• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 30 °C

Silivri'de ne oldu? Cumhuriyet gazetesi davasında mitoloji tartışması!

Silivri'de ne oldu? Cumhuriyet gazetesi davasında mitoloji tartışması!
Cumhuriyet Gazetesi'nin yazar, çizer, yönetici ve avukatlarının yargılandığı davanın ikinci duruşması önceki gün yani 11 Eylül Pazartesi günü Silivri'de gerçekleşti.

Fatma Karaağaç / Haber-İzlenim

İlk duruşma 24 Temmuz Basın Bayramı günü gerçekleşmişti. Duruşmada tutuklu gazetecilerin yaptıkları savunmalar adeta birer manifesto niteliğindeydi. Aslında bu savunmalarla dava ilk celsede çökmüştü lakin yargılanan bağımsız gazetecilik faaliyetleri olunca duruşmanın sonunda çıkan tutuklularla ilgili 7'si yurtdışına yasak kararı ile tahliye edilirken Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık'ın tutukluluk halinin devamı ile sonuçlandı. Ayrıca mahkeme heyeti halkın nazarında yapılan savunmaların bir karşılığı olacağını ve desteğe dönüşeceğini öngörmüş olacak ki bir sonraki duruşmayı Silivri'ye sürdü.

Peki Silivri'de dün ne oldu?

Aslında Kadri Gürsel'in ifadesiyle bu hukuksal garabeti izah etmek daha kolay olacak.

''24 Temmuz günü iddia makamının isnat ettiği suçları matematiksel olarak çürütmüştüm, bu defa siyasal zeminde de çürütmeyecek adeta eriteceğim''dedi

Ve öyle de oldu...

Her zeminde çürütülmüş bir iddianamemin ‘pideciyi, parkeciyi aradın, oto tamicisinin 8 yıl önce çalıştığı şirket ile ilgili soruşturma var’ diyerek hazırlanması ve ayrıca tutuklu gazetecilerin tutukluluğuna devam kararı sade ve sadece siyasal boyutla izah edebilirsiniz ve tam da bu noktada iki paralel doğrunun asla kesişemeyeceğini bir kez daha kanıtlarsınız.

Davanın ikinci duruşmasında tanıklar dinlendi.

Mahkeme heyetinin, yazı işleri nedir?, Haber nasıl yazılır?, Bir haberin yayınlanması için kimlerin izni gerekir?, Manşet nasıl atılır? sorularıyla iletişim fakültesinin ilk yıllarına salonda olan bir çok kişi dönmüş bilgilerini tazelemiş olsa da(!) tanıkların bu sorular dışında farklı hangi sorulara da cevap verdiğini burdan paylaşalım...

Duruşmada tanık olarak dinlenen Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi, işadamı İnan Kıraç ''Yayın politikasını doğru bulmuyorum ifadesinin terör örgütü ile ilişkilendirmek için söylemediğini'' ifade etti.

Kıraç ifadesinde ayrıca; "Cumhuriyet'in Nadir Nadi, İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu yolundan kademe kadem uzaklaştığını bundan ötürü artık Cumhuriyet Gazetesini almadığını, almadığını" da belirttii.

Bir diğer ilginç dialog tanık Mustafa Pamukoğlu ile Akın Atalay arasında gerçekleşti.

Atalay, Vakıflar Genel Müdürlüğüne konu(icra kurulunda yaşanan anlaşmazlık) ile ilgili iki el yazısı olmak üzere 3 isimsiz ihbar dilekçesi yollandığını bunları barkovizyona yansıtarak hangisinin Pamukoğlu'nun şahsına ait olduğunu sordu.

Pamukoğlu 'Hiçbiri benim değil.Yargı kararına rağmen bu soruyu sormak yersiz'dedi.

Atalay kesinleşmiş bir karar olmadığını hatırlattı.

Akın Atalay ayrıca Pamukoğluna, ''Görev Vakfı'' ile bir bağı olup olmadığını, varsa ne düzeyde olduğunu ve Aydınlık ve Ulusal Kanal ile ilişkisini sordu. Hatırlatalım hemen MİT tırları haberi ilk aydınlıkta yayınlanmıştı.

