• BIST 106.825
  • Altın 146,023
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 26 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 24 °C

Seyir halindeyken

Seyir halindeyken
Ne mutlu ki “Doğduğu yerde ölenlerden” olmayacağız. Gezdik Hanya’yı, Konya’yı ama havası-suyuyla beraber bizim memleketin eşini bulamadık.

SAMİ GÜNAL

İnsanlar iki türlü gezginci olurlar. Bir, göçebelikten. İki, keyiften. İkisi de sosyoekonomik ve sosyo kültürel temellidir. Örneğin keyif gezginciliginin içindeki turistik gezi, hem ekonomiye hem sosyal nedene dayanır.  Eh artık günümüzde oldukça yaygınlaşan bir de sağlık turizmi var ama bunu nereye koyacağız?

Şimdi bir sosyal bilimcinin çıkıp ta bizi sığlık mertebesine yükseltmesini(!) hiç istemem. Bizimkisi bir gezinti halindeyken zihin jimnastiğinden öte bir şey değildir. Yoksa, sosyolojik olgulara tam teşekküllü yeni ve özgün katkı ve tanımlarda bulunmak değildir niyetimiz. Hani, genelde pazar günleri için “pazar yazıları, tatil havasında yazılar” demezler mi? İşte bizimkisi de o hesap. Her şeyden iddialıolmayı sahiplerine bırakarak biz yolumuza devam edelim.

İnsan iki yerde ölür. Bir, “Doğdukları yerde ölenler.” İki, ne bileyim ben, türlü tevir (çeşit çeşit) olmadık yerde gezerken ölenler! “Doğdukları yerde ölenler” çok çarpıcı bir imgelemedir. Hep içimi acıtmıştır. Bunlar üzerine, “yaşadığın ülke senin mi, değil mi” tartışması başlatmıştım kafamın içinden.

Ne mutlu ki “Doğduğu yerde ölenlerden” olmayacağız. Gezdik Hanya’yı, Konya’yı ama havası-suyuyla beraber bizim memleketin eşini bulamadık.

Aslında özlem; illaki doğru olmakla beraber, memleketin havasına-suyuna değil, kültürünedir. İnsan yarattığıyla yaşar. Memleket doğal bir varlık, kültür ise yaratılandır. Memleket, senin kültürünü üzerinde taşıdığı için sana memlekettir. Örneğin dışarılardayken yabancı memleketlerdeki kendi soydaşlarının yarattığı gettoların içinde daha rahatsındır. Yani mesele senden olan olmayan meselesine dayanmaktadır.

Peki neden? Oysaki altındaki toprak yabancıdır. Düşün biraz!

Havası-suyu, denilmesin yine! İllaki yahu, o da var. Zaten “kültüründür" dediğim şeyin alt yapısıdır o havası-suyu. Seni tek başına çeken o organik yapı olan havası-suyu olamaz. Öyle olsaydı, yani sorun bir başına hava-su sorunu olmuş olsaydı, Alplerin eteğinde yaşarken kendi köyünün kirli suyunu ve kokuşmuş havasını istemezdin. Alplerin mis gibi havasına razı olur, ciğerine çeker otururdun. Oysaki seni çeken kültüründür.

Biz de şu gezgincilik yollarına çıkmışken aklımıza memleket hatıraları düşüyor bir bir. Tespih tanesi gibi dökülmekteler... Hangisini seçsem? Çocukluğum ve ilk gençliğimin hatıraları atlı süvariler gibi, içinde olduğum otobüsün hızına koşut bana pencereden el sallamaktalar. Bu demektir ki artık Toroslar’ı inmişim ve Çukurova’nın düzünde bizim ovaya gözümün değmesi an meselesidir...

Otobüs, seyir halindeyken birden uçuşan dağ güvercinlerini fark etmekteyim. Havva teyzemi gözümün önüne getiriveriyorlar. Diyalektik vurgunu yemişim, içimde sevinçle hüzün at başı ve gözlerimde yine buğulanma var…

Şimdi bizim köyden girsem, Havva teyzemden söz etsem. Çok mu banal olur?

