• BIST 102.234
  • Altın 146,353
  • Dolar 3,5209
  • Euro 4,1790
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 29 °C

Sofrası güneş dolu şair: Mehmet Aydın

Sofrası güneş dolu şair: Mehmet Aydın
Müslüm Kabadayı, toplumcu şiirin usta öğretmeni Mehmet Aydın'ı ve onun şiirini yazdı.

Toplumcu aydınlanmamızın çınarlarından Mehmet Aydın Hocamızı 31 Mart 2016’da yitirdik. Köy Enstitülerinde öğretmenlik yapmış bir eğitimci kuşağından olan Mehmet Aydın şiir kitaplarının yanı sıra çok sayıda deneme, inceleme ve araştırma kitabı yazdı. Öğretmenliğinde ve yazarlığında hep emekten yana bir aydınlanma için mücadele etti.

Müslüm Kabadayı

Mehmet Aydın’ın “toplu şiirleri”, “Güneşi Paylaşmak” adıyla Ekim 2009’da Karınca Yayınları tarafından yayınlandı. 1970 TRT Büyük Ödülünü alan Özgürlüğe Açılan Eller’le başlayıp Yeryüzü Sancısı, Yürekte Yanan Dünya, Işığın Kavgası, Işıltılar, Derin Bir Aynadan, Şiir Ülkesinde Yalnız Dolaşmak, Mavi Ter, Şiirde Yaşamak, Şiirsiz Kalmasın, Aydınlığa Tutunmak, Bozkırı Aydınlatan Mavi, Yaşam Lirikleri’yle biten 14 şiir kitabıyla “Güneşi Paylaşmak”ı oluşturur şair.

“Güneşi Paylaşmak”ın arka kapağında şair şöyle tanıtılmaktadır: “Mehmet Aydın, Anadolu’nun bozkırlarından sözcükler devşirir. Dağ başında sessiz sedasız açan kır çiçekleri gibi unutulmaya yüz tutmuş sözcükleri yapıtlarına taşır. Yalın anlatımı, özenle seçilmiş sözcükleri ve dil işçiliği ile Türkçenin yüz akıdır. Söylencelerden, türkülerden, masal ve kültürel değerlerden yararlanarak şiirini kurar. Toplumun hemen her kesimini, geniş bir izlek yelpazesiyle birlikte ele alır. Toplumsal çelişkileri vurgulayarak bunları okurla paylaşır. Ezilen, sömürülen yoksul köylülerin ve emekçilerin yanında şiirleriyle saf tutar. Şiirlerinde hem duygu hem düşünce lirizmi hakimdir. Kentten seslenir, ancak sesi köylerden yankılanır. Yapıtlarıyla, yaşamıyla örnek bir eğitimci ve mücadele adamıdır. Kalemiyle köprü kurabilmeyi başaranlardandır.”

Bu özlü değerlendirmeye katılmamak mümkün değildir. Ancak, son cümlede geçen “köprü” sözcüğünün çağrışımını somutlamakta yarar var. Onun kurduğu “köprü”, üzerinden geçilen değil, altından akanlarla hemhal olunan köprüdür. Bir bakıma, toplumun kanıksadığı kullanılmak anlamına gelen “köprü”leri silip atmak üzerine kurmuştur şiirini, diyebiliriz.

Şiir, örsü yürek ve çekici göz olan dil işçiliğidir. Mehmet Aydın’ın hem Edebiyat Öğretmeni olarak bu alandaki birikimi hem de araştırmacı-incelemeci yönü, şiirinde kullandığı sözcüklerin zenginliğini derinleştirdiği gibi yeni bağdaştırmalar yapmasına da olanak sunmuştur. Öncelikle şiirinin bu yönü üzerinde durmamızı gerekli kılan örnekleri hemen sıralamakta yarar var.

