• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 19 °C

Şimdi onarım zamanı

Haluk ŞAHİN

 

 

 

Geçen haftsonu yaşadıklarımızı şöyle bir benzetmeyle anlatabiliriz:

Fırtınalı havada bir teknedesiniz. Kayalıklarla dolu bir bölgeden güvenilir bir limana gitmeye çalışıyorsunuz. Bir kaç yerde teknenin altını kayalara vurmuşsunuz, içeriye su giriyor. Siz onun nasıl onarılması gerektiğini konuşurken, apansız makine dairesinde yangın çıktığı haber geliyor. Mazot deposuna yakın bir yerdeki yangın hızla büyüyor.  Patlama tehlikesi var!  Her şeyi bırakıp oraya koşuyorsunuz...

Üstün çabalarla, yangın fazla yayılmadan söndürülüyor...

Şimdi büyük çoğunluk haklı bir sevinç içindeyken, şunu unutmamak gerekiyor: Tekne hala su almaktadır!  Batmaması için ciddi bir onarıma ihtiyaç vardır!

Evet, Türkiye haftasonunda korkunç bir tehlike atlattı ve sıfırlanma olasılığı ile karşı karşıya geldi. Ne idüğü belirsiz darbe başarılı olsa, ülke tam bir kaosa sürüklenir, zaten bir süredir kenarında dolaşmakta olduğu uçurumun en dibine düşerek parçalanırdı.

Böyle bir felaketin ardından bu topraklarda yıllar boyu yaşanacakları düşünmek bile istemiyorum...

                                                                                   ***

İşin umut veren yanı şu: Yangın, toplumsal bir mutabakatle söndürüldü. Başka konularda çok farklı düşünen insanlar darbe karşıtlığında birleştiler. Derinden bölünmüş olan ülkemizde, uzun zamandır milli bayramlar dahil hiç bir konuda böylesine bir buluşma oluşmamıştı. Halkımız darbe istemiyordu. Şundan istemiyordu, bundan istemiyordu, o kadar önemli değil. İstemiyordu. Nokta!

Ancaak, bu arada tekne alttaki deliklerden su almaya devam ediyordu...

Şimdi konumuz  içerdeki suyun nasıl boşaltılacağı ve alttaki deliklerin nasıl onarılacağı. Yangından alınan ders, gerçek bir onarım için içten bir çaba gösterilmesi mi olacak, yoksa yangını sen çıkardın ben çıkardım kavgasıyla  yakın geçmişe mi dönülecek?? 

                                                                                  ***

Aslında, bu soruların yanıtınıı bulmak için Kaf Dağı’nın arkasına gitmemiz gerekmiyor. Yıllardır tartışıyoruz. Bu deliklere konacak yamaların adları bellidir: demokrasidir, hukukun üstünlüğüdür, insan haklarıdır, düşünce ve ifade özgürlüğüdür, medya bağımsızlığıdır, sosyal adalettir...

“Çağdaş uygarlık” dediğimiz kavramın artık evrenselleşmiş temel ölçütleridir.

Uygulamsal  görünümüyle, politikacıların bölücü retorikten uzak durması, nefret söylemine karşı çıkması, sorumluluğunu kabul edip hesap vermeye hazır olması demektir. 

Dediğim gibi, bunlar uç fikirler değil, üç aşağıya beş yukarıya hemen bütün partilerin programlarında yer alan şeyler...

Şimdi önümüzdeki yılların siyasal atmosferini belirleyecek olan soruyu sorabilirim:

Acaba darbe girişiminin hemen ardından, bombalanmış TBMM’de paraflanmış olan mutabakat asgari bir davranış rehberine dönüşebilir mi? Yoksa, Türk siyasal hayatında genellikle olduğu gibi, yeniden nihilist bir bencilliğe mi döneriz?

 Aman ha, tehlikeli sulardayız: yangın çıkabilir, tekne batabilir!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)