarlara atılırken aktör ve şarkıcı Johannes Heesters alkışlarla sahneye çıkıyordu. Hollandalıydı ama Hitler’in en sevdiği sarkıcıydı. Kendi ülkesi Naziler tarafından işgal altındayken bile Alman subaylarına şarkılar söyledi, onları eğlendirdi. Binlerce Yahudi’nin öldürüldüğü kampları Alman subaylarla birlikte gezdi.

Hitler rejimine neden sessiz kaldığı sorulduğunda, “Doğrusunu söylemek gerekirse çalışmalarımla çok meşgulüm. Siyasetle hakkında hiçbir şey yapamıyorum” dedi.

Oysa rejimin en üst düzeyleriyle dostluk kurmuş, hatta bizzat Hitler tarafından "Nazi gençliğinin sembolü" ilan edilmişti. Konser ve oyunlardan milyonlar kazanan sanatçı, savaş bittiğinde her şeyini kaybetti. Oyunları izlenmedi, şarkıları dinlenmedi.  

Çareyi kendi ülkesinde arayan Heesters, Hollanda’da da sahnelerden yuhalanarak indirildi. Ölüme terk edilen sanatçı, Hitler’in "dünyanın en kötü canavarı" olduğunu kabul etse de “Bana karşı iyiydi” diyerek suçunu hafifletmeye çalıştı.

                                                              * * *

Velhasıl, bırakın ağız birliği yapmış gibi aynı nakaratı söylesin bizim sanat’karlar. Siz deyin tarih, tekerrür, ben deyim ilahi adalet… Tarihte örneği yoktur çünkü; ya halkla birlikte yürüyeceksin ya da yok olup gideceksin!

 

Yazarın Diğer Yazıları
1234567
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)