• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 4 °C
  • Adana 4 °C
  • Antalya 7 °C

“Saray Darbesi” değil, Saray Rejiminin tescili

Deniz YILDIRIM

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün AKP’yi olağanüstü kongreye götüreceğini ilan etti, fiilen görevi bıraktı. Daha açık ifadeyle, Davutoğlu’nu getiren Saray, şimdi Davutoğlu’na görevden el çektirdi.

Tepkiler muhtelif; en müthişleri muhalefet cephesinden. “4 Mayıs Saray Darbesi” diyen mi ararsınız, “milli iradeye darbe” diyen mi; “artık fiili başkanlık sistemine geçtik” analizlerinden “hakkımızı helal ediyoruz”a kadar uzanan dahiyane bir siyasi duruşla karşı karşıyayız. Umudumuz Hoca. Ekmel hoca olmadı, Ahmet hoca.

Muhalefetin iktidar bloğu içindeki çatlaklara yaslanarak, oradaki çatlaklardan kendisine alan açmaya çalışarak, yüzünü halka dönmeyi asla aklına getirmeyerek ısrar ettiği stratejinin bu vahim halleri ortaya çıkmasaydı, bugünkü yazıya doğrudan Davutoğlu’na görevden el çektirilmesinin siyasi sonuçlarını tartışarak girmek mümkün olabilirdi. Fakat ne mümkün!

Önce şu “yeni durum” diye ifade edilen Saray Darbesi meselesini bir açalım ve soralım.

10 Ağustos 2014’te Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra AKP Kongresi’ne katıldığında, cumhurbaşkanı sıfatıyla bir siyasi partinin kongresine katılıp tek aday olarak Davutoğlu’nu genel başkanlığa ve başbakanlığa getirdiğinde görmeyip de şimdi gördüğünüz yeni “darbe” nedir?

7 Haziran seçim sonuçları Saray tarafından tanınmadığında, “milli irade”nin kararı Saray’ın işine gelmediği için ülke adım adım yeni seçime doğru sürüklendiğinde, hükümet kurma görevi anayasal hak olarak yasal süre de olmasına rağmen ikinci parti olan CHP’ye verilmediğinde görmeyip de şimdi gördüğünüz yeni “darbe” nedir?

“Artık sistem değişmiştir, anayasayı buna uyarlayın” açıklaması yapıldığında, “parlamenter sistem bekleme odasında” denildiğinde görmediğiniz ve şimdi gördüğünüz “darbe” nedir?

Devletin bütün aygıtları adım adım Saray etrafında toplanırken, rejim giderek Saray etrafında ekonomik, siyasal ve ideolojik araçlarıyla yeniden örgütlenirken görmediğiniz ve şimdi gördüğünüz “darbe” nedir?

Daha da ileri gidelim: Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde Saray’a kullandırtmadığı, Saray’ın denetiminden kurtardığı ve şimdi bu yeni durumda Saray’ın fazladan kullanabileceği yeni yetki var mıdır? Varsa nedir?

Listeyi uzatmak mümkün; ancak itirazımızın karakterini değiştirmiyor, sadece pekiştiriyor. Burada keselim. Saray darbesi cumhuriyete karşı olur, demokratik güçlere karşı olur. Saray rejimi içinde, onun inşa ettiği yeni rejim düzlemiyle uyumlu, sadece bu gidişe dair yöntemsel bakış açısı farklılıkları taşıyan kişilere dönük tutumlarda “darbe” görmekse siyasi saflık değilse ya acziyet ya da teslimiyettir. Büyütmeye gerek yok: getiren götürmüştür. Saray’da taht kavgasının, kardeş katli tartışmasının tarafı biz değiliz, hangi kardeşin nasıl yöneteceğiyle değil, bu yönetimin yerine cumhuriyete nasıl geçeceğimizle ilgiliyiz.

Ne yani, hiç mi önemi yok 4 ve 5 Mayıs gelişmelerinin? Elbette var; sıradanlaştırmaya da gerek yok; ama Amerika’yı yeni keşfetmiş gibi analizlere de gerek yok. Yeni rejimin kendi içindeki çelişki ve çatlaklara taraf olarak oradan “demokrasicilik” oynamaya ise hiç gerek yok, hepsi oradaydı.

Bu köşedeki yazılarda ısrarla vurguluyoruz. Türkiye’de rejim uzun süredir fiili bir yürütme darbesi sonucunda zaten Saray etrafında toplanıyor. Bunun “kurucu diktatörlük” olduğunu, bu kurucu diktatörlüğün eski rejimin hukuksal, anayasal düzenlemeleriyle kendisini sınırlı hissetmediğini ve yeni rejim anayasal güvence altına alınana kadar da bu vasfın süreceğini daha önce belirttik. Son iki gündeki gelişmeler, bu çerçevede bir devamlılık durumunun işaretidir, Saray etrafında inşa edilen yeni rejimin “kurucu diktatörlük” uygulamalarının hem derinleştirilmesi hem de tescilidir. Bu nedenle Cumhuriyet’e karşı adım adım gerçekleşen Saray darbelerini görmeyip “yüz yıllık cumhuriyet parantezi”ni kapatma iddiasıyla siyasete girmiş, bunu da restorasyon olarak adlandırmış Davutoğlu’na görevden el çektirilmesinde yeni bir durummuş gibi “Saray darbesi” görmek, meseleyi hem sulandırmak hem de gerçeğin üzerini örtmektir.

Asıl Yenilik

Yeni olansa şudur: Davutoğlu bir süredir yaptığı açıklamalarla ve kimi uygulamalarla Saray rejiminin otoriter tekelleşmesine karşı yöntemsel (ideolojik değil) itirazlar geliştirmekte, rejimin daha hegemonik araçlarla inşa edilmesini, sürdürülmesini savunan kanatla ittifak halinde yürümektedir. Fakat öze, Cumhuriyet’in yerine dinsel bir Saray rejiminin kurulmasına, “restorasyon”a, “yüz yıllık parantezin kapatılması”na dair bir ayrışma değildir sözkonusu olan; bunun yöntemine ilişkindir. Kaldı ki Davutoğlu gerek Cumhuriyet rejimi yerine eskinin yeniden inşası anlamına geldiğini bilmesine rağmen ısrarla yaşanan süreci “restorasyon” kavramıyla anlatan ve diğer yandan dış politikayı Yeni Osmanlıcılık olarak ifade edilen strateji çerçevesinde sistemleştiren kişidir. Bu anlamda inşa edilen yeni Saray Rejimi’nin en başından beri ideolojik aklıdır, ezberden iki üç Necip Fazıl şiiri okumaya dayalı ortalama İslamcı siyasal ufkunu bir siyasal ütopyaya, doktrine kavuşturandır AKP devrinde. Bu açıdan “dava”nın has ismidir; Davutoğlu’na yapılanın adı bu nedenle “Saray darbesi” değildir; olsa olsa “karşı devrimin önce kendi evlatlarını yemesi” durumudur.

O halde ayrışma neredeydi? AKP içinde bir yöntemsel ayrışma olduğu açıktı. Bu yöntemsel ayrışmanın bir kanadı tam biatçılığa dayalı Reisçiler, diğer kanadı ise yöntem olarak yumuşak geçişi öneren Gülcüler’dir. Hocacılık kısmen Gülcülük içi bir pratiktir. Dikkat edilirse Saraycılar ve Gülcüler demiyoruz; iki kanat rejimin Çankaya’dan Beştepe’ye, Köşk’ten Saray’a doğru ağırlık merkezinin kayışı karşısında öyle veya böyle onaycıdır. Ortada Saray ve karşıtları çatlağı yoktur; Saray merkezli yeni rejimin işleyişi, yöntemi üzerine bir ayrışma vardır. Stratejik değildir, taktikseldir. “Dava”nın uzun vadeli çıkarlarının hangi yöntemde yattığına dair bir ayrışmadır.

Bu ayrışmada Davutoğlu örneğin gazetecilerin, akademisyenlerin tutuksuz yargılanması konusundaki açıklamalarıyla, dış politikada ise giderek Erdoğan yerine daha fazla muhatap alınmaya başlanmasıyla birlikte zaman zaman Saray’ın başta tahayyül ettiği ağırlık dengesinin ötesine geçmeye yönelmiştir. Gidişe itiraz eden, aşırı otoriter yöntemlerin hareketi uzun vadede riske sokacağını düşünen “dava”nın önde gelen Arınç, Gül gibi isimleri Davutoğlu’na daha yakın durmuş ve Davutoğlu’nun başbakanlığına bir bakıma yeni anlamlar yüklenmiştir. Gücün tamamen tekelleştiği, Saray etrafında birleştiği, kuvvetler arası dengenin ortadan kalktığı, parlamenter işleyişin tasfiye edildiği bir ortamda Davutoğlu’na yüklenen anlam ve işlev, Saray Rejimi’ni AKP içinden dengeleme-aşırılıklarını frenleme olmaya başlamıştır. İşte dün biten ya da Saray eliyle fark edilip bitirilen budur.

Nitekim Erdoğan 4 Mayıs’ta Davutoğlu ile görüşmeden önce muhtarlara yaptığı konuşmada “kişi bulunduğu makama nasıl geldiğini, hangi amaçlarla geldiğini asla unutmamalı” derken bunu açıkça vurguladı. Tercümesi şudur: “seni ben getirdim, görevin de başkanlık anayasasıyla yürütme kuvvetinin tamamen benim elime geçmesi sürecini tamamlamandır”.

Özeti budur; Davutoğlu Saray merkezli başkanlık sistemi ve anayasası için getirilmiş; bu konuda yeterli çalışmayı yapmadığı, zaman zaman Saray’ın aşırılıklarını törpüleyerek güç toplamaya çalıştığı izlenimi sonucunda da tasfiye edilmiştir. AKP yetkililerinin “daha düşük profilli bir başbakan olacak” açıklamaları bununla ilgilidir.

Siyasi Sonuçları

Bu açıdan siyasi sonuçları vardır. En çok da muhalif cephe için.

4 - 5 Mayıs gelişmeleri önemlidir; fakat Saray rejimi içinde bir yenilik olarak değil, devam eden bir eğilimin tescili olarak. Saray Rejimi tescillenmiş, pekiştirilmiştir. Asıl yenilikse, artık Saray’ı AKP ile, AKP içindeki “ılımlılar”la dengeleme projesinin de çökmesidir ve bu yeniliğin asıl muhatabı muhalefet güçleridir. Mesaj nettir: artık Saray rejimi karşısındaki umutlarınızı, Ekmel’e, Gül’e, Davutoğlu’na, ılımlı AKP’lileşmeye ve “ılımlı AKP”ye, “AKP eski ayarlarına dönse çok iyi aslında” siyasetsizliğine, liberal AKP okumalarına, çökmüş İkinci Cumhuriyetçi tezlere bağlamaktan vazgeçin, bu aşama geçilmiştir. Yeni olan budur.

İkincisi, Davutoğlu ekibinin Saray’ı zaman zaman dengeleme, tampon görevi görerek yumuşatma, hukuka, yargıya kısmen alan açma rolü ortadan kaldırıldı. Bu yeni dönemin daha da sertleşeceğinin, Saray merkezli otoriterliğin daha da pekişeceğinin işaretidir.

Bu anlamda muhalefet güçleri 4-5 Mayıs’ı hem AKP dışı çözümler konusunda netleşmeye, hem de daha da sertleşecek dikta pratiklerine karşı daha fazla yan yana gelmeye ve yüzünü sistem içi çatlaklar yerine halka dönmeye vesile olarak değerlendirmek zorunda. Evet doğru, daha da sert bir sürecin ülkeyi beklediğini söyleyebiliriz.

Ama artık yeni bir durum var; 4-5 Mayıs sonrası gerçekten yeni olan denklem şu: Ya Saray kazanacak ya da yeni bir cumhuriyet kuruculuğuyla biz kazanacağız. Ortası yok, orta formüller dün tasfiye edildi, görmeyenlere, görmek istemeyenlere halk “hakkını helal etmeyecektir”.

Not: Bugün 6 Mayıs. İçlerinden birinin adını taşıyorum, gururla. Üç fidanı saygıyla anıyorum.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.