“Değişmeyen nedir dünyada / Bir ateş çemberidir durukluk/ Uç verir çılga[1] çürüyenin içinden/ Yeni bir yaşam güler yüzüne insanın” (Ötelerin Sesi, s.488) “İnlerde ve turluklarda[2] barınan/ O’ydu O/ İnsanın taa içinde yanan/ Tertemiz gözlerinden tanıdığım…” ( Ötelerde Yaşayış, s.36) Bu dizelerde geçen “durukluk, çılga, turluk” gibi birçok Türkçe sözcüğü Bayat Türklerinin sözlü dilinden alıp şiire kazandıran şairin, sanatsal bağdaştırma yöntemine örnek teşkil eden birçok imgeden birkaçı ise şöyle:

 “Yaralı bakışlara/ Üşüyen türkülere karşı/ Öne çıkardım titrek umudu” (Gel, s.243) “Yunusça gelip oturdum/ Sevinin kuytusuna/ Dağıldı o zaman/ Her yere kanat germiş/ Sarı soluklu sıtmalı hüzün” (Anıların Gelgiti, s.247) “Acının donuk parıltıları yansır gözlerden” (Sis Harmanı, s.248) “Işıktan bir ses/ Sesten bir ışık sızıyor/ Duygu kanatlanmış masmavi/ Sezgi kulaç atıyor habire/ Us sınırını zorluyor geleceğin” (Yaşam Göz Kırpıyor, s.250) Son örnekteki “ışık, ses, duygu, sezgi, us” arasındaki diyalektiğe “geçmiş-gelecek” kurgusu bakımından dikkat çekmek gerekiyor.

Mehmet Aydın’ın bozkırlarından sözcükler devşirdiği “ülke”sini, şiir dilinde farklı biçimlerde yoğurduğuna tanık oluyoruz. “Boz bulanık bir düşün/ Ülkesinde dolaşıyorum dalgın// Düşün bir kez geçmişi/ Baharın eli değmişti elimize/ Seken bir dağ suyuydu yürüyüşün…” (Ayrılık, s.224) Bu şiirde “düş” sözcüğünün cinaslı kullanımı yanında “baharın eli” imgesiyle sevgilinin yürüyüşünü “seken bir dağ suyu”na benzetmesi, sanatlı anlatım bakımından şiir dilini zenginleştirmektedir. “Zamanın Ötesine” şiirinde “ülke”yi “düş”le şöyle ilişkilendirdiği görülür: “Senden ayırıp götürdü beni/ bulanık mor düşlerin/ en bilinmez ülkesine/ ve zamanın ta ötesine” (s.260)

“Boşadır artık el edişi sevginin/ Neye yarar şiirini bitirdi arzular/ Acının otarı dökülür içime ansızın…” (Yalnızlık, s.10) şiirinde “otar” sözcüğünü kullanır, “zehir” anlamında.  Son yıllarda yazdığı “Yalnızlığa Sığınma” şiirindeki “Acının dökülür zehri içime ansızın” dizesinden anlaşıldığına göre bu çabasında bir durulma söz konusudur.

Şiirlerde en sık kullanılan sözcükler ve bu sözcüklerle oluşturulan imgeler üzerine son zamanlarda akademik çalışmalar yapıldığı biliniyor. Mehmet Aydın’ın şiirinde karşımıza sık çıkan sözcüklerin başında “güneş, mavi, ışık, ülke, acı, sıcak” geliyor. Bu sözcüklerin birkaçının bir arada kullanıldığı şiirin bir kesiti şöyle:

“Sarı saçlarını sarkıttı güneş/ Kaynaştı yer gök/ Diplerden doruklara/ Mavi kaynakları kabardı/ Yemyeşil koyakların/ Mavi terler döküldü/ Toprağın sıcak tenine” (Açılıyor Yollar, s.359) Burada “mavi kaynaklar”la “mavi terler”in yaşamsal dinamikleri işaretlediği görülüyor. Toplu şiirlerinin başlığı olarak niçin “Güneşi Paylaşmak”ı seçtiğini şairin, şu dizelere yüklediği yaşam felsefesinden anlamak mümkün değil mi?