Canım Efendim, Çukurova’dan, Osmaniye’nin Hemite’sindeki Satı Kadın’dan dem vurunca ya da Kadirli’nin Aşağı Çiyanlı’sındaki Hatun Hanım’dan, daha da Osmaniye’nin Cevdetiye’sindeki Halil Aga’dan söz edince çok edebi oluyor da Çukurova’nın hemen bitiminde –kuzeydoğusunda- tam gaz yerel kültür kardeşliği olan Narlı Ovası’nda bulunan benim köyümdeki Havva teyzemden söz etmem pek mi yerel sayılır?

Yurdundan teğet geçerken Yaşar Kemal’e -şifa niyetine- nazire yapmak; Havva teyzemin de her hangi bir Anadolu kadını olarak hikâyesinin evrenselleşme meşruiyetine pek katkısı olur sanıyorum muzipçe.

Edebi kafalardaki kalıplara bir çivi çakabilir miyiz? Bilemem!

Çukurova’nın satı Kadın’ı ne kadar evrenselse benim Havva teyzem de o kadar evrenseldir. Yeter ki söylediği türküyü kara kıtanın öbür yakasındaki Terasa kadın da anlasın ya da hissetsin.

Ha sahi yukarıdaki yaban güvercinleri Havva teyzemi neden anımsatmıştı bana?

İlkokul beşteyiz. Hayati’siyle, Baba Kemal’i-Cemal’i, Ali’siyle, delisiyle güvercin beslemekteyiz. Havva teyzemle dolayısıyla oğlu Hayati’yle altlı-üstlü Muhtar Kemal’in konağında yaşıyoruz. Hayvan severiz, mutluyuz! Bir gün sabahın köründe Havva teyzem:

-Kaçcaaa(Hatice), Perieeen(Perihan), dölleeer (Hayati ve ben), kalkın kalkın kuş uçmuş uçmuş!.. Hatice abla:

-Ana, ne kuşu, Sami’nin kuşu mu? Brak kuştur uçar, geri gelir. Bıktık zaten Sami’nin kuşlarının elinden, s…çmadık yer bırakmadılar… Havva teyzem:

-Kııız ne Sami’nin kuşusu? Gara yerde olsun Sami’nin guşu. Çok şükür yerindeler! Uçan guş Saka Hüseyin’in kuşu. Evriligamyoncu sarı oğlanla kuşluk vakti uçmuş!

Saka Hüseyin deyince anladık ki kızı Güvercin abla komşu köyün sarı oğlanına kaçmış. Ama, Havva teyzeme göre o bir kuş. Ha Güvercin kız; ha kuş olan güvercin. Köylü Havva teyzem deyip geçmeyesiniz, ironisi yerinde.

Bense, vaaay desene artık o güzelim avcarlı (terbiyelenmiş) alabalık yiyemeyeceğiz, diye üzüntüye kapıldım. Elif ve Güvercin abla çok güzel avcarlı (terbiyeli) balık pişirirlerdi.

Bilmem ki bu hikâye çok mu yerel oldu? Şimdi Çukurovalı Koca Yaşar olsaydı, olgudan girer, olaydan çıkar, gönüller arasına giren kör inançların aşkları engellediğinden-öldürdüğünden… Sevginin, inanç farklılıkları gibi engel tanımazlığından dem vurur, evrenselleştirirdi. Böylece Havva teyzem evrensel bir olgu-olay dizgesi içinde bir rol üstlenmiş olacaktı.

E n’apim? Ben, bu yazıyı edebi ve evrensel bir tada bağlayamadıysam kusur sayılmaz. Çünkü ben bir Yaşar Kemal değilim.

Çocuklar keşifçidir. Harita üzerinde devamlı gezinti yaparlar. Dünyayı ülke ülke, şehir şehir gezerler oturdukları yerde. Sonra büyüyünce ayaklarına prangalar geçirilir; yoksulluk gibi, eğitilmeyerek kör bırakılmak gibi… Kuru bir ekmek peşinden gezerler.

Bu çocuklar daha sonra, “Doğdukları yerde ölenler!” olurlar. Onların çocukluk anısına hü deyip diğer bir alıntıyla bitirelim:

“Yüreğinde yolculuk özlemi olduğu halde, hayatı dar bir alana tutsak olanlar için acının resmidir her harita.”

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)