• BIST 110.248
  • Altın 155,354
  • Dolar 3,8262
  • Euro 4,5259
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 18 °C

Sine Ergün'ün 'Bazen Hayat' kitabının eleştirisi

Sine Ergün'ün 'Bazen Hayat' kitabının eleştirisi
"Öncelikle şunu söyleyeyim… Kitaptaki öyküleri okudum. Hiç biri öykü düzeyine çıkamamış. Tırıl… Sine Ergün’ün öykülerini tanımlayan en güzel sözcük bu… Tırıl. "

Mehmet ASLAN
Önümde bir kitap duruyor. Ödüllü bir kitap… 2013’te 59. Sait Faik Hikâye Armağanı’yla ödüllendirilmiş. Kitabı, yazarı ödüllendiren seçici kurulu araştırıyorum. Karşıma, sanatta star sisteminde bir, hatta bir çok köşeyi kapmış yazar, şair, eleştirmenlerin adları çıkıyor. Star sistemi ideologlarından Doğan Hızlan’ı kendilerine başkan seçmişler. Sonra sırasıyla; Hilmi Yavuz, Metin Celal, Nursel Duruel, Jale Parla, Beşir Özmen, Murat Gülsoy…   

Seçici kurulun bu kitabı ödüllendirme gerekçesinde şöyle deniliyor. “Yalın bir dille güncel kent yaşamından kesitleri anlatırken insanlık durumlarının tekinsizliğini resmetmedeki ustalığı nedeniyle, 59. Sait Faik Hikâye Armağanı, Sine Ergün’ün ‘Bazen Hayat’ adlı kitabına oybirliğiyle verilmiştir.”     

392629.jpgÖncelikle şunu söyleyeyim… Kitaptaki öyküleri okudum. Hiç biri öykü düzeyine çıkamamış. Tırıl… Sine Ergün’ün öykülerini tanımlayan en güzel sözcük bu… Tırıl.           

Bu sözcüğü, yazarın öykülerinden yola çıkarak söylüyorum. Şimdi bu tırıllığı, okura, öykülerin yazarına, bu öyküleri ödüllendiren seçici kurula göstermeye çalışacağım.               

Dil özensiz, anlatım kötü:           

Nurullah Ataç’a göre, yazar, “özen düzen düşünmeksizin, kalemin ucuna nasıl gelirse öyle yazmamalı. (…) biçim güzelliğine, deyişin akıcılığına, sözün yerinde kullanılmasına” (1) özen göstermeli.             

Sine Ergün, “özen düzen düşünmeksizin, kalemin ucuna nasıl gelirse öyle” yazmış. “biçim güzelliğine, deyişin akıcılığına, sözün yerinde kullanılmasına” özen göstermemiş. Bu nedenle dili son derece özensiz, anlatımı kötü.           

Bu durumu birkaç örnekle görelim.           

İlk örnek “Kalk Hadi” adlı öyküden.           

“ (…) Hadi kalk, dedim, sonra dedim uyandırmayayım, nereden bileyim, gece uyuyamadı yazık, uyandırmayayım, dedim. Bilsem. Mutfağa gittim, kahvaltılıkları çıkartayım da öyle uyandırayım, diye. Döndüm, yine yatıyor, ben nereden bileyim, bilsem. Mutfağa gittim yine, çayı koydum. Döndüm, Kalk hadi, dedim, omzuna dokundum, bakmadı. Örtüyü açtım, açmaz olaydım, bembeyaz. Dokundum, buz gibi. Kalk, dedim, bana ne yaptın, kaldırdım, kafası geri düştü, bana ne yaptın, dedim, öptüm, öptüm, sarıldım. Bana ne yaptın yavrum, dedim, oğlanın numarasını aradım, bulamadım, döndüm, sarıldım, sarıldım, öptüm, geri numarayı aradım, bulamadım. Döndüm, Yavrum bana ne yaptın, dedim, sarıldım, vurmuşum her yerime, bacaklar öyle morardı zağar. Yavrum, dedim, bana ne yaptın. Oğlana söyleyemedim, Fenalaştı, dedim, halbuki buz kesti bile yavrum, bana ne yaptın. Bir şey demedi, ağrısı sızısı varsa da bir şey demedi. Öksürüyordu iki gündür, ondan mı bilmem. Gelin aradı, Nasıl, dedi, Buz kesti, dedim, oğlana söyleyemedim. (…)”           

“dedim”, “dedim”, “dedim”… Görüyorsunuz, dili, anlatımı bayıyor insanı.           