“Başım dönüyor başım

Koskocaman bir avizedir Güneş

Şu yeryüzüne

Yıldızlar oynaşır salkım saçak

Issız gecelerde meltemler estikçe

Okşar ağaçların yapraklarını” (İnsanım Ben, s.455)

“Dar zamanların ve sokakların koşturmacasında kaybolan kent insanı”nın ufkunu doğanın geniş ufkunda dolaştıran şiirleriyle geleceğe kalacağını düşündüğüm Mehmet Aydın’ın şiirinin güçlü yanı, bu doğadaki bitkileri kişileştiren imgeleridir. “Pırnakıl yemişe durur her güz” diye betimlediği “Ulu Zeytin Ağacı” şiirindeki kişileştirme yönü, “Bir bahadır direnciyle/ Yaşamı yalansız dolansız dümdüz” doğrudan “kişilik” kazandırma uyarıcılığına örnektir. (s.96) Buna benzer bir başka örnek ise şöyle: “Kuşlar tanıtır kendini ormana / Tek başına bir ağaç ağlar tepede” (Yalnız Ağaç, s.494)

Yine, çınar ve andıza dair farklı dize ve bölüm kuruluşlarıyla biçimlendirdiği şu şiir kesitlerini vermekte yarar görüyorum.

“Gölgesi ağırlık verir kurda kuşa

 Eler iri dallarıyla gün ışığını çınar ağacı

 Daldırmış pençelerini toprağa

 Üstte uğultu altta çıtırtı

 Varır dayanır kapısına eğrice bir kök

 Deler gövdesini ıslak kayanın

 Emip suları arılaştırır ve öze boğar

 Ne denli olursa bulanık ve acı

 Ağrırken yanı beli yoğrulur taze yaşam

 Gizli bir ses yayılır diplerden doruklara

 Bir kuşatma senfonisidir sanki uyumlu

 Süresiz yeraltı savaşına uyanan” (İçe Dönük Savaş, s.158)

Bu şiirdeki “kuşatma senfonisi” ve “süresiz yer altı savaşına uyanan” imgelerinin çağrışım zenginliği önemlidir. “Ulaşırız” şiirindeki “diri çayırlar”ın yaşamsal vurgusu ise, önceki dizelerdeki düz anlatımı aşmaktadır.

“Bir yanımız andız

 Bir yanımız taşlı tarla 

Sökeriz andızları

Hazırlarız yeni tarlalara

Bir yanımız ekin

Bir yanımız diken

Sökeriz dikenleri

Açarız

Diri çayırlara”  (Ulaşırız, s.367)

Bir kadını, seviyi anlatırken de doğadan yararlanan şairin, beslendiği kaynağın gözünü büyüttüğüne tanık oluruz. Bunu güçlü biçimde örnekleyen dizelere gelince…

“Şiirli hüzünler kaplamış yüzünü/ Geçer yanı başımdan sessizce sıcak kadın/ İnce bir dal gibi kırarak boynunu/ Andırır güzelliği solgun çiçekleri // … Denizin köpükleri dağılır saçlarında/ Alnına soluk ışığı vurmuş sanki ayın/ Kadınlığın bin bir çekiciliği uyur bedeninde/ Kıskandırır melekleri perileri” (Süzülerek Giden Kadın, s.413)

Mehmet Aydın’ın sanat anlayışını, iki karşıt cepheden örneklerle ortaya koymayı yeterli görüyorum. O, doğaya ve insana odaklı şiir anlayışında olduğunu gösterirken, doğadan ve insandan kopuk “sözlük şiirleri” yazanlara tepkisini şöyle dile getirir:

“Neler üretip neler pazarlıyorsunuz/ Köhne Bizans’ın alaca entelleri/ Yüksekten bakan gözleriniz nasıl da şaşı/ Alkol kokuyor/ Küf kokuyor koltuklarınız … Bizler gür sesiyiz/ Ezgisiyiz Anadolu’nun/ Aydınlığı topu tüfeğiyiz/ Menzilimiz/ Sizlerin dışı cilalı/ İçi belalı/ Fildişi kulelerinizdir” (İstanbul Dükalığı, s. 437)

