• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Sol İçin Temizlenme Vakti – II

Gaffar Yakınca

Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim,

Gezi isyanının başlangıcında HDP’nin katkısı yadsınamaz. Olay henüz bir park ve ağaç konusu iken bütün Cihangir taifesi gibi HDP vekilleri de parktaydı. Belediyenin iş makinelerine karşı duranların başında HDP’liler vardı, polis müdahalesine karşı direnişte de onlar göze çarpıyordu. Sonra “mesele birkaç ağaç” olmaktan çıkıp ülke genelinde bir isyana dönüşünce HDP’liler de sırra kadem bastı. 

Ancak Kürt ulusal hareketinin Gezi üzerindeki hesapları bitmedi. Epeyce bir zaman sonra anlaşıldı ki aynı anda hem AKP’nin gönlünü hoş tutup hem de Gezicileri yedeğe alan ikili bir strateji çizmişler. 

Demokrasinin beyaz atlı şövalyesi: HDP

İmralı Tutanakları’ndan anladığımız kadarıyla Öcalan’ın HDP’ye verdiği önemli görevlerden biri Gezi ile ortaya çıkan muhalif yükselişi kullanmak, oradaki enerjiyi Öcalan-Erdoğan arasında kurulmuş olan pazarlık masasına aktarmaktı. Apo, sol oyların işine yarayacağını, Erdoğan’a karşı sağlam bir koz elde edeceğini düşünüyordu. Doğrusunu isterseniz bu işte başarılı da oldu. Demirtaş gibi parlak bir siyasi figür ve “seni başkan yaptırmayacağız” sloganı ile bir kaç oluşum dışında neredeyse tüm sol örgütleri peşlerine taktılar. 

Seçimin hemen ertesinde Demirtaş’ın Erdoğan’ı ayakta alkışlaması ve Sırrı Süreyya gibilerin kutlama resepsiyonlarında saray soytarısını aratmayacak tavırları solun bir kesiminde tepki yaratsa da tüm medya rüzgarı HDP’nin arkasından esmeye devam ediyordu. HDP’ciler genel seçimlere kadar aynı destek havasını korumayı başardılar. Yine Apo’nun (büyük olasılıkla MİT’le de anlaşarak) belirlediği taktik gereği HDP tek başına seçime girdi ve tüm ülkeye “AKP’yi devirmenizin tek yolu benim” mesajını verdi. 

Bu süreçte Kürt ulusalcılarının sol üzerindeki baskısı zirveye ulaştı. Bizim gibi az sayıda solcunun itirazlarına itibar edilmedi. HDP’nin gerici ve laiklik karşıtı söylemlerini, emperyalistlerle işbirliğini, PKK ile arasında herhangi bir ayrım olmadığını, tüm adaylarının bizzat Apo tarafından belirlendiğini, Hüda Kaya, Altan Tan, Dengir Fırat gibi gerici vekilleri dile getirdiğimizde yanıt olarak sadece hakaret ve küfür duyduk. 

HDP’ye oy vermemekle AKP’ci olmak eşit tutuldu, bırakın sosyalistleri CHP’nin yöneticileri bile HDP’ye tek söz edemediler. HDP, demokrasinin yeni beyaz atlı şövalyesiydi ve AKP diktasından bizi o kurtaracaktı! 

Bir yandan Suriye’deki Amerikancı operasyon “Rojava Devrimi” diye yutturulurken diğer yandan “HDP barajı geçemezse savaş çıkar” tehditiyle oy toplanıyordu. Türkiye solu efsunlanmış gibi Kürt ulusalcılarının arkasında dizilmişti. Herşey  “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” sözündeki gibiydi.

Kariyer hesaplarının önünde patlayan Güvenpark bombası

Arkadaşlarımızın görmemekte ısrar ettiği kıyamet 13 Mart 2016 günü gelip çattı. PKK’nin Güvenpark’ta patlattığı bomba neredeyse tamamı sivil 38 insanın ölümüne yol açtı. Cinayeti HDP vekillerinin defalarca anmalarına, cenazelerine katıldığı, arkasından övgüler düzdüğü canlı bombalardan biri gerçekleştirmişti. Zamanla ortaya çıkan görüntüler katilin HDP gençlik örgütü içinde yetiştiğini, Rojava’ya gidip oradaki YPG kamplarında eğitildiğini gösteriyordu(*). 

Bu korkunç eylem aynı anda bir kaç gerçeğin birden su üstüne çıkmasına yol açtı :

PKK bir özgürlük savaşçısı falan olmadığı gibi apaçık halk düşmanı bir örgüttü.

PKK ile HDP arasında iddia edildiği gibi öyle pek de net bir ayrım bulunmuyordu. Zaten PKK/HDP’lilerin kendisi böylesi ayrımları dile getirenleri “nifak sokmakla” suçluyorlardı. 

HDP barajın altında kalmamış ama yine savaş çıkmıştı. Solcuların HDP’ye verdiği oylar sonunda kadar istismar edilmiş, PKK-devlet savaşında cephane olarak kullanılmaya başlamıştı.