İkinci örnek, “Barda” adlı öyküden.           

“ Aydan Hanım bana çok şey öğretti: Kadınsan iş başında içmemeliydin, içeceksen de çaktırmadan yapmalıydın, kahve fincanında örneğin, yoksa askıntılık ederlerdi, müşteri dördüncü beşinci votkasını içip de kafayı buldu mu, bardağına önce meyve suyu koyar, az votka ekler, karıştırmadan servis yapardın, aşağıdan bir şeyler alırken belden eğilip müşteriye domalmazdın, dizden eğilip almalıydın ve alacaksan, soğuk nevale olmamalıydın ama kimseye de fazla yüz vermemeliydin. Bir de evlenmemeliydin. Az bitlensinler işi bıraktırıp seni eve kapatmaya bakarlardı, sonra başka karılarla vur patlasın çal oynasındı, öyle derdi.”           

Görüyorsunuz, “-dın”, “-dın”larla ilerliyor anlatım.           

Bir diğer örnek “Neden ve Ne İçin” öyküsünden.           

“ (…) kendine hep şunu sor, neden ve ne için. Çok önemli bu, dedi, bu önemli, çok önemli. Bir şeye karar verirken hep sor kendine bu soruyu, neden ve ne için. (…) Hep sor kendine bunu, dedi, neden ve ne için. Bu önemli, çok önemli bu.”           

Son örnek “Karanlıkta” adlı öyküden.           

“ Kolumu havada gezdirip sürünerek ilerledim. Gözümü çıkardın, dedi bir ses, Özür dilerim. Ne, dedim, bu karanlık. Dün gazeteleri okumadın mı? Yok, dedim, okumadım. Karanlık geldi, Ne zaman gidecek, Bilmem, dedi, belli değil. Ne yapacağız gidene dek, Bilmem. Nereye, dedim, Bilmem.”           

Sine Ergün’de dil bilinci yok. Türkçe olmayan sözcükleri kullanmaktan çekinmiyor. “Bırakalım Ölsün” öyküsünde kullanılan yabancı sözcükler; “hikâye”, “etrafında”, “sohbet”, “Halbuki”, “intihar”, “niyet”, “otostop”, “dramatik”, “memnuniyetsiz”, “Bahse”…           

Sine Ergün, Türkçeye, kendine özgü yeni bir kural! katıyor. İki kişinin söylediklerini tek bir tümce içinde veriyor. Virgülden sonra büyük harfle başlıyor ikinci kişinin söyledikleri.           

“Bırakalım Ölsün” öyküsünden örnekler.               

“Başarısızmış, dedim, Hayır, dedi, dedim ya, ülkenin en iyi balerinlerinden biri o, İntihar etmek konusunda, dedim, niyeti ölmekse, başarısızmış.”           

“Durdu, Çok güzel bir kızdı, dedi, çok yetenekli.”           

“ (…) saçlarını geriye topladı, Ya sevgilisi çeker giderse, (…)”

“Oleğ, Hayır, hayır, dedi. (…)”

 

Öykülerde nedensellik yok:

Bir öykü yazılırken, her şey nedensel ilişkiler içinde ele alınmalıdır.

“Yapıtta” (öyküde, romanda), “hiçbir nesne, hiçbir olay, hiçbir söz boşu boşuna” yazılmamalı. Her sözcüğün konunun akışı içinde bir nedenselliği olmalı. (2)

Sine Ergün’ün öykülerinde nedensel ilişkiler doğru kurulamamış.

Bu durumu örneklerle görelim şimdi.

“Neden ve Ne İçin” öyküsünde, “elli üç” yaşındaki kadın, anlatıcıya, küçük bir kasabada doğup, büyük kentlerde çalıştığını, evlenip çoluk çocuğa karıştığını… söyledikten sonra şöyle sürdürür konuşmasını. “Sonra bir gün, bundan dört yıl önce, uyandım ve, Ben bu hayatı istemiyorum, dedim, bir anda uyandım ve o hayatı istemediğimi fark ettim, Bu hayatı istemiyorum, dedim.”

Kadın, “bu hayatı” artık istemediğini söyler. Buna karşın, kadının “bu hayatı” artık neden istemediğini, onu bu davranışa iten neden belirtilmez öyküde. Yazar, neden belirtmese bile, okura sezdirmelidir nedeni.

“Ölüler Susmalı” öyküsü söyle başlar. “Gece ilerlemişti, belki sabaha varmak üzereydi. Hava aydınlıktı, öğle sonrası güneşi, böyle şeyler olur, dedim kendime, neler gördük. (…) Can, gözünü güneşe dikmişti,(…)”           

Geçenin ileri bir saati. Gün sabaha evrilmek üzere. Sonra bakıyorsunuz. “Hava aydınlıktı, öğle sonrası güneşi, (…) Can, gözünü güneşe dikmişti, (…)” Tüm bunlar bir an içinde oluyor. Yazara sormak gerek, öyküde o anın zamanı gecenin ileri bir saati mi? Yoksa güneşli bir öğle sonrası mı? Bu tür baştan savma işler için “böyle şeyler olur” dememeli.            

“Aile Haysiyeti” öyküsünde, boyuna “benim bir davam vardı” dedirtiyor adama yazar. Buna karşın adamın davasının ne olduğunu öğrenemiyoruz. Öyküde, adamın kızları ne etmiş de, “aile haysiyeti” beş paralık olmuş, anlaşılmıyor.           

“Ziyaret” öyküsünde anlatıcı, henüz kendisi doğmadan önce evden ayrılmak zorunda kalan “Ağbi”sinin, eve geri dönüşünü anlatmaya çalışır. Öyküden; ne “Ağbiyi” evden kaçırtan nedeni, ne babanın evde “ağbi”den söz edilmesini yasaklama gerekçesini, ne ablanın “ağbi”ye duyduğu nefretin nedenini, ne de “ağbi”nin yıllar sonra geri dönme nedenini öğreniriz.           

Kitaptaki öykülerin hepsinde benzer sorunlar var. Tek tek hepsini belirtmenin anlamı yok.           

Sine Ergün’ün neden böyle yazdığını anlıyorum. Nedensel ilişkileri gözeterek yazmak zordur çünkü. Örgeyi bu ilişkiler ağıyla örmek, karakterleri bu örgenin sağladığı itkiye göre eyleme sokmak, konuşturmak zordur. Ancak bunu başaran yazarlar, gerçekçi yapıtlar yaratabilir. Gerçekçi yapıtlar yaratan yazarlar ancak, insan türüne katkı yaparak geleceğe kalır.            

Söylemekle yetiniyor, göstermiyor:

Hocam Cengiz Gündoğdu’ya göre, yazınımızın temel sorunlarından biri de, yazarların göstermeyip, söylemekle, sergilemekle yetinmeleridir. “Adam odaya girdi, arkadaşıyla felsefe tartıştı,” demek, söylemektir. Oysa yazar, felsefe tartıştıklarını göstermeli, söylemekle yetinmemeli, der.

Yazınımızın bu temel sorunu Sine Ergün’ün öykülerinde de var.

“Masanın etrafında oturuyorduk. Yemek sonrası sohbete dalmıştık. Felsefeden, sanattan söz ettik.” (s.19) “Ben, Can, Edgar ile Bebek. Ondan bundan söz ediyorduk, (…)” (s.39) “Kahvaltıdan sonra içmeye başladık. Ardından gürültülü bir bara gittik, bir şeyler konuştuk, birbirimizi duymadık. Sonra Aslı tuvalete gitti, Emre’yle Irmak öpüşmeye başladı. Aslı geldi, bağırdı, Irmak’la dışarı çıktılar, ardından Emre.” (s.52)

Değer yönlendirme olumsuz davranışa, ölüme yönelik:

Bir öyküyü, romanı okurken, yapıtın okuru hangi değere yönlendirdiğine bakmak gerekir. Her sanat yapıtı insana, insan türüne katkı sunmalı. Gerçekçi, güzel yapıtların temel ilkesidir bu.

Sine Ergün’ün öykülerindeki değer yönlendirme çoğunlukla olumsuz davranışlara, bazen de ölüme yöneliktir. Bu durumu birkaç örnekle görelim şimdi.

“Barda” öyküsünde değer yönlendirme olumsuz davranışlara yöneliktir.

Bu öykü şöyle başlar. “Barda çalışıyordum. Dört kişiydik. Ben garson Halil Ağbi, aşçı Murat Ağbi ile müdür Aydan Hanım.” Anlatıcı, çalışma arkadaşlarına imrendiğini söyler. Şimdi, bu çalışma arkadaşlarının nasıl insanlar olduklarını, bunların neyine imrendiğini görelim.

“Murat Ağbi (…) sürekli sigara içerdi, külünü lavaboya silkerdi. (…) Bir gün bana, Hayat berbat, dedi, ölsek yeridir, (…) Ağbisi hapisteydi. (…) Ben onun yengesine vurgun olduğunu düşünürdüm. (…) ağbisinin hapisten hiç çıkmamasını, belki de ölmesini dilediğini, bunu düşünde gördüğünü kurardım.”

“Halil Ağbi, (…) Çabuk sinirlenirdi. Müşteriye kızdı mı birasını sifonun altındaki petekten koyardı, daha kızarsa içine tükürürdü.”

“Aydan Hanım, (…) Halil Ağbi ile ikisi anlaşamazdı. Bir keresinde Aydan Hanım Halil Ağbiye bardak fırlatmıştı. (…) Halil Ağbi, (…) bu kesin patronla işi pişiriyor, demişti bir keresinde (…)”

Anlatıcı, bu kişilerin olumsuz davranışlarına imrenir. Onlar gibi olmak için, müşterinin birasına tükürmek, herkesle kavga etmek, patronla yatmak ister.

“Bırakalım Ölsün” öyküsünde, Alesya, çocukluğundan beri tanıdığı, “yetenekli”, “başarılı”, “çok güzel” bir kızın sürekli “intihara” kalkışması öyküsünü anlatmaya koyulur. “İlk kez on beşinde intihara kalkıştı. Sonra, her yıl değilse de, birçok kez denedi. Ama birileri hep son anda kurtardı.”

Alesya’yı dinleyen anlatıcı söze karışır. “Başarısızmış, dedim, Hayır, dedi, dedim ya, ülkenin en iyi balerinlerinden biri o, İntihar etmek konusunda, dedim, niyeti ölmekse, başarısızmış.”

Öykü boyunca bu konu üzerine tartışma sürer. Herkes kendince bir neden öne sürer. Son sözü yine anlatıcı söyler. “Niçin kurtarıyoruz, (…) Bırakalım ölsün. Belli ki ölmek istiyor. (…) nedenleri ona mantıklı geliyorsa bize ne. Kişi için doğrusu ölmek olamaz mı? Bırakalım ölsün.”

Bu öyküde değer yönlendirme ölümden yanadır.

“Yükseklik Korkusu” öyküsünde ölüm, ölüme neden olan yapılar olumlanır.

“ (…) denediyse de becerememiş ölmeyi, (…) Yaşamak işinde beceriksiz baştan. (…) Toplamda, (…) kaç intihar gördük. Hap içenlerin çoğu yaşadı, atlayanlar hep öldü. Kentin faydaları.”

Kentin yüksek yapılarında intihara kalkışmak ölümle sonuçlandığı için, faydalı görülüyor kent.

“Önemli Olan Sevgi, Sevgi Önemli” öyküsündeki değer yönlendirme, “sevgi” uğruna kişinin özgürlüğünden ödün verebileceğine ilişkindir.

Sine Ergün’ün öyküleri, bunalım edebiyatına güzel bir örnek. Öykülerde hep içki… hap… bar… sarhoşluk… kusma… bunalım… intihar… ölüm vb. var. Öykülerin yarısına yakınında içki var.

Olgusal bilinci aşamamış:

Bilincin ilk eylemine "olgusal bilinç” diyor, Cengiz Gündoğdu.

Peki, olgusal bilinçte kalmanın yarattığı sorun ne?

“Duyusalın ötesine geçemiyor bu bilinç. Yaşanan, görünen, anlatılan olgulara dayanıyor. Olguyu irdelemiyor, olduğu gibi alıyor.(…) Olgusal bilinç, olguyu mutlaklaştırır. Olguya, tarihsel-diyalektik açıdan bakmaz.”

Peki, yazar ne yapması gerekir bu konuda?

“Yazar kalemi eline almadan önce olgusal bilinci aşması zorunlu. Çünkü yazar, bize ilişkileri içinde, bir toplumda, bir tarihte yaşayan insanı gösterecek.” (3)

Sine Ergün olgusal bilinci aşamamış. Olgusal bilinci aşamadığı için, toplumsal ilişkiler içinde yaşayan insanı gösteremiyor. Anlattıkları duyusalın ötesine geçemiyor.

 Ergün’ün öykülerinde insanı, olayları derinden kavrama gücü yok. Felsefi bir bakıştan uzak, yüzeysel, sığ bir anlatımı var.

Ergün’ün öykülerini çalışırken, çoğu kez, ‘bu öykülere harcadığım zamana yazık’ dedim kendime. Yine de, sizin okumanızı öneririm. Çünkü bu öykülerde, bir öykü nasıl yazılmamalı? Nasıl olmamalı? Sorularının yanıtını bulursunuz. Bu öyküler, edebiyat derslerinde kötü öyküye örnek olarak okutulabilir.

Bu öykülerle Sine Ergün’ün konumu, karşı gerçekçi yazarların arasıdır. Karşı gerçekçi yazarlarla uğraşmamızın nedeni, sanatta star sisteminde ödüllendirilen bu tırıl öykülerle, gerçekçi yazınımızın önünün kapatılmak istenmesidir. Nice yetenekli genç yazar, ödüllendirildi diye bu tırıl öyküleri güzel sanıyor. Bu öykülere benzer öyküler yazmaya özeniyor.

Yazımın başında seçici kurulun ödül gerekçesini yazmıştım. Bu gerekçede, Sine Ergün’ün “yalın bir dil”i olduğu söyleniyor. Doğrudur, yalın ama kötü bir dil, kötü bir Türkçe. Aynı gerekçede, yazarın “ustalığı”ından söz ediliyor… İnsanın gülesi geliyor. Sine Ergün’de ustalık yok, henüz çırak bile sayılmaz. Usta olsaydı, öykülerindeki bunca hata, eksiklik olmazdı.

59-sait-faik-hikaye-armagani-nin-sahibi-4616693_1417_400.jpg

Sine Ergün, insani gerçekçi bir yazar olan Sait Faik adına verilen ödülü hak etmiyor. İlla bir ödül verilecekse, ben şu ödüllerin ona verilmesini öneriyorum.

“Kırmızı Işıkta” öyküsüyle, “öykü nasıl olmamalı” ödülü.
“Karanlıkta” öyküsüyle, “en kötü fantastik öykü” ödülü.
“Kamyon Şoförleri Buluşması” öyküsüyle, “gazete haberine en yakın öykü” ödülü.
“Bazen Ölüm” öyküsüyle, “en kısa öykü” ödülü.
“En işlevli öykü” ödülü konusunda iki öykü arasında kararsızlığa düştüm. “Oje Sürmenin İncelikleri” öyküsü ile “Yoğurtlu Semizotu” öyküsü. Biri oje sürmenin inceliklerini, diğeri yoğurtlu semizotunun nasıl yapıldığını anlatır.
“Kadınlar” öyküsüyle, insanı lezbiyenliğe iten nedenleri açığa çıkartmadaki başarısından ötürü “bilime katkı ödülü”…

Sine Ergün’ün öyküleri dikkatli incelendikçe, daha pek çok “ödüle” değer görüleceği kanısındayım.

Sine Ergün’e öğüdüm, başta Sait Faik olmak üzere, gerçekçi yazarları kendine usta kabul edip, onların öykülerini sindire sindire, kavrayarak okuması. Öykü yazımında ustalaşmak istiyorsa, bu çıraklığın eğitici sürecine zaman yitirmeksizin girmesi gerekir. Başkalarının “ustalaştın” yanılsamalı sözlerine kanmadan, kendini kandırmadan ustalığa götüren yolda yol almalıdır.

Uyarı: Yazım boyunca Sine Ergün’ün yazdıklarına “öykü” deyişim, lafın gelişidir.        

 

Kaynakça:

*  Sine Ergün, Bazen Hayat, Can Yayınları, İstanbul, 2012

1. Nurullah Ataç, Karalama Defteri-Ararken, YKY, İstanbul, 2010

2. Cengiz Gündoğdu, Estetik Kalkışma, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2012

3. A.g.e.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Editörün seçtikleri / 11 Aralık 201711 Aralık 2017 Pazartesi 13:28
  • Yeni çıkan kitaplar / 11 Aralık 201711 Aralık 2017 Pazartesi 13:11
  • Haftanın çok satan kitapları / 4 Aralık 201704 Aralık 2017 Pazartesi 16:47
  • Haftanın Kitabı: "Türk Dış Politikası"04 Aralık 2017 Pazartesi 15:45
  • Editörün seçtikleri / 4 Aralık 201704 Aralık 2017 Pazartesi 15:35
  • Yeni çıkan kitaplar / 4 Aralık 201704 Aralık 2017 Pazartesi 12:24
  • Editörün seçtikleri / 27 Kasım 201727 Kasım 2017 Pazartesi 19:26
  • Haftanın Kitabı: "Hacettepe Eczacılık Nerede?"27 Kasım 2017 Pazartesi 17:31
  • Haftanın çok satan kitapları / 27 Kasım 201727 Kasım 2017 Pazartesi 08:52
  • Yeni çıkan kitaplar / 27 Kasım 201727 Kasım 2017 Pazartesi 08:02
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)