Pamukoğlu ''Bu şirketlerin çatı organizasyonunun başıdır. Ben de onun başkanıyım.''şeklinde cevapladı.

Duruşmanın en çarpıcı anıysa Ahmet Şık ile ilgi dosyaya eklen yeni delilin niteliği idi.

Muhabir Ahmet Şık'ın ''Rus Büyükelçi Andrey Karlov suikastini FETÖ lehine perdelemeye çalıştığı'' iddia edildi.

Bu iddia Sabah'ın internet sitesinde yayınlandı.Nazif Karaman tarafından 09.09.2017 13:32'de yani dava günü 11.09.2017 tarihinden 2 gün önce yapılan haberdi.

Şık'ın Karlov Suikasti ile ilgili attığı tweetlerin tam olarak ne niyetle yazdığını analiz eden haber Ahmet'in 'yeni suçu' oluyordu.

Niyeti bozuk olarak açıklanacak böylesi bir durum öylesine ciddiye alınıyor ki davanızdan iki gün önce sizin dava dosyanıza yeni suç delili olarak eklenebiliyor.

Son olarak Ahmet Şık'ın avukatı Fahrettin Kemal Yerli savunmasının bir bölümünde yunan mitolojisinde Sophokles davasına atıfta bulunarak Şık'a yapılmak isteneni izah etti. Mahkeme başkanı ise hikayeyi öğrendiğine memnun olduğunu ve ‘unutmayalım ki mitolojide İkarus da var’ diyerek hatırlatmada bulundu.

Madem bu yüzyılın başında niyet okuyarak hazırlanan bir iddianamenin duruşmalarına şahitlik ediyoruz biz de mahkeme başkanının İkarus hatırlatmasındaki niyetini okuyalım. Kim bilir belki güneşe balmumu kanatlarla uçmaya çalışan kendisidir.

SOPHOKLES KİMDİR?

Sophokles ; Antik Çağ Yunan tragedya şairidir (Atina MÖ 496-406). İYİ bir eğitimden geçen Sophokles, ilgi duyduğu her alanda özel dersler alıyorı. Sağlıklı sporculuğu, yakışıklı vücudu, müzik bilgisi ve kendine özgü nitelikleriyle genç yaşında dikkat çekiyor. Örneğin, 28 yaşında yazdığı ilk tragedya ile birinciliği kendinden önceki usta Aiskhylos’dan alıyor. Bu törensel yarışlara her yıl üçü tragedya biri safir olmak üzere dörder eserle katılıyor, yirmiye yakın birincilik kazanıyor. Edebiyat başarılarının yanı sıra önemli kamu görevlerini de yürütüyor. Perikles ve Herodotos ile yakın ilişki içinde yaşadığı bilinen Sophokles, her anlamda verimli, başarılı, etkili bir yaşamın sahibi kabul edilir; yazık ki yazdığı ve adlarıyla konuları bilinen 123 eserinden günümüze yalnızca yedisi ulaşabilmiştir: Aias (450 ?), Antigone (442 ?), Kral Oidipus (Oidipus Tyrannos, 430 ?), Elektra (245?), Trakhiniai (Trakhis Kadınları, 420-410), Philoktetes (409), Oidipus Kolonos’da (Oidipus Epi Kolono, öl.s. torununun ilgisi ile temsil edildi, 401).

MİTOLOJİDE İKARUS

Antik çağ Ege-Grek mitolojisinin en ünlü hikayelerinden (efsanelerinden) biridir... Başarının ve tutkunun zamanla nasıl bir kibre dönüştüğünü anlatır. Kibrin, makul başarı ile yetinmemenin, hep daha fazlasını istemenin felaket getirebileceğini ortaya koyan bu efsaneye göre İkarus’un babası Daidalos, çok başarılı bir mucit ve mimardır. Kıskanç insanların kışkırtması sonucu, kralı tarafından sürgün edilince, Girit Adası’na gider.