Cengiz Gündoğdu’nun yıllarca mücadele ettiği “star sistemi”ne, şu dizelerle darbesini indirir Mehmet Aydın:

“Biri aşırır sağdan soldan/ Kovanına bal toplar/ Korsanlık malını alıp/ Ortaya seresim gelir // Sözcük avcısıdır kimi/ Koşar tek dizenin ardından/ Alıp kurumuş sözcükleri/ Kırıp dökesim gelir” (Yunusça, s.333)

Toplumcu bir sanat anlayışıyla şiirler yazdığını ortaya koyarken, sanatını ve dünya görüşünü önemsediği şair ve yazarlara da vefasını gösterir. Bunların başında da Nâzım Hikmet, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Aziz Nesin gelir.

“Ölümün gelip ta yüreğime oturdu/ Halkımın coşkun ve yiğit sesi Nâzım Koca Nâzım/ İlk kez senin için ağladım bilinçli/ Paris’te görüp kucakladığım Ozan Nâzım baba Nâzım” (Kayan Mavi Yıldız, s. 161)

“Sen ağlamayı sevmezdin Hasan Hüseyin/ Bu toprağın has dilini/ Sen ektin sen kaldırdın/ Bunca acılarla umudun/ Zehir zemberek yükünü/ Sırtında nasıl taşıdın?” (Çile Demircisi, s.323)

“Bir yıldız doğdu halkının bağrından/ Dar kapılardan harlı ateşlerden geçti/ Soğuk örsünde dövündü yaşamın/ Bilendi yüreği bilendi beyni/ Körlere göz dilsizlere ağız oldu/ Silkeledi yerlerinden oynamayan/ Onca sağır kulakları” (Nesin Ustaya, s.337)

Toplumcu sanat anlayışına koşut olarak Mehmet Aydın’ın şiirinde toplumsal sorunlar, insanlık durumları, memleket gerçeği, çelişki-çatışma ve ilerleme süreçleri ağır basar. “Karanlık-aydınlık” çatışması birçok şiirinde farklı söyleyişler yanında benzer dizelerle karşımıza çıkar. Şöyle:

“Kara gecenin/ Seslere karışıp gitti tizim/ Anılarda seni topladım/ Döndü başım/ Hüznün sararmış ülkesini bekledim”, “Kara bir kül olup/ Tersine dönmüş yanardağlar ağzında/ Savruldu dünyam” (Acının Ateşleri, s.226)

“Evlere sokaklara yazılmış/ Sildim karanlığın dilini/ Ateşler yaktım yüreklere/ Karları eritip buzları çözmek için/ Bulutlara savurdum rüzgarları” (Derin Bir Aynadan, s.229)

“Yeni Dünya Düzeni” denen “paranın saltanatının küreselleştiği emperyalizm çağında”, insanı nasıl örümceğe dönüştürdüğünü şöyle işler bir şiirinde:

“Kan oluyor, göz yaşı oluyor kirli para/ Nesne yerleşiyor insanın sedirine/ Durmadan körleşiyor ufuksuz bakışlar/ Kimseler duyumsamıyor/ Yangının bacayı sardığını” (Yeni Düzen aynası, s.221) 

12 Eylül karanlığını şöyle dile getirir: “Kapıyoruz ağızlarını çığlıkların/ Gücün sultası egemen günümüzde” şeklinde ikiliklerden oluşan dize kurgusu sonda üçlüğe dönüşür, aynı zaman da güçlü bir isteğe: “Bunca kurbanın saygısına/ Ne olur daha güzel dünyalara/ Açılsın yolculuklar” ( Ne Olur, s.245)

Zaman zaman karabasanın toplumun tüm hücrelerine nüfuz ettiği zifiri karanlığın içinden kaleme sarılır şair. Gazel biçimiyle kaleme aldığı “Çürümüş Dünya” şiirinden bir kesit şöyle: “İzleri bile sonsuz ayrılıklar gibi buruk/ Anımsarım sevgi ülkesindeki sıcak esintileri” (s.238)

