• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 31 °C

Siyasal iktidar artık, freni patlamış kamyon gibi

Torun Ahmet TÜRKMEN

Sadece dış politikada değil, toplum yaşamında, ekonomide, siyasetin her alanında Hükümet tam bir “çuvallama” hali yaşamaya başladı. Bu görüntüsüyle, nerede, nasıl duracağı belli olmayan adeta “Freni patlamış bir kamyona” benzemektedir. Bu kamyonun düz bir alanda kimseye zarar vermeden durma şansı kalmamış gibi gözüküyor.

Baskı, devlet şiddeti günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Katliamlar, cinayetler 90’larda gizli yapılıyordu. Günümüzde aleni, hiçbir çekince ortaya koymadan fütursuzca yapılır oldu. Ortaya konan gerekçelerin arkasında topluma korku salarak baskı altına almak ve böylece muhalefeti susturmak amaçlanıyor.

Bir televizyon kanalında bir izleyici sırf barış istedi diye soruşturmaya tabi tutuluyor. Böylelikle  aykırı gördükleri sesleri kısmaya çalışıyorlar. O kanal ve sunucu linç edilmek isteniyor.

Tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar dinin siyasallaştırılarak, kutsal değerler siyasal iktidarın hizmetine sunuluyor. Hiçbir insani değerle, dini kuralla bağdaşmayan sözüm ona ahlaki kurallar İslam dininin kuralları gibi yansıtılarak yurttaşlarımızın ahlaki değerlerinin çökertilmesi hedefleniyor. En kötüsü Devletin dini kurumu Diyanet, tüm çirkinliği ile bu işlerde kullanılıyor. Hukuk sistemimizin üst kurulları bu duruma seyirci kaldıkları gibi, adeta bu konuda Diyanetle fetva verme yarışına giriyorlar.

İstanbul’un kalbinde, Türkiye turizminin merkezinde ülkemizi Ortadoğu batağına sokularak ithal ettiğimiz IŞİD terörü 10 can alıyor. Bu konuda, bir yanıyla Almanya ile yaptığımız, utanç vesikası niteliği taşıyan “mültecilerle ilgili anlaşmanın” diyetini ödüyoruz. Aynı zamanda bu anlaşma ile krizdeki Avrupa, çözemediği sorunu bize aktarmış oluyor.

Geçen yazımda da ifade ettiğim gibi siyasal iktidar tüm bunları bildiği için, ayakta kalmanın yolu olarak siyaseti ve toplumu daha da baskı altına alan mekanizmaları oluşturmaya çalışıyor.

Tayyip Erdoğan’ın “fiili başkanlık sistemine geçtik” demesi boşuna değil. Şimdide toplum iradesine rağmen, bunun hukuki zeminini oluşturup, zaten sınırlı etkisi olan parlamentoyu, hatta Hükümeti bay- pas ederek başkanlık sistemine geçmenin yollarını arıyor. Bunu yaparken açık bir şekilde toplumu mezhepçi, ırkçı, ayrıştıran, belirli kesimleri tümden yok sayan bir anlayışı dayatıyor.

Ülke yeni bir rejime doğru hızla yol alıyor. Milletvekilleri, parlamento’nun kurumları, hatta bir bütün olarak parlamento edilgen, işlevsiz bir duruma düşürülmüş durumda. Bu bir süredir uygulanan siyasetin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir tablo. Tarih bilgimizi zorladığımızda, Hitler’in iktidara gelme süreçlerinde de böylesi bir yol izlendiğini görürüz.

Gidişatın  vahameti ortada. Ortaya çıkan veriler, bir diktatörlüğün kapımızda olduğuna işaret ediyor. Bugün bir dizisi elimizde kalan yarın ise tümden yitireceğimiz hak ve özgürlüklerin elimizden hoyratça alındığını görebiliriz. 

Demokrasiden, hak ve hukuktan yana olanlar, farklı da olsa toplumsal duyarlılıkları olan tüm yurttaşlarımız, tıpkı “Gezi sürecinde” olduğu gibi özgür bir yurttaş bilinciyle hareket edebilmelidirler. Henüz vakit varken anayasal haklarımızı eksiksiz kullanmak zorundayız.

Muhalefet partilerimiz bu duyarlılıkla, iktidara karşı net, tanımlanmış, günün sorumluluklarının farkında olarak hareket etmek zorundadırlar.

 HDP, Türkiye’lilik bilinciyle, temsil ettiği dinamikleri bu perspektifle harekete geçirmelidir. Ve Şunu bilmelidir ki, ideallerini yaşama geçirmenin yolu da budur.

CHP kongresini bu hafta sonu yapıyor. CHP, Türkiye’nin bütününde, çok uzun süreden sonra ilk defa büyük bir toplumsal beklentiyle karşı karşıya bulunuyor. Tehlikeli gidişatın tersine çevrilmesinden,  özgürlükçü, demokratik bir Anayasanın oluşturulmasına, Kürt sorununun birlikte yaşam perspektifi ile demokratik çözümüne kadar bir çok konuda inisiyatif alması isteniyor. Her türlü demokratik hakkını kullanarak muhalefete önderlik etmesi bekleniyor.

Dünya uygarlıklarının beşiği, onlarca uygarlığa yurt olmuş bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafyada barış içinde, uygarca, bir birimizi ötelemeden birlikte yaşayabiliriz. Birlikte yaşam, kültürümüzün özünde var. Bu kadim topraklar bizden bunu bekliyor.

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)