• BIST 101.892
  • Altın 189,041
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

Seyircisini bekleyen film ‘El Club’

Ali Rıza ÖZKAN

Geçen hafta sinemalarımızda ilginç ve bir o kadar da tartışma gerektiren bir film gösterime girdi: ‘El Club’ (Kulüp). Şili’li yönetmen Pablo Larraín Matte bu film ile Berlin’de Jüri Büyük Ödülü’nü aldı.

Şili’li yönetmen Pablo Larraín Matte ömrünü ülkesinin yaşadığı acıların deşifre edilmesine adamış birisi.

ABD darbesi ile devrilen Şili’nin sosyalist başbakanı Allende’nin son günlerini anlattığı ‘Post Mortem’ (Ölümden Sonra) ve faşist general Pinochet’in yeniden göreve seçilmesi için 1988’de yapılan oylamayı mercek altına aldığı ‘No’ (Hayır) ile birlikte düşünülmesi gereken ‘El Club’ (Kulüp), görevleri başında suç işlemiş ve bu nedenle gözlerden uzak bir köyde kilise tarafından gözetim altında tutulan din adamlarının kaldığı evde cinayet işlenmesinden hareketle sistemin bel kemiği kilise kurumuna projeksiyon yapıyor.

Filmle ilgili düşüncelerime geçmeden önce, Pablo Larraín tarafından bitirilmiş, ilk gösterime gün sayan ‘Neruda’ filmini de haber vereyim. Şilili dünya şairi Pablo Neruda’nın Komünist Parti üyesi olması nedeniyle suçlanmaya çalışılmasının hikâyesi olan film için ülkesinin acı haritasını çıkaran Larraín’in yeni bir adımı diyebiliriz.

Bir din adamı ne kadar ahlaksız olabilir?

Okyanus kıyısında küçük bir sahil kasabasında hayat sanıldığından daha kötü günleri beklemektedir. Katolik Kilisesi’nin kendilerine tahsis ettiği bir evde yaşayan 5 rahip, aslında yasaklanmış olduğunu bildikleri halde, yetiştirdikleri bir köpekle bahisli yarışlara katılmaktadır. Kendilerine hayatı kolaylaştırmak üzere hizmetli olarak verilen rahibe Hermana Mónica köylülerle temasları da yasak olan rahiplerin kirli işlerinin acentası da olmuştur. Filmin daha başında öğreniriz ki, bahis işinden büyük paralar kazanıp isimsiz sahil kasabasını terk etmek de planlar içerisindedir.

Yönetmen bize rahipleri ve kirli ilişkilerini usul usul tanıtırken, aslında turpun büyüğü heybededir ve seyircinin bunu anlaması imkansızdır. Günlük küçük ahlaksız işlerini sürdüren rahiplerin hayatını alt üst edecek bir konuk çıkar ortaya. Rahip Lazcano’nun hakkındaki suçlamanın ne olduğunu anlamaya fırsatımız dahi olmadan, kapının önünde yurtsuz gezgin Sandokan belirir ve rahip tarafından daha küçük yaşlarda uğradığı tecavüzleri bağıra çağıra ifşa etmeye başlar.

Bir anda, biraz önce tanık olduğumuz ahlaksızlıkları önemini yitirir, çünkü bütün köylülerin de dinlemek zorunda kaldığı tacizler, entrikalar bir din adamının olması gereken yerin epeyi dibindedir. Hayır, daha filmin başındayız ve dedim ya, turpun büyüğü heybede!

Suç işlemenin cazibesi

Lazcano eline tutuşturulan tabancayı Sandokan’a değil, kendi kafasına doğrultur ve hayatı terk eder. Film de, asıl bundan sonra başlar.

Başpiskoposluk uzakta unutulmuş köyde yaşanan tuhaflıkları sezer ve rahip García’yı olayları çözmek üzere görevlendirir. Ancak bu andan itibaren film iki hikâyeyi paralel olarak anlatacaktır. Rahiplerin tek tek işledikleri suçların ağırlığını oluşturduğu geçmişleri hakkında seyirci bilgilenir ve dehşete düşerken, köyde bahis üzerinden kurulan suç örgütünün devamlılığını garanti altına almak üzere rahiplerin girişimleri... Filmin kaderini de rahiplerin kendi geçmişlerinden ders çıkarmayan inatçılıkları belirler.

Hem rahip García’nın olayları çözme yönteminde, en çok da rahiplerin bulundukları konumu değiştirmek için kendi girişimlerinde suçun “insanî” yanını görürüz. Ancak, din adamı olarak konumlarını ve sorumluluklarını unutmuş bir rahip grubu vardır karşımızda! Larraín toplumsal görevlerinin dışında, bir sapma olarak, rahiplerin suçlarını döker ve seyircinin tartışmasına sunar.

Ülkemizde, “Ergenekoncular din adamlarını filmlerde kötü göstererek dinsizliği teşvik ediyor” yalanlarıyla din görevlilerinin bulaştıkları suçları topyekun gizlemeye yönelik iftira kampanyalarının sarsıcı etkisi daha tazeliğini korurken, ama öte yandan, neredeyse her gün, ülkenin bir köşesinden bir din adamının karıştığı herhangi bir suç vakası gazetelere düşerken, Larraín’in filmi ‘El Club’ belki, din adına topluma mesaj vermek sorumluluğunu taşıyan görevlilerin bizde de namussuz, şerefsiz, katil, tecavüzcü, hırsız, tarihi eser kaçakçısı vs. olabileceğine dair kanaatlerimizi yeniden tartışmamıza vesile olur. Ne dersiniz?

Yönetmen: Pablo Larraín

Senarist: Guillermo Calderón, Pablo Larraín, Daniel Villalobos

Müzik : Carlos Cabezas

Görüntü Yönetmeni: Sergio Armstrong

Oyuncular: Roberto Farías, Alfredo Castro, Antonia Zegers, Marcelo Alonso

Şili,  2015, ‘98

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)