Türkiye’nin iç barışı, buradaki Kürtlerin ve Türklerin yaşamı HDP/PKK’nin tek amacı olan “bağımsız Rojava” için feda ediliyordu. 

Bu gerçekler, HDP gemisine binmiş vekilliğe, olmadı danışmanlığa, o da olmadı üç beş kuruş AB fonuna doğru yol olan solcularımız için deyim yerindeyse bir duvar etkisi yarattı. Tam gaz giderken duvara çarptılar, dengeleri bozuldu, dağıldılar. 

Ne Apo, ne PKK, ne de HDP’nin Cihangir çetesi dağılan imajlarını toplamaya yetmedi. Politik hırsları, kibir ve cehaletle birleşip sonunda onları katillerle yan yana düşürmüştü. Sadece katillerle olsa neyse, kendilerini bilimum emperyalistle de aynı cephede omuz omuza savaşır halde bulmuşlardı. Türkiye solu 12 Eylül’den sonra bile bu kadar kötü bir duruma düşmemişti.

Peki bundan sonra ne oldu?

Bundan sonrası için yazımızın ilk bölümünden bir anımsatma yapalım. Kürtçü-Amerikancı hareketin sol üzerindeki olumsuz etkilerini üç maddede sıralamıştık:

    - İdeolojik kısırlık ve derinliğin kaybolması
    - Örgütsel düzeyde, yetinmecilik ve içe kapanma
    - Sosyal düzeyde, solcu bireyin ahlaken çürümesi

Bunlar içinde zannediyorum en fenası sonuncusudur. Nihayetinde ideoloji bir yerlerden ikame edilebilir, tarihte geçici bir süre ideolojik sapmalar yaşayıp yeniden rayına oturan çok hareket vardır. Örgütlenme sorunu da kararlı bir çaba ile çözülebilir. Ancak bireyin çürümesi iflah olmaz bir hastalıktır. Bazı temel niteliklerini kaybeden ve dejenere olan birey devirmciliğini yititir, kendisi çürümekle kalmaz, girdiği yapıyı da çürütür, yenilgiye, kuyrukçuluğa, en çirkin politik hastalıklara sürükler. 

Hayatın makul kurallar çerevesinde işlediği bir ülkede olsaydık Ankara katliamı ve ardından yaşanan sayısız PKK cinayeti sonrasında bu arkadaşların utançtan insan içine bile çıkamamaları, siyaseti de entelektüel camiayı da terk etmeleri gerekirdi. Ama heyhat, özeleştiri kurumu da bireysel çürümeden nasibini almıştı. 

Bu örgüt ve bireyler de hatalarını kabul edip kendi eleştirilerini vereceklerine sanki hiçbir şey olmamış gibi üst perdeden konuşmaya devam ettiler. Vaktiyle onları uyarmış olanlara yönelik saldırılarını ise kat be kat artırdılar. Niyetleri  olabildiğince çok gürültü çıkarıp kendi ayıplarının sorgulanmasını engellemek, deyim yerindeyse zeytinyağı gibi üste çıkmaktı.

Kuyrukçu için kuyruğun sahibi fark etmiyor

O zaman pupa yelken HDP’ye koşan, kayıtsız şartsız destek açıklayan kimilerini şimdi CHP’nin eteklerinde görüyoruz. Gerçekten eşine az rastlanır bir riyakarlık, pek nadide bir hokkabazlık! 

Bu tip dümenlerde mahir olmayı siyaset zanneden kafalara komünist, sosyalist veya solcu diyemeyiz, bunun adı siyaset esnaflığıdır. Sol için temizlenme vakti derken sözünü ettiğimiz temizlik de işte bu esnaf takımından kurtulmaktır. 

Sol için yıllara mal olan Kürt ulusal hareketi yakınlaşması artık son noktasına varmıştır. Bu saatten sonra kimse kalkıp da ABD’nin siyasi uzantısı ve kara gücü olan bir harekete solculardan destek isteyemez. Son yedi ayda yaşananlarla beraber o defter, utanç verici bir şekilde kapanmıştır. 

Ancak eğer Türkiye’de sol, yeniden eski itibarlı konumuna kavuşsun istiyorsak, kimse “bu defter kapanmıştır” deyip kenara çekilemez. Aynı hatalar başka biçimlerde tekrar edilmesin diye en önce geçmişin muhasebesi yapılmalı, üç kuruşluk kariyer peşinde devrimcilerinin onurunu harcamaya kalkanlar tarih önünde mahkum edilmelidir.

(*) Katilin Çanakkale’de 1 Mayıs kutlamalarında HDP bayraklarıyla fotoğrafını ortaya çıkardığım için ortamların “en demokratik” solcuları tarafından sansür baskısına uğramıştım. Birgün bunu da yazarız.

(**) İlk yazıdan sonra sevgili ağabeyim yazar Aytekin Yılmaz’dan bir ek geldi, “PKK-Sol yakınlaşmasının ilk örneği 1982’de Şam’da Öcalan’ın daveti ile kurulan Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesidir, ilk başlarda Devrimci Yol da bunun içinde yer almıştı” diyor. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.