• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 5 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 12 °C

"Sen ha? Bana ha?" Demokrasilerde hakaret

Haluk ŞAHİN

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açtığı hakaret davalarının sayısı çığ gibi artıyor.  Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın verdiği bilgiye göre bu sayı 2 bine yaklaşmakta imiş. Hakaret ettiği iddia edilenler için istenen hapis cezalarını üstüste toplasanız kimbilir kaç asır eder!

Net ve açık olarak söyleyebiliriz ki böyle bir durum, demokrasi olduğunu iddia eden bir ülke için normal değildir; mutlaka bir yerde bir yanlış vardır.

Anayasa Mahkemesi de bunu farketmiş olmalı ki, bir başvuru üzerine hakaretle ilgili maddeyi esastan görüşmeye karar vermiş. Gerçekten “esaslı” bir konu ve o “esas” demokrasiden başka bir şey değil.

                                                               ***

Cumhurbaşkanına hakaret davalarını savunan kimileri, özelllikle Havuz cengaverleri, “Cumhurbaşkanına hakaretin elbette bir cezası olacak, sıkıysa aynı şeyi Amerika’da yapsınlar, o sözleri Obama’ya söylesinler, bakalım başına neler gelecek!” türünden şeyler yazıyorlar.  O çevrelerde bilgisizlik kural olduğu için, bir takım insanlar da, araştırıp soruşturmak yerine, onlara inanıp okuduklarını sosyal medyadan paylaşıyorlar. 

O türden şeyler Amerika’da yazılmış ya da söylenmiş olsaydı başlarına ne gelirdi acaba? Sabaha karşı evlerine baskın mı yapılırdı, kelepçe vurulup karakola mı götürülürlerdi, uzun saatler süren sorgulara mı alınırlardı, işlerinden mi atılırlardı?

Evet, ne mi olurdu?

Söyleyeyim: Hiç bir şey olmazdı!

Açıp baksınlar: Başkan Obama’nın açtığı tek hakaret davası yok!

                                                       ***

Şundan yok:  Biliyorlar ki günümüz Amerikasında bir siyasetçinin bir gazeteciye ya da yurttaşa hakaret davası açıp kazanabilmesi mümkün değil. Amerikan Anayasası, Yüksek Mahkeme Kararları ve yasal doktrin buna olanak tanımıyor.

Zaten hakaret, “cezai” bir konu değil. Tazminat istenebiliyor.

Ancak, hakaret davası açanlar siyasetçi iseler avukat ve mahkeme masrafları ile başbaşa kalıyorlar.

Hukuki alanda egemen olan anlayış şu: Toplum içinde mevkiiniz ne kadar yükselirse hakaret davası açmanız o kadar zorlaşıyor. Komşunuz  Mr. Sıradan Yurttaş okul aile birliği toplantısında sizin şerefinizi karalamışsa, belirli kanıtlara sahip olmak kaydıyla ona hakaret/tazminat davası açabiliyorsanız. Ama siyasetçi iseniz, başarı şansınız hemen hemen sıfır.

Bunu “Hamama giren terler!” ilkesiyle de açıklayabilirsiniz. “ Madem ki bu kadar hassastın, madem ki eleştiri ya da alay konusunda bu kadar hoşgörüsüzsün, siyasette ne işin var?” diye özetlenebilecek bir anlayış yaygın.

Başkan Truman bunu  “Sıcağa dayanamıyorsan mutfakta ne arıyorsun!” özdeyişi ile dile getirmiş zamanında. 

                                                                                    ***

Amerika’da hakaret davaları konusunu araştırırken, Obama’nın açtığı hakaret davasına rastlayamadım ama ona edilmiş hakaretlerin bol bol örneklerine rastladım. Adamcağız hakkında Afrika maymunluğunda, El Kaide militanlığına söylenmedik laf kalmamış. Bazı görüntüleri bu sayfada görüyorsunuz.

obama.jpgobama2.jpgobama3.jpgobama4.jpg

İşte size minik bir hakaret listesi: “yalancı”, “despot”, “gasıp”, hırsız”, “canavar”, “yalancı tanık”, “cahil”, “dolandırıcı”, “habis adam”, “ödlek”, “tiran”, “kasap”, “şeytan”, “soytarı”, vn vb.  (Bkz. Geoffrey R. Stone,” Obama faces vile insults like no other president has”, Chicago Tribune, Aralıl 11, 2014)

obama5.jpg

Ha, karşıma bir de Obama’ya takılmış isimler listesi geçti. Neler var neler...  Benim bile tepemi attıran ırkçı, yalancı, mide bulandırıcı, rezil ifadeler... Uzayıp gidiyor. (“The Pretty Darn Exhaustive Obama Nickname List,  Brain Shavings, 3 Aralık, 2015)

Ama, dedim ya, Obama Truman’ın mutfağına girmiş bir kere. Madem onun nimetlerinden yararlanıyor, istediği yemekleri yapıyor,  bu yüzden alkış alıyor, o zaman  külfetlerine de katlanacak. 

                                                                            ***

Son bir söz: Dünyanın önde gelen basın kuruluşları cezai hakaret davalarını zamanımızın en önemli basın özgürlüğü sorunları arasında sayıyorlar. Bu sorun ülkemizde de ağır biçimde yaşanmakta. Umarım Anayasa Mahkemesi bu sorunu yalnızca Cumhurbaşkanı düzeyinde değil, diğer düzeylerde de çözecek bir karar verir!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.