• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 25 °C

Sol için temizlenme vakti-1

Gaffar Yakınca

PKK’nin sosyalist sola yönelik ilk kapsama hamlesi 90’lı yılların başına rastlar. O güne dek Türkiye ve Avrupa’da pek çok solcuyu öldürmüş, - hatta doğrusunu söylemek gerekirse genelde solcuları ve kendi kafasına uymayan Kürtleri öldürmüş olan- PKK, 90’larla birlikte devletekarşı bir cephe savaşı örgütlemenin peşine düşmüştü. Bugünkü HDP’ye kadar uzanan “bağımsız sivil siyaset” hamlesi de kabaca aynı dönemde bu cephe stratejisinin bir başka ayağı olarak düşünülmüştü.

Bizzat Öcalan tarafından, “araya kan girmemiş” örgütlere öncelik verilerek, ama bildiğim kadarıyla soldaki hiçbir örgüt atlanmadan tüm devrimci/sol örgütlere, PKK’nin Suriye’deki merkezine temsilciler göndermeleri için davetiyeler gönderildi. Yine kısıtlı bilgime dayanarak, o dönem legal siyaset yapmayan/yapamayan tüm yapılar Öcalan’ın yanına temsilciler gönderdiler. Öcalanla görüşen temsilciler, onun mesajlarını kendi örgütlerinin merkezlerine taşıdılar. Benim ilişki içinde olduğum ve o yıllarda yasadışı olarak kabul edilen örgütün genel sekreteri Öcalan’ın işbirliği çağrısını geri çevirmişti. Ancak sonradan anladık ki bu teklifi geri çevirmeyen silahlı/silahsız yapılar da varmış. PKK ile çatışmış, yoldaşları PKK tarafından öldürülmüş olan kimi örgütler bile (adını koymadan) PKK ile ortak hareket etme kararı aldılar.

Geçen yıl bu silahlı örgütler, Ankara katlimanın hemen ertesinde, yirmi yıldan uzun süren beraberliklerinin adını da koydular ve PKK ile birleştiklerini ilan ettiler. Aslında uzunca bir süredir PKK’nin gölgesinden başka bir yerde yaşayamıyorlardı, tüm varlıkları da ona hizmet eden silahlı eylemler yapmalarına bağlıydı. Vahim olan PKK ile birleşmiş olmaları değil, hala “devrimci”, “komünist” vb isimler taşıyor olmalarıdır.

PKK’nin “silahsızlara” yönelik hamlesi

PKK’nin birer müfrezesi olmaktan öteye gidemeyen bu küçük grupları bir kenara bırakıp asıl bizim cenaha, yani elini silaha süremeyen solculara geçelim. PKK silahlı bir örgüt olduğu için bu tarafı derleyip toparlama ve kendi mücadelesine katma işini kendisi ifade edemezdi. Bunun için o alanda faaliyet gösterecek bağımsız sivil yapılarını kurdu ve en büyük önemi bu alana verdi, çünkü müttefik ihtiyacına yanıt verecek Türkiye solunun ezici çoğunluğu buradaydı. PKK işbirliği ve destek çağrılarını hep solculara yaptı.

Kürtçü hareketin solla ilk planlı birlikteliği 1995 genel seçimlerinde oldu. Türkiye solunun irili ufaklı pek çok örgütü (henüz kuruluş sürecinde olan ÖDP bileşenleri ve daha sonra TKP adını alacak olan SİP de dahil) HADEP çatısı altında seçime girdiler. Büyük umutlarla girişilen bu birliktelik %4 civarında bir oyla barajın hayli gerisinde kaldı. Bu birliktelikten sonra yirmi yıl boyunca sol siyasi yapıların büyük çoğunluğu Kürt hareketiyle çeşitli işbirlkleri yaptılar. İşbirliğinin düzeyi ne olursa olsun, Kürtçü hareketin sol üzerindeki baskısı hiç azalmadı. Bu baskı yakın olanlara “bize katılın, daha çok destek verin” şeklinde yapılırken, mesafeli duranlara “ulusalcı, faşist vb.” diye saldırılarak yürütüldü.

TKP çizgisi (son bölünmeyekadar) istikrarlı bir biçimde Kürtçülerle mesafesini korudu, Doktorcuların bugün HKP olarak bilinen kolu da öyle. Sonradan Vatan Partisi adını alan Perinçek ekibi ise başlarda çok yakın davrandığı Kürtçü hareket ile bir süre sonra arasını açtı, hatta örgütü karşısına aldı. Son yirmi yılın kirli sol literatürü bu örgütlere hakaretten geçilmez, ulusalcıdan faşiste hatta Kürt düşmanına varıncaya kadar her türlü haksız ve düşmanca yakıştırmaya muhatap olmuşlardır.

