• BIST 107.478
  • Altın 151,228
  • Dolar 3,6615
  • Euro 4,3022
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 30 °C

‘Sosyalistlerin birliği’ takıntısı

Ender HELVACIOĞLU

Türkiye’de pek çok sosyalist örgüt var. Her birinin de 80 öncesine (hatta 70 öncesine) uzanan kökleri, az-çok kadro devamlılıkları ve çeşitli mücadelelerden geçerek oluşmuş gelenekleri var.

Fakat bu örgütlerin hiçbiri, yıllardır sayısız yol ve yöntem denenmesine karşın, ülkenin gerçek politika arenasında tek başlarına etkili bir aktör haline gelemediler.

Genel kanı, bu örgütlerin -yöneticilerinin basiretsizlikleri veya vurdumduymazlıları yüzünden- bir türlü bir araya gelemeyişlerinin, ülke politikasına damga vurabilecek bir kurumlaşmanın gerçekleşmesini engellediği yönünde. Yani kadim (yıldırıcı, bıktırıcı) sorunumuz: “Sosyalistlerin birliği”

Acaba sorun (ve çözüm) bu kadar basit mi? Öyle olmadığını, mevcut örgütlerin “birliğinin” genel tabloyu pek fazla değiştirmeyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki, uzak veya yakın geçmişte yaşanan bazı birlik pratikleri (ÖDP ve BHH) derde deva olamadılar. Bu da bir olgu.

Sanırım asıl sorun “birleşememek” değil. Daha doğrusu sorunun esası bu değil. Asıl sorun bir çıkış örgütleyebilmek.

Bunun yapılamamasının nedeni “birleşememek” değil. Hatta belki de yeterli ölçüde “ayrışamamak”!

Aslında hepimiz düzen tarafından bize biçilmiş ve dayatılmış bir çemberin içinde bir aradayız. Sorun, birlikte veya bir bölüğümüzün o çemberi delip geçmesi…

Kısacası konuya daha geniş açılarla bakmak, daha nesnel yaklaşmak zorundayız.

***

Bir dönem bitti. Türkiye sosyalist hareketinin 1960’ların sonuna doğru başlayan, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbe dönemlerinden geçen, Sosyalist Bloğun dağılmasını yaşayan ikinci dalgası sona erdi.

Bu sonu Sovyet bloğunun dağılması ile de başlatabilirsiniz, ama Türkiye’de net olarak fark edilişi 2013 Haziran Ayaklanması iledir.

Daha doğru olarak şöyle ifade edelim: Haziran Ayaklanması ile üçüncü dalga başlamıştır. Yenisi başlamadan eskisinin bittiği tam olarak fark edilmiyor.

Bu bitişler ve başlangıçların belirleyenleri solun iç dinamikleri değil tabii ki. Dünya ve ülke çapında toplumsal koşulların değişimidir dönemleri bitiren ve başlatan. Her politik akım gibi sosyalist solun da iç süreçleri bu değişimlerce belirlenir. Toplumun maddesindeki değişim ve dönüşümlerdir politik akımların belirleyeni.

Peki, bir cenaze mi kaldırıyoruz, yoksa yeni bir doğumun sancılarını mı çekiyoruz. Her ikisi de olabilir. İşte bu bize bağlı… Eskide ısrar bizi bir cenazeye, topluluğumuzu da bir cenaze töreni cemaatine dönüştürebilir. Ama maddedeki dönüşümlerin kavranması, bizi yeni bir doğumun ebesi yapabilir.

Türkiye sosyalist solu dünyadaki en doktriner sollardan biri. Ama doktriner olmak muhafazakârlaşmak ve maddeden kopmak anlamına gelmez.

Evdeki bulgurdan vazgeçemeyiz; bu anlamda doktrineriz. Ama Dimyat’taki pirinci de ufkumuza almamız gerekir; yoksa çürürüz ve yaşam gerekçemiz kalmaz. Evdeki bulgur, yiyip tüketmek için değil, Dimyat’taki pirince yönelme ve ulaşma enerjisini sağladığı için değerlidir.

İkinci dalganın bütün unsurları, hatalarıyla ve sevaplarıyla geçmişimiz ve mirasımızdır. Onlar olmasaydı bugün de olmazdı. Hatta sevaplardan çok hatalardır yolu aydınlatan. Ama artık o düzey, yöntem ve tarz ile idare edilemez. Aşılmalıdır. Çünkü o dönemde hemhal olunan madde ile günümüzün maddesi farklıdır, değişmiştir.

Rahat olunmalı. Aşan kişi ergenlik sorunlarını da aşmış demektir. Daha rahat, daha soğukkanlı, daha vefalı ve daha nesnel olur geçmişe karşı. Damıtmıştır, mirası yapmıştır ve geleceğe doğru yola çıkmıştır.

Eski tartışmaların, ayrışmaların, çatışmaların artık bir anlamı yok. Yaşandıklarında çok anlamlıydılar, ama artık toplumsal bir karşılıkları yok. Tarihçilerin malzemesidir artık onlar, devrimcilerin değil.

Günümüz sosyalistleri örneğin, Stalin-Troçki, Mao-Kruşçev, MDD-SD eksenlerine göre ayrışabilir mi artık; komik olmaz mı? Bu ikililerin iki tarafı da, sevaplarının ve daha çok da hatalarının yarattığı katkılarla, bu çatışmalardan damıttıklarımızla mirasımızdır artık.

Geleneklerimizi ayak bağı yapmamayı, bir mirasa çