• BIST 101.892
  • Altın 192,422
  • Dolar 4,6528
  • Euro 5,4428
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 29 °C

‘Sarı Çizmeler’in ekonomi politiği

‘Sarı Çizmeler’in ekonomi politiği
SOMA’da kaybettiğimiz madencilerin anısına…

Gülay YEŞİLİPEK

Ve onların mülksüzleştirilmesini anlatan bu öykü, insanlık tarihine,kandan ve ateşten harflerle yazılmıştır.
Karl Marks

‘Sarı Çizmeler’, Leyla Civil’in İnsancıl Yayınları’ndan yeni çıkan ilk öykü kitabının ve bu kitaptaki ilk öykünün adıdır. Öykü Soma’da 13 Mayıs 2014’de yaşanan büyük faciayla ilişkilidir. (1)

Sarı Çizmeler öyküsü ilk kezİnsancıl dergisinin Mart 2015 tarihli sayısında yayımlandı. Öykünün beni ilk bakışta en çok etkileyen yanı Soma’da yerin yüzlerce metre altında ölenlerin sınıfsal gerçekliğiydi. Soma’da ölen 301 madencinin birçoğu madende çalışmaya başlamadan birkaç yıl öncesine kadar Ege’nin köylerinde tarımla geçinen küçük üreticilerdi. Küçük tarım üreticiliğinden maden işçiliğe geçenler…Tıpkı Sarı Çizmeler öyküsündeki Sadık gibi…

Sarı Çizmeler gerçekçi bir öyküdür. Yazar ülkemizde çok yakın bir döneme ilişkin toplumsal ve ekonomik gerçekliği işlemiştir öyküde. Özellikle 2002 tarihinden itibarenderinleşen yeni kapitalistleşme dalgası… Banka borcu nedeniyle toprağını kaybeden çiftçiler.. tarımdan sanayi işçiliğine geçiş.. değişen üretim ilişkileri.. farklılaşan sınıfsal konumlar...

Öyküde dramı anlatılan Sadık, tarımda küçük mülk sahibi bir üreticiyken, üretim aracı üzüm bağını kaybedince, geçim derdiyle sanayi işçiliğine geçen tarım üreticilerinin tipik örneğidir. Öykü kısaca şöyledir; Sadık ve babası, küçük tarım üreticileridir. Dedelerinden kalan üzüm bağı, yedi kuşak öteden beri ailenin geçimini sağlaya gelmiştir. Babanın da Sadık’ın da çocukluğu bu bağda üzüm asmalarının arasında geçmiştir. Üç dört yıl öncesi, üzüm hasadı başladığında Sadık ve babası sabahın ilk ışıklarıyla başlayıp akşama kadar üzümleri toplarlar. Üzümler satılacak, Sadık’ın düğünü yapılacaktır.

Ancak tüccar öyle düşük bir para verir ki, ancak karın doyurmaya yeter. Babanın yörük damarı tutar, tüccarı kovar. Üzümleri soğuk hava deposuna yerleştirirler. Bankadan kredi çekilir, düğün yapılır. Ancak o yıl doğa şartları kötü gider,tarladan beklenen hasat alınamaz. Banka ipotekli üzüm bağına el koyar. Geçim derdi başlar. Sadık madende çalışmak zorunda kalır.

Ve Mayıs 2014 Soma faciası… Soğuk hava deposundaki madenci cesetleri, kömür karasına bulanmış sarı çizmeler.Yaşlı gözlerle Sadık’ını arayan baba…

KAN VE ATEŞLE YAZILAN ÖYKÜ

‘Sarı Çizmeler’ öyküsü, ülkemizde son yıllarda acımasızca yürütülen bir mülksüzleştirmenin öyküsüdür aynı zamanda. Kapitalistleşme yolunda ilerleyen her toplumda yaşanan mülksüzleştirme ve arkasından gelen proleterleştirme süreci... Bu süreç, Marks’ın Kapital’de belirttiği gibi,“(…) insanlık tarihine kandan ve ateşten harflerle yazılmıştır”.

Mayıs 2014’de Soma faciasıyla bizim de içimize ateş düşmedi mi?

Ülkemizde tarım üreticilerinin bir kısmı küçük mülk sahibi köylüyken mülksüzleşme sürecinden sonra sanayi proleteryası haline gelmiştir. 31 Ocak 2016 tarihli Sözcü gazetesindeki bir haber bu sürecin sayısal gerçekliğini de bize gösteriyor. Haberin başlığı, “AKP 2 milyon çiftçiyi toprağından kopardı” şeklinde. TÜİK’in istihdam verilerine göre, 2002’de tarımdaki istihdam 7 milyon 458 bin kişidir. 2015 Ekim verilerine göre ise tarımdaki istihdam 5 milyon 473 bine düşmüştür. Bu yıllar içinde tarımın toplam istihdam içindeki payı %34.9’dan %20.4’e gerilemiş. 

Peki, bu 14 yıl içinde yaklaşık 2 milyon tarım çalışanı -ki bunların büyük çoğunluğunun hane emeğiyle üretim yapan küçük mülk sahibi çiftçiler olduğunu söyleyebiliriz- nereye gitti? Neden toprağını bıraktı?Küçük mülk sahibi tarım üreticileri kimdir?  Nasıl işler bu mülksüzleşme süreci?Toprağını kaybeden çiftçilerin sanayi işçisi olmaktan başka çareleri yok mudur? Çiftçinin kaybettiği toprak ya da üzüm bağlarına ne olur?

KÜÇÜK KÖYLÜNÜN YENİLGİSİ

Bütün bu sorulara kavramlarla bakalım.

Küçük mülk sahibi tarım üreticileri; öncelikle sahibi oldukları küçük mülkleri (öykümüzde olduğu gibi üzüm bağı ya da tarla) üzerinde metalaşmamış hane emeğiyle (kadın, erkek, çoluk, çocuk tüm aile) üretim yapan, geçimlerini böyle sağlayan köylü üreticilerdir. Kapitalist gelişimin tamamlandığı toplumlarda bu küçük üreticilerin tamamen ortadan kalkacağı varsayılır. Bizim gibi kapitalist gelişimin sürdüğü ülkelere ise, küçük tarım üreticileri kapitalizmin yıkıcılığı karşısında varlıklarını sürdürebilmenin temel koşulu emeklerini değersizleştirmeleridir. Bunun içinde ya yaşam masraflarını kısmak ya da emek zamanlarını uzatmak yani uzun saatler boyu çalışmak zorundadırlar. Sarı Çizmeler’de tüccarın üzümlere çok düşük fiyat vermesi karşısında eğer baba bu fiyatı kabul etseydi, emeğini değersizleştirmiş olacaktı.

Mülksüzleştirmenedir, nasıl işler bakalım; Marks, Kapital Cilt I’de ‘İlkel Birikimin Sırrı’ bölümünde bu süreci şöyle tanımlar:

“(…) kapitalist sistemin yolunu açan süreç, emekçinin elinden üretim araçlarının sahipliğini alan süreçten başkası olamaz; bu süreç, bir yandan toplumsal geçim araçlarını sermayeye dönüştürür, öte yandan, doğrudan üreticileri ücretli emekçilere dönüştürür.”(2)

Bugünkü iktidarın 2002 yılından beri uyguladığı tarım politikalarıyla (yüksek tarım girdileri, tüccarlar eliyle uygulanan düşük ürün fiyatı politikaları, gelirin giderleri karşılayamaması, vb.)küçük çiftçiler üretemez, üretse bile geçinemez hale gelmiştir.

Sarı Çizmeler öyküsünde Sadık’ın babası şöyle yakınır:

“Yedi kuşak ötemiz karnını doyurup geçimini sağlamış bu topraktan da, biz bir türlü belimizi doğrultamadık son yıllarda.(…)Gübreydi, mazottu, alet edavatı, makinesi, tohumu, işçisi derken, gelmeden gidiyor kazandığımız. Hadi bakalım bankaya…”

Kapitalist gelişme sürecinde istenende budur.Özellikle son 14 yılda yaşanan olaylar, bu konuda somut örnekler sunar bize. Süreç basit ama yıkıcı biçimde işler; kredileri geri ödenemeyince, banka el koyar toprağa… Mülksüzleştirmenin işleyiş süreçlerinden biridir bu.

MÜLKSÜZLEŞME VE İŞÇİLEŞME SÜRECİ

Toprağını kaybeden küçük tarım üreticisinin yani Sadık’ın maden işçisi olmaktan başka çaresi yok muydu? Belki vardı.Ama en iyi olasılıkla, bankanın el koyduğu bağı satın alan büyük çiftçinin yanında tarım işçisi olmak gibi bir seçenekti bu. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan bir tarım işçisi... (3)

Toprağını genişleten büyük çiftçi, tarımda kapitalistleşen taraftır. Toprağını genişleterek sermaye birikimini hızlandırır.