Geldiğini öğrenen Girit Kralı Minos onu hemen sarayına davet eder. Kralın başı kendi çocuğu olan bir canavarla derttedir. Karısı tanrılar tarafından cezalandırılıp yarı boğa yarı insan bir çocuk doğurmuştur. Kral, Daidalos’tan Minotaurus adlı bu insan yiyen canavarı hapsedecek bir yer yapmasını ister. Daidalos üstün zekâsıyla içinden bir türlü çıkılamayan bir labirent (labyrnthos) yapar ve canavar oraya konur. Canavar için Atina gibi çevredeki şehirlerden toplanan 7 kadın 7 erkek kurban olarak labirente atılmaktadır.

Zamanla Atina halkı bu duruma isyan eder ama Girit Kralına karşı bir şey yapamazlar. Halk hazır olunca, bir gün halk kahramanı da çıkagelir.

Atinalı üstün bir savaşçı olan Thesseus, kurban adayı olarak Girit’e gider. Labirentte canavarla savaşıp onu öldürmek ister ama labirentin karışıklığında yönünü şaşırır. Daidalos’a başvurur. Daidalos da bir iplik yumağını alıp, labirentin girişine bağlayarak yürürse, kaybolmada başladığı yere geri dönebileceğini söyler.

Thesseus labirente girer, yönünü kaybetmeden ilerler, sonunda savaşarak canavarı öldürür. Canavarı öldürünce kahraman olur. Bu arada kralın kızı ona âşık olur! Thesseus kralın kızını da alarak, Girit’ten gider. Kral olanları öğrenince çok kızar.

'Ne çok alçaktan uç, ne çok yüksekten!'

Kral, Daidalos’un Thesseus’a labirentin sırrını açıkladığını düşünüp, onu cezalandırmak için oğlu İkarus’la beraber kendi yaptığı labirente kapatır. Becerikli mimar nasıl kurtulacağını düşünmeye başlar. O kadar iyi bir labirent yapmıştır ki, kendisi bile içinden çıkamamaktadır! Sonunda başka bir fikir bulur. Kuşların bıraktığı tüyleri toplayarak, balmumuyla birleştirip kendine ve oğluna birer kanat yapar. Kanatları sırtlarına yapıştırıp kollarına bağlarlar.

Daidalos oğlu İkarus’a, kanatlar balmumundan yapıldığı için çok alçaktan da çok yüksekten de uçmamasını tembih eder. Çok alçaktan uçarsa nemin kanatları ağırlaştırarak uçmasını engelleyeceğini, çok yüksekten uçarsa güneşin balmumunu eritip kanatlarını yakacağını söyler. Ona sıkı sıkıya tembih eder: “Ne çok alçaktan uç, ne çok yüksekten!”

Genç İkarus kanatlarını takar ve kendisini hava boşluğuna bırakıp uçmaya başlar. Giritliler şaşkın bir şekilde aşağıdan olanları seyrederken, onlar özgürlüğe uçarlar. Takma kanatlarla uçarak yükseldikçe İkarus’a bir şeyler olmaya başlar. Özgürlüğün, uçmanın ve kendi kanatlarıyla yükselmenin keyfini aldıkça, kendinden geçer İkarus. Babasının tüm söylediklerini unutup, gözünü güneşe diker. Yaşamın ve enerjinin kaynağı olan parlak ve yakıcı  güneşe ulaşmak, onu yakından görmek ve belki de onun gücünü edinmek ister. Tüm gücüyle güneşe doğru yükselmeye başlar. Tüm sınırları unutup yükseldikçe yükselir.

Güneşe yaklaştıkça, İkarus’un balmumundan yapılmış kanatları erimeye başlar. İkarus durmak bir yana daha da yükselir. Sonunda kanatları eriyip kopunca İkarus Ege Denizi’ne düşer, sularda kaybolur. Güneşe ulaşma tutkusu hayatına mal olmuştur.

Mitolojik kahraman İkarus'un hikayesi, özgürlük ve başarı verilen mücadele ve gösterilen özverinin kibir ve yakıcı bir tutkuya dönüştüğünde nasıl bir yok oluşla sonuçlanacağını; her başarı ve gerçekte zaferin yenilgi ve başarısızlığa da çok yakın olduğunu gösterir. Ancak, İkarus güneşe ulaşamasa da sınırsızca yükselme tutkusuna sahip insanların da kahramanı /ikonu olmuştur! 

 


 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)