Onun şiirlerinde mücadele, paylaşım, sevgi, yaratıcılık unsurları öne çıkar. “Yaşama Kapı Açıyorum” şiirinde bunları bir arada hissetmek mümkündür. “Bahar yağmurlarıyla suladım kıraç tarlaları/ Keyfimce nakışladım yaratı umutlarını” der. (s.241)

85 yaşına kadar “öğretmenlik” mesleğinden kopmayan Mehmet Aydın, “öğretmen” gerçeğini, yaşayan ve özleyen cephelerinden şöyle şiirleştirir:

“Adı ve sanı duyulmamış/ art arda karanlıkların üstesinden gelen/ Bir öğretmen olacağım: / Kötülük ve haksızlıklara direnen/ Boy boy öğrencilerim yetişecek” (Işığını Kafasında Taşıyan Promete, s.34) Bu dizelerden de anlaşıldığı üzere şairin didaktik anlatıma yönelmesinde “öğretmen” kimliğinin etkili olduğu bir gerçektir. Bazı şiirlerinde bu gerçek, şiirsel anlatıma önemli katkıda bulunurken, bazı şiirlerde slogan diline düşürür. Bu çerçevede onun şiirine “uyarı”, diline de “uyarıcı” denebilir. Şairin bu yönünü de üç örnekle yansıtabiliriz.

“Baş eğme oğlum sakın/ Diz kırma kimselere/ Tepende eşindirme zorbaları/ Zorba korkak olur/ Ve de kavgada sinsi/ Durmadan kamçılayıp besler insanın/ Öfkeli günlerini.” (Oğluma Sesleniş, s.184)

“Bilimsel örgütlenmelerle/ Sıkılmış yumruklarla yasalarla/ Söke söke almalısın/ Çiğnenmiş haklarını” (Paydos, s.246)

“Bastırıyorum üstlerini/ Kinin yalanın korkunun/Tutunup yüreğimin kıyısına/ Güne çıkarıyorum güveni/ Tıpkı bürümcükler gibi” (Sancılı Dünya, s. 222)

İnsanın yaşam serüvenindeki evrelerin özelliklerini de şiirlerinin zamandizini dikkate alındığında rahatlıkla dizelere yansıttığı görülen Mehmet Aydın’ın, “yaşlılık” döneminin başında kaleme aldığı ve Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı, Behçet Necatigil söyleyişlerini bir arada çağrıştıran “Gün Çekiliyor” şiirinde şöyle der: “Evlerse indirecek perdeleri/ Saklıyor arkasında / Yığınla gerçekleri” (s. 242)

Aynı çerçevede “Ne Kaldı Elde” şiirinde yaşlılık, yalnızlık ve hüzün egemendir. İkiliklerden oluşan bu şiirin son bölümü taksim işaretiyle üçlenmiş. Şöyle: “Gül unutmuş rengini ilgisizlikten/ Şiirin ülkesi üzgün/ bozkır yutuyor engin boşluğu” (s. 240) Bu bölümün ilk dizesinde, hem güzel neden bulma hem de kişileştirme sanatı iç içe verilmiştir.  

“Her şeyin değişip dönüşmekte olduğu”nu bilen bir şair olarak, “sevgi-yalnızlık” çatışmasını da şöyle dizelere döker:

“Daha yayılmadan kırık dökük şarkılar/ Acının dökülür zehri içime ansızın/ Ve ben çılgınlığın görkemine uyarım/ Yıpratır her sevgi ömrünü bir gün/ Büyük yaklaşımlar arkasında/ Bir sonrasız yalnızlığımı duyarım” (Yalnızlığa Sığınma, s.500 –son şiir)

Son söz: “Tepedeki ağaç”ın yalnızlığı dikinedir; Mehmet Aydın’ın çoğulluğu ise kökündedir. Onun beslendiği kök ise halk toprağında saçaklarını sürmektedir. Şiir(in)ce yaşa koca çınar…

[1] Saban, pulluk, kayış tokası, fundalık, ince çubuk

[2] Tek katlı, sıvasız, düz damlı ilkel yapı, çobanevi

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)