• BIST 108.615
  • Altın 145,221
  • Dolar 3,4955
  • Euro 4,1321
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

Soru delisi

Ender HELVACIOĞLU

Arada bir, büyük büyük laflar etmek yerine böyle naif yazılar yazmak iyidir diye düşünüyorum, okurlar kusura bakmasın. Nasıl olsa döneriz yine yüksek siyasete. İşte “hişt delisi”nden sonra tanıdığım bir başka deli…

Birçok deli tanıdım, ama sanırım en ilginci oydu. Soru delisiydi… Zaman zaman meydana çıkar, bir soru ortaya atardı. Müdavimleri vardı, ben de onlardan biriydim. Hiçbir sorusunu kaçırmak istemezdim.

Kimse soru delisinin yeni soruyu ne zaman ortaya atacağını bilmezdi. Uzun süre ortadan kaybolur, sonra bir sabah çıkagelir ve dilinde tek bir soru cümlesi, sürekli tekrar ederek bir saat kadar mahallede dolaşırdı.

“Kolomb Amerika’ya rastlamasaydı ne olurdu? Kolomb Amerika’ya rastlamasaydı ne olurdu? Kolomb Amerika’ya rastlamasaydı ne olurdu? …”

Yeni soru fısıltı gazetesi yoluyla bütün mahalleye yayılırdı.

- Duydun mu, bizim deli yeni bir soru ortaya atmış.

- Neymiş, neymiş?

- Kristof Kolomb Amerika’ya rastlamasaydı ne olurdu diye sormuş.

- Hayda, delinin zoruna bak!

- Öyle deme, vardır bir incelik…

Soru delisi biz fanilere mesajını verir, sonra yine ortadan kaybolurdu. O günden sonra, deli yeni bir soruyla ortaya çıkana dek, ki en az 3-4 ay sürerdi, bütün mahalle bu soruyu tartışırdı. Düşünebiliyor musunuz, pişpirikçiler kahvede, akşamcılar meyhanede, ev kadınları günlerinde, çocuklar okulun bahçesinde, bakkalda, berberde, manavda delinin sorusuna yanıt ararlar, sorudaki var olduğu iddia edilen “inceliğe” ermeye çalışırlardı. Ne tezler, ne kuramlar ortaya atılırdı, tahmin edemezsiniz.

Sonuç olarak soru delisi mahallenin gündemini belirlerdi. Nasıl gündem ama… Ülkede onca olay olurken, bizim mahalle canla başla Kolomb’un önüne Amerika’nın çıkmaması durumunda ne olacağını bulmaya çalışırdı. Nasıl mahalle ama…

***

Sadece sorardı, hiç yanıt verdiğini duymadım. Bir keresinde, deli yeni bir soru ile ortaya çıktığında, bizim irikıyım manav yakasına yapışmış, “çıldırtma adamı, yanıtı söyle” diye… Delinin acıyan bir ifadeyle manava bakıp soruyu tekrar ettiğini söylemişti görenler.

Soru delisinin işi soru sormaktı. Varsa bir yanıtı sorduğu sorunun, onu biz müdavimleri bulacaktık.

Yanıtı herkes bulur; ama ya soru? Neden aylarca gözlüyoruz soru delisinin yolunu? Soruyu bekliyoruz, yanıtı değil…

Büyük kuramlar, verdikleri yanıtlarla mı, yoksa ortaya çıkardıkları yeni sorularla mı büyüktürler? Ne kadar soruya yanıt verdiğiniz mi önemlidir, ne kadar yeni soru ortaya çıkardığınız mı?

Verdiğiniz yanıtın doğruluğunun şöyle bir kıstası da var: O yanıtın, yanıt bekleyen kaç tane soru doğurduğu. Bir yanıt, ne kadar soru üretirse o kadar doğrudur.

Bilim ile din arasındaki temel farktır bu. Din yanıt verir; bilim soru sorar. Veya şöyle söyleyelim: Dinin yanıtı soruya karşı savaşır; bilimin yanıtı ise soru üretir.

Bizim delinin sağlam bir bilimci olduğunu düşünmüşümdür bu nedenle… Ama belki de yanılıyorumdur, delinin tekidir sadece…

***

Zamanla mahallede bir efsane oluştu. Mahallenin “oturan boğaları” şu sonuca varmışlardı: Bizim deli aslında büyük bir filozofmuş. Kafayı bir şeye takıyormuş. Biz “seçilmiş” mahalleymişiz. Gelip bize açıklıyormuş. Ve sorduğu soruya sağlam bir yanıt bulana kadar da bekliyormuş. Sonra yeni bir soruyla ortaya çıkıyormuş. Bir gün delinin mekânı bulunursa, orada bütün yanıtlar da bulunabilirmiş.

Heyecan verici bir teori. Ben bunca yıldır tam 36 tane “soru delisi sorusu” topladım. Hiçbirinin yanıtını da kesin olarak verebilmiş değilim. Neler vermezdim o yanıtlara ulaşabilmek için…

Bu efsane gerçekse eğer, soru delisi bizim mahalleyi bir laboratuar olarak kullanıyor demektir. Bizi izliyor, yanıt çabalarımızı süzüyor, damıtıyor ve bir yanıta ulaşıyor. Sonra gelsin yeni soru… Olabilir.

***

Soru delisi yaklaşık üç yıldır ortalıkta gözükmüyor. Hiç bu kadar ara vermezdi. Hatta unutulmaya yüz tuttu mahallede.

Neden gelmiyor? Ne oldu soru delisine? Yanıtı mı bulamadı? Sorusu mu kalmadı? İnsanın bir sorusunun kalmaması ne acı…

Bir dedektif gibi soru delisinin izini sürüyorum. 

Son sorusunu anımsıyorum: “Kim affedilmez?”

Mahallenin bazı sakinleri, delinin bu soruya henüz yanıt bulamadığını, zorlandığını, uğraştığını, yanıtı bulur bulmaz yeni bir soruyla tekrar ortaya çıkacağını düşünüyorlar ve bekliyorlar sabırla.

Benim görüşüm farklı. Soru delisi bu son sorusunun da yanıtını buldu. Eğer tahmin ettiğim yanıtsa bu ve gereğini yaptıysa, bir daha hiç gelmeyecek.

Güle güle soru delisi… 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)