Sosyalist solun bir başka ciddi öbeğini oluşturan ÖDP ve Halkevleri Kürt hareketine bazen yaklaşıp bazen uzaklaştılar. Uzaklaşma eğilimi gösterdikleri her momentte onlar da benzer bir tavra, haksız ithamlara maruz kaldılar. Kürt hareketinin sol üzerindeki baskısı hiç ama hiç kesilmedi. Dünyaya Kürt-Türk-Laz uluslar üzerinden bakan Öcalan müttefikler istiyordu ve bunun için doğal aday solculardı. En son HDP projesiyle beraber işler öyle bir noktaya geldi ki, Kürt ulusal hareketi diğer sol yapılara “kapınıza kilit vurup HDP’ye katılın” deme cürretini bile gösterdi. Yıllardır ortak hareket ettikleri EMEP’ten ve başka bazı yapılardan itiraz sesleri yükselince HDK formülünü devreye koydular.

Seçim barajı, bazı tarihsel ortaklıklar, kişisel dostluklar vs.. solun Kürt ulusal hareketiyle yakın durmasının sebepleri uzun uzun tartışılabilir. Ancak sebeplerden ziyade yarattığı sonuçlar önemlidir. Bu yakınlaşmanın kirletici/bozucu sonuçlarını ideolojik, örgütsel ve kişisel düzeylerde görmek mümkündür.

Kürt ulusal hareketine yakınlığın ideolojik sonuçları

İdeolojik düzeyde sol, tarihinde hiç olmadığı kadar geri bir noktaya sürüklendi. Solun düşünce üretimi neredeyse tamamen etnikçi, çok kültürcü bir perspektife hapsoldu, özünde taşıması gereken sınıf savaşı, emek sömürüsü, aydınlanma vb. Geleneksel kavramları ise artık kuru bir süs haline dönüştü.

Bundan daha vahimi, Kürt ulusalcılarıyla kurulan yirmi beş yıllık ortaklığın sonunda artık solda  derinlikli düşünce üretecek insan kaynağının kurumuş olmasıdır diyebiliriz. Özellikle son on yıldır sol, ideolojik bütünlükten uzak, bir o telden bir bu telden konuşup duran türedi popüler yazarlar ile eskiyi tekrar edip duran köhnemiş abiler arasına sıkışıp kaldı. Kimselerin ciddiye almadığı ideolojik yayınlar partilerin üyelerinden para toplama aracı haline dönüştü, meydan tivitır fenomenlerine ve kime hizmet ettiği belli olan Birikim tayfasına kaldı. Bu zayıflığın doğal sonucu olarak, ülkenin düşünce dünyasındaki egemenlik uzun süredir liberallere ve sağcılara kaptırılmış durumdadır.

Örgütsel düzeyde ortaya çıkan zararlar

Kürt ulusal hareketiyle yakınlığın örgütsel düzeydeki etkisi de son derece yıkıcı oldu. Örgütler etki alanlarını yitirip alabildiğine küçüldüler ve sonunda kendi üyelerini bile kontrol edemez hale geldiler .Akşam Kürt sorunuyla yatıp sabah Kürt sorunuyla kalkan bir örgütten İzmit’teki, Bursa’daki, İstanbul’daki işçiyi örgütleyebilmesi beklenebilir mi? Aksine, Türkiye işçi sınıfı solcuları bir bütün olarak PKK’nin yanında tasnif etti, sol örgütler deyim yerindeyse kendi can damarlarını kendi elleriyle kesmiş oldular. Türkiye solu varlığını seçim dönemlerinde Kürt ulusalcılar ıile mebus pazarlığı yaparken duyduğumuz ve doğrusunu isterseniz bundan başka da bir kerameti olmayan örgütlerin mezarlığına döndü.

Solcu bireyin çürümesi

Kürt ulusalcıları ile yakınlaşmanın belki de en feci etkisi solcu bireyin kişiliğinde görüldü. Kürtçü hareketin politik zikzaklarına uyum sağlamaya çalışan “müttefik” solcular, bir o yana bir bu yana yattıkça kendi kadrolarını da ilkesizliğe sürüklediler.

12 Eylül sonrası sağa sola savrulan kadroların siyasetsizliğiyle ortaya çıkan bar solculuğu ikinci kez, bu sefer Kürtçü harekete eklemlenen örgütlerin eski/yeni kadroları ile üretildi. Sonunda “ya abi Lenin’e çok takılıp kalıyoruz” diyebilen, Öcalan’ın Marx’ı aştığını iddia eden bir “solcu” türü peydah oldu. Bu yeni solcu tipinin her durumdaki tek gıdası kendisi gibi olmayanlara, yani Kürtçülerle arasına mesafe koyanlara, hakaret etmesi, daha bir gün önce “yoldaş” dediklerine ertesi gün düşman muamelesi yapmasıydı.

Bugün gelinen noktada kendine hala komünist vs. diyen bazı örgütlerin üyeleri sol sembollerdense PKK’nin sembollerini kullanıyor, Kürt ulusalcılığının sosyal/kültürel alanında yaşamını sürdürüyor. Zaten uzunca bir süredir kendilerine yaşayacak, var olacak başka bir alanda bırakmamışlardı.

Haftaya, yazımızın ikinci bölümünde Gezi sonrası gelişmeler ışığında konuyu irdelemeye devam edeceğiz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)