• BIST 108.953
  • Altın 144,253
  • Dolar 3,4810
  • Euro 4,1079
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 29 °C

Şanghay Beşlisi ve Avrasyacılık

Şanghay Beşlisi ve Avrasyacılık
Demek ki Avrasya’ya/Şanghay’a dönüş, “milli çıkara” çok uygun olduğu için alkışlıyoruz öyle mi? (kuşkusuz ki öyle) Alkışladığınız lider, çok millici olduğu için(!) Avrasyacı ordunuzu dağıttı di mi?

Sami GÜNAL
Dışa bağımlı ve dolayısıyla dış politikalarında bağımsızlıkçı bir çizgi oluşturamayıp, egemen güçlerin dümen suyunda rejim kaygısı ve kayganlığı yaşayan ülkelerin gerek iç politikalarında gerekse dış politikalarında olağanüstülüklerin yaşandığı dönemlerde sık sık gündeme gelen bir kavram var: “Eksen kayması” kavramı.

İşte, denir ki, yıllardır kapısında bekletilen-aldatılan Türkiye, AB’ye karşı gardını alsın beyhude oyalanmanın bir anlamı yok... Geleceğini başka yapılanmalar içinde arasın falan… İyi de…

Acaba?

“Eksen kayması” diye nitelenen kavramın güya söz konusu ülkeyi vardıracağı yerin, dünya kutuplaşması içindeki “karşı kamp” olması veya “rejimin rotasından çıkartılması” endişesidir.

Türkiye için dillendirilen “endişeler” zamana ve zemine göre değişmektedir.

Gâh, Ortadoğu ve Körfez görünümlü bir kayma ki BOP çerçevesinde arzulanan hedef bu; gâh, ulusalcılık damarlarının yükselip de Avrasyacılık ve Şanghay Beşlisi “vurgusu” yapılması zamanlarıdır bu endişelenme fasılları. (Doğrusu, ŞİÖ: Şanghay İşbirliği Örgütü’dür. Bunun beşli hali de kalmadı sekizli diyelim. Tabii gözlemcileri saymazsak.)

Zira, Avrasyacılık ve Şanghay “vurgulaması” diyoruz. Neden?

Devlet katında şark kurnazlığı çerçevesinde Batı kampına karşı tehditvari seslendirmelerin dışında bir avuç bağımsızlıkçı entelektüel yurtseverlerin akılcı dış ve ekonomik politika öngörülerinden (vurgusundan) başka bir şey değildir. Pratiğe dökülmüş bir politika yok.

Şimdilik bağımsızlıkçı entelektüeller kendileri çalıp kendileri oynamaktalar.

BOP/SEVR çerçevesinde eksen kaydırılması ve uygulaması uzak tehlike değildir. Hele hele rejimin bekası açısından refleks gösterecek kimi kurucu unsur olan iç dinamiklerin, 15 Temmuz kalkışma girişimi sonrası çökertildiği ve ortadan kaldırıldığı bir dönemde risk katsayısı daha da artmıştır. Bu faslı ayrı bir yazıda tartışalım, deyip Avrasyacılık ve ŞİÖ üzerinde durmaya devam edelim.

Özellikle devlet ricalinin son Rusya seferinden sonra ŞİÖ ve Avrasyacılık, Türkiye önüne yeni bir seçenek gibi tekrardan gündeme getirilmektedir. Bu iki örgüt ve kavram AB-D karşıtlığını içerir. Birisi kültürel-ideolojik bir yapılanma temelinde vücut bulurken (Avrasyacılık) diğeri ekonomik, askeri ve siyasi yapılanma temelinde vücut bulmaktadır. Özü itibariyle AB-D emperyalizminin dayatmasına karşı “Üçünü Dünyacılık” diyebiliriz. Yani, sömürgecilikten uzaklaşmak, kaçış diyelim.

Avrasyacılık’ın ilham kaynağının -teşbihte hata olmaz- bizim “Boğazlar” olduğunu söyleyerek coğrafi konumumuzla gururlanalım derim.

Temel felsefe ne Doğulu ne Batılı ne de ikisinden ayrı… Ortak bir sentezdir. Bizim Boğaz’ın coğrafi konumu gibi. Bu kuramın, -eskileri de olmakla birlikte- günümüzdeki çağdaş ağababası olan Rus Alexander Dugin ve tabii ki eski filozofları da ilhamlarını bizim Boğaz’dan almış olsalar gerek. Bu çerçevede Rusya ve Türkiye sosyo kültürel ve coğrafik olarak bu yönleriyle de eş benzer ve kaderdaştırlar. Hal böyleyken,

Dur hele, kim seni oraya bırakacak?

Dış politikasında ve ekonomi politikasında bağımsızlığı ve kendi kendine yeterliliği olmayan bir ülkeyi bir yere bırakmazlar.

İşte bundandır ki şimdiye kadar bu yolda ciddi bir niyet ve girişim de olmamıştır/olamamıştır. Yeltenmeler tipik şark kurnazlığından öteye gidememiştir. Güya içinde bulunduğumuz siyasi, askeri ve ekonomik Batılı yapılanmalar, bizim karşı blokta bulunmamıza ya da onlara göz kırpmamıza rızalık göstermezler, eh biz de bunları ürkütelim, elimizi güçlendirelim, yanılgısından başka bir şey değildir.

