• BIST 102.794
  • Altın 189,138
  • Dolar 4,5435
  • Euro 5,3739
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 28 °C

'Sisteme de anayasaya da Kurucu Meclis karar versin'

'Sisteme de anayasaya da Kurucu Meclis karar versin'
Toplumsal muhalefete çağrı: Seçim barajını kaldıralım, sisteme de anayasaya da Kurucu Meclis karar versin"

SAMET AKTEN*

Yeryüzünde demokrasiye karşı olduğunu söyleyen neredeyse hiçbir ülke yok. 

Haklı olarak “Demokrat değilim” demesini bekleyebileceğiniz Suud Kralı’nın bile böyle bir açıklama yapmaktan imtina ettiği bir dünyada yaşıyoruz. 

Mesela, Al Thani hanedanlığı tarafından yönetilen mutlak monarşik Katar’da gerçekleştirilen “Demokrasi, Kalkınma ve Serbest Ticaret Forumu”nu hatırlayalım. Hani parlamenter demokrasiyle yönetilen ülkemizin Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı o demokrasi forumları var ya işte onlar. 

Demokrasi öyle bir şey ki Katar’da bile kendisine çok rahat yer bulabiliyor. Kendisini demokrasiye yakıştıran bu zat-ı muhteremlere demokrat olmadıklarını söylemeye hakkımız olmadığına göre işimiz epey zor. 

Türkiye’de de demokrasi var. Askeri cunta tarafından yapılan anayasada yazıyor. Siyasi partilerin programlarında da koca koca puntolarla yazılı duruyor. Kürsülere her çıkan demokrasi kelimesini sakız gibi çiğniyor. 

Adam Przeworski’nin tanımıyla kaybedenlerin demokratik kurumlar içerisinde şansını tekrar denemekten başka çaresi olmadığını kanıksadığından beri şehirlerdeki tek oyun haline gelen demokrasi var bu ülkede. Her isteyenin sandıktan çıktığı takdirde ülkeyi istediği gibi yönetebileceği sistem demokrasiyse tartışmasız en ala demokrasi de bizimkisi. 

Öyle demokrasi aşığı bir toplumuz ki koca ülkede “Demokrasi olmasın” diyen neredeyse hiç kimse yok. Darbe girişimine karşı binlerce kişinin sokaklarda demokrasiye ve milli iradeye sahip çıktığına şahit değil misiniz yoksa? Keşke bunlar, saltanatın yıkılışının 94. yılında ülkemizdeki demokrasi için iyimser bir tablo çizmemizi sağlayacak argümanlarımız olabilseydi.

Keşke bugün demokrasiyle kâğıt üstündeki bağımızın dahi koparıldığını yaşayarak tecrübe etmiyor olsaydık. Maalesef artık Türkiye dindar ve kindar bir Necip Fazıl korosunun liderliğinde 12 Eylül darbesinin öngördüğü hedefe ulaşmaya en yakın olduğu dönemi yaşıyor. 

Bugünlerde kâğıt üzerindeki demokrasimizi güçlendirmek için yine kâğıt üstünde yeni demokratik sistemler üzerine tartışmalar dönüyor. Başkanlık sistemi isteyenlerle istemeyenler kısır tartışmaların içerisinde boğulmuş durumda. Tarafların tümü demokrasinin daha güçlü olmasından yana olduğu için demokrasi, adeta bir don lastiği gibi her tarafa çekiliyor; uzuyor, kısalıyor.

12 Eylül askeri darbesinin parlamenter demokrasiyi yerle bir ederek Cumhurbaşkanlığı makamını başkanlık sisteminden daha fazla yetkilerle donattığını biliyoruz. Hali hazırdaki parlamenter sistemimizin mimarı 12 Eylül darbesi. Biz bugün 12 Eylül darbesiyle fiili olarak parlamentoyu etkisizleştiren anlayışı mı ortadan kaldıracağız yoksa yeni bir darbeyle parlamentonun tamamen ortadan kaldırılmasına resmiyet mi kazandıracağız?

1982’de askeri cunta tarafından yazılan ve bugün hala yürürlükte olan Anayasa, Türkiye’de temsili demokrasiyi ortadan kaldırmanın ilk ve en güçlü adımıydı. 

2007’deki anayasa değişikliğiyle getirilen, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi öngören hüküm de parlamenter demokrasiyi tamamen ortadan kaldırma projesinin ikinci adımını tamamladı. 

Artık üçüncü ve son adım olarak da 1982 Anayasasıyla getirilen yürütmenin yargı ve yasama üzerindeki tahakkümü resmileştirilmek isteniyor. Zaten hali hazırda yürütmenin denetiminde bulunan yargıyla birlikte yasama da -muhalefetin de içerisinde bulunduğu parlamento- tamamen devre dışı bırakılmış durumda. 

1982’den bugüne Cumhurbaşkanlarının kendisine verilen yetkileri kullanmamış olması, bu yetkilerin olmadığı anlamını doğurmuyor. 12 Eylül cuntacılarının yargının yetkilerini idareye kaydırdığını, bu yetkileri kullanan birileriyle karşılaştığımızda fark etmiş gibi davranmamız tam bir akıl tutulması.

Anayasanın OHAL ve sıkıyönetim dönemlerinde yürütmeye verdiği yetkiler monarşiyle yönetilen ülkelere parmak ısırttıracak cinsten. Yargıtay’ın, Danıştay’ın, HSYK’nın üyelerini yürütme belirliyor. Son KHK ile artık rektörleri de direkt Cumhurbaşkanı atayacak. Yargı yürütmenin tahakkümü altında ezilirken yasamanın faaliyetleriyse göstermelik oylamalardan ibaret. Hepsi de anayasaya uygun. Bu yetkiler dün ortaya çıkmadı. 1982’den beri birkaç defa üzerinde değişiklik yapılsa da özüne hiç dokunulmadan öylece duruyor.

1924’ten sonra geçerli olan tüm anayasaların (1960, 1982) darbeci askerler tarafından yazıldığı bir ülkede tartışma konusu olacak durum alenen ortada değil mi? Toplumsal muhalefet, iktidarın darbe anayasasının verdiği yetkileri kullanarak suni bir sistem tartışması yaratmasına prim vermemeli. 

Madem millet iradesini, sandık çoğunluğunu bu denli kutsayan bir iktidar var; o halde önce seçim barajını kaldıralım. Barajın olmadığı; her vatandaşın kendisini gerçekten temsil edeceğine inandığı partiye o verebildiği bir seçimle ortaya çıkacak yasama meclisi karar versin sistem değişikliğine gerek olup olmadığına. Daha da önemlisi darbe anayasasından kurtulmak için yeni anayasayı yapacak kurucu bir meclis oluşturalım. 

Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek bir değişikliği bu meclis yapamaz. 3 ya da 4 partinin dışında hiçbir alternatifin dahi düşünülemediği bir sistemle kurulan; darbe anayasasıyla yetkileri elinden alınan bir meclis, demokratik bir anayasa yapmayı bırakın demokrasiyi güçlendirecek bir değişiklik dahi yapamaz, yapamadı. Bugün yargının nasıl siyasallaştığına, basın özgürlüğünün ortadan kaldırıldığına değinmiyorum bile. 

Toplumsal muhalefeti oluşturan tüm siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin, tek ses olup iktidarı milli iradenin önündeki en büyük engel olan seçim barajını kaldırmaya davet etmekten başka yolu yok. Başkanlık sisteminin diktatoryal bir yönetime evrilmesi muhtemel elbette; fakat şu anki sistemin de temsili demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığını itiraf edelim.

Bu çağrıyı iktidardan önce muhalefete yapmak daha doğru. Seçim barajını kaldırmak için “milli iradenin yılmaz savunucusu” AKP iktidarının karşısına dikilmek için ne bekliyoruz? İktidarın ortaya attığı başkanlık tartışmalarının ortalığı sulandırmaktan başka bir amacı olmadığını çok açık değil mi? 12 Eylül darbecilerinin yarattığı sancıları ortadan kaldırmak yerine onların hedefine doğru yürümeye devam mı edeceğiz?

‘İktidar nasıl olsa seçim barajını kaldırmaz’ diye düşünüyorsanız, o zaman bugünkü muhalefetinizin de bir etkisi olmayacağını kabulleniyorsunuz. Oysa demokrasinin önündeki yüzde 10 gibi yüksek bir hendeği koruyan, halka gitmekten, millet iradesinin tam olarak sandığa yansımasından korkan bir iktidarın ağzına sakız yaptığı tüm söylemleri alaşağı etmek için hala fırsat var.

İktidarın başkanlık dayatması karşısında muhalefetin tek gündemi, Türkiye’nin tüm meydanlarında billboardları süsleyen “Hâkimiyet milletindir” sözünün samimiyetle hayata geçirilmesi için atılacak adımlar olmalı. Seçim barajı kaldırılsın ve 1 yıl içerisinde yapılacak bir genel seçimin ardından hangi değişiklik yapılmak isteniyorsa konuşalım, bakalım o zaman neler olacak? 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • Parti sözcülerimize öneriyorum…13 Mayıs 2018 Pazar 08:58
    • Orta Doğu’da kovboy diplomasisi...09 Mayıs 2018 Çarşamba 07:44
    • Bir soygunun hikayesi: GSS08 Mayıs 2018 Salı 16:55
    • Kitap Eleştirisi: Bora Abdo - Öteki Kışın Kİtabı08 Mayıs 2018 Salı 13:57
    • Bugün herkesten beklenebilecek olan nedir?08 Mayıs 2018 Salı 13:11
    • Abdullah Gül'ün imzaladığı mektup02 Mayıs 2018 Çarşamba 10:25
    • Başka bir toplum mümkün29 Nisan 2018 Pazar 18:53
    • 24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?23 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
    • Fethullahçı bir Amerikan Uşağının Hikayesi15 Nisan 2018 Pazar 17:00
    • Skripal suikastı...06 Nisan 2018 Cuma 13:00
    • 1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)