Tarımda tam kapitalistleşme olabilir mi? Bu soruyu “sermayenin tarımda karşılaştığı engeller” bağlamında tartışantoplum bilimciler üç temel engeli ortaya koyuyorlar. Birincisi, sermayenin tarıma nüfuzunun önündeki engeller: doğa ve iklim koşullarına bağlılık, tarımda emek süreciyle üretim süreci arasındaki fark. Yani tarıma yatırılan sermaye sanayiye yatırılan sermayeye oranla daha uzun süre bağlı kalır.İkincisi, küçük üreticilerin emeklerini değersizleştirerek varlıklarını devam ettirmeleridir. Üçüncüsü ise,küçük üreticilerin mülksüzleşmeye ve proleterleşmeye karşı siyasi direnişleridir.

Bir yanda mülksüzleştirilen küçük üreticiler öbür yanda ise acımasızca işleyen sermaye birikimi var. 

Sermaye birikimi denince, sosyoloji okumalarımdan “Düzenleme Okulu” kuramı aklıma geliyor… Düzenleme Okulu, kapitalizmin gelişimini ve azgelişmişliği tarihsel bir bakış açısıyla ele alır. Kapitalizmin farklı ‘birikim’ rejimleriyle varlığını sürdürdüğünü, her bir ‘birikim’ rejimine denk düşen farklı ‘düzenleme’ biçimleri olduğunu vurgular.Hızlı sermaye birikimini destekleyen iktidarlar, yaptıkları düzenlemelerle mülksüzleştirme süreciyle ortaya çıkacak olan emek gücünün nereyeyöneltileceğinekarar verirler. 

Mülksüzleşmeyle toprağından kopanlar artık ücretli emekçi olacaktır. Kapitalizmin can damarına artı değer akıtacaklardır. Bu artı değerlerle sermaye birikimi hızlanacaktır. Sarı Çizmeler örneğinde bu hızlı sermaye birikiminin yaşanacağı alanbellidir. Maden ocaklarında işçileri acımasızca uzun saatler boyu çalıştıran, hiçbir can güvenliği önlemi almayan, can güvenliği için hiçbir harcama yapmayarak (kullanım tarihi çoktan geçmiş,küflenmiş oksijen maskelerini hatırlayalım) biraz daha fazla birikim yapacağını hesaplayan maden işletme şirketidir.

Sonuç olarak;

Leyla Civil bu öyküyü yazarak Soma’nın dramını, ölen 301 madencinin ve geride bıraktıklarının acısını geleceğe aktarıyor. Eğer Soma üzerine öyküler, şiirler, belki bir gün roman yazılmazsa, o madende ölenler geleceğe birer istatistik sayısı olarak kalacaktır.

Belki ileride,toplum bilimciler Türkiye’nin bu son 10-15 yılını incelediklerinde, yakın tarihteki bu ikinci hızlı/vahşi kapitalistleşme dalgasını ve toplumsal değişim olgusunu göreceklerdir.

0000000682375-1.jpg

1- Leyla Civil, Sarı Çizmeler, İnsancıl Yayınları, İstanbul, Ocak 2016.

2- Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, çev. Alaattin Bilgi, Sol Yayınları, 10. Baskı, Ankara, 2011. s.679

3- Aynı gazete haberinde bu konuda da bir veri var; SGK’nın Kasım 2015 verilerine göre, tarımda çalışanların %85’i sosyal güvenceden yoksundur (Sözcü, 31 Ocak 2016).

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Parti sözcülerimize öneriyorum…13 Mayıs 2018 Pazar 08:58
  • Orta Doğu’da kovboy diplomasisi...09 Mayıs 2018 Çarşamba 07:44
  • Bir soygunun hikayesi: GSS08 Mayıs 2018 Salı 16:55
  • Kitap Eleştirisi: Bora Abdo - Öteki Kışın Kİtabı08 Mayıs 2018 Salı 13:57
  • Bugün herkesten beklenebilecek olan nedir?08 Mayıs 2018 Salı 13:11
  • Abdullah Gül'ün imzaladığı mektup02 Mayıs 2018 Çarşamba 10:25
  • Başka bir toplum mümkün29 Nisan 2018 Pazar 18:53
  • 24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?23 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
  • Fethullahçı bir Amerikan Uşağının Hikayesi15 Nisan 2018 Pazar 17:00
  • Skripal suikastı...06 Nisan 2018 Cuma 13:00
  • 1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)