Ülkeler her anlamıyla yapısal özelliklerine göre değil, çıkarlarına göre dış politika denklemleri kurarlar. Dolayısıyla en karanlıkla, en aydınlık bir araya gelebilmektedir.

Kimi turistik veya özel amaçlı yurt dışı geziler ülkelerin yönünü-eksenini çevirmez/çeviremez. Kaldı ki Türkiye gibi her anlamıyla her yönüyle AB-D’ye kapılmış bir “babayiğide” izin ver-mez-leer. Boşuna düş kurmanın âlemi yok. Kurduğumuz düşün baş aktörü idealist değil, kaygısını duyduğumuz rejim açısından özel ajandası olan bir pragmatisttir. Bugün böyle yarın öyle…

O aktör ki senin, Avrasyacı yönelişler içine girmiş tüm “millici ordunu” yerle yeksan etmiştir. Sen, (kamuoyu) halen düşlerinde “bilmem nerelere karşı duruşa geçen adam” yaratıyorsun. Bu bir çelişki değil mi?

Demek ki Avrasya’ya/Şanghay’a dönüş, “milli çıkara” çok uygun olduğu için alkışlıyoruz öyle mi? (kuşkusuz ki öyle) Alkışladığınız lider, çok millici olduğu için(!) Avrasyacı ordunuzu dağıttı di mi?

Şu takdir-i ilahiye bakılsın ki 15 Temmuz kalkışmasına karşı göğüslerini öncelikle, darma dağın edilen Avrasyacı “artıklar” gerdi. Onların, “yurtta sulh konseyi” tuzağına aldanmaması ve karşı duruşlarıyla “kurtulan kurtuldu.”

Şimdi detaylarını geçiyorum, sadece olayı anımsatmak istiyorum. Hani, pek yakın tarihte bir Çin füzesi satın alma olayı vardı, ben unuttum! Sahi alabildiler mi? Aldırdılar mı? Kim neye karşı koyuyormuş? Kim hangi kampa kaçma dirayetini gösterebiliyormuş? Bizim “devrimci(!)” o zamanlar devrilmişti zaten.

Uluslararası ilişkiler şark kurnazlığıyla yönetilemiyor. Sonra, “sıfır sorundan; sırf soruna” dönüşüyor.

Öyle, güya şark kurnazlığıyla, AB-D’nin gözünü korkutacağım pozlarıyla, “Bak Şanghay’a dönerim haa!..” sonra da dönüp, “Putin yav, bizi şu Şanghay’a alsanıza!” şakamsı, gevşek yaklaşımlarla olamaz dik duruş.

Kaldı ki bu, ayaküstü konuşulacak bir konu da değil. Önce bağımsızlıkçı olacaksınız. İçinde bulunduğunuz kampın tüm örgütlenmelerinden sıyrılacaksınız. NATO içindeyken sizi kim karşı kamp örgütlerine alacak ki? Strateji uzmanlarının mevcut hesaplamalarına göre, NATO yapılanmasından arınıp yeni bir yapılanma oluşturmak için 25 sene geçmesi gerekiyor.

Bu öngörüsüzlükler, sakın ola ki hariciyecilerin “monşerlikle” taltif(!) edilmelerinden ötürü olmasın!

15 Temmuz rezaletinden sonra çenemizin altındaki “yaverlerden” anlıyoruz ki sadece dış politikalarda değil tüm alanlarda yanlış kılavuzlar seçmişiz.

Dış geziler ve dış politikalardaki “yetkisizliklerin” tepelenerek “de faktolar” yaratılmasını bu yazı çerçevesinde konu etmeyip es geçiyoruz.

Kimse bizi almaz! Aldırtmaz! Almayacaklar! Aldanmayalım! Bu bir karşı duruş değil, realitenin tespitidir.

Yeri gelmişken kişisel düzeydeki yerimizi, safımızı elbette belirleyelim:

Avrasyalıyız ve Avrasyacıyız!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • Vallahi Sizi Sileceğiz!09 Ağustos 2017 Çarşamba 22:10
    • Ay, bana tutuldu09 Ağustos 2017 Çarşamba 14:19
    • Kandırılmanın evrimi07 Ağustos 2017 Pazartesi 16:43
    • İşçi sınıfının ve dünya halklarının Enternasyonalini yeniden inşa etmek zorundayız07 Ağustos 2017 Pazartesi 13:24
    • Kriz değil, çöküş...07 Ağustos 2017 Pazartesi 12:14
    • Hayallerinizi Bırakın, Sorulara Cevap Verin Ayhan Bey!04 Ağustos 2017 Cuma 22:41
    • İslamcı rejim için erketeye yatmak; Nuray Mert vakası04 Ağustos 2017 Cuma 18:53
    • Açgözlülük, tamah ve kıskançlık03 Ağustos 2017 Perşembe 15:10
    • Ucundaki yeme değil, takılı olduğu kancaya dikkat!02 Ağustos 2017 Çarşamba 15:52
    • AKP İktidarının Gerçeklerle Kavgası30 Temmuz 2017 Pazar 13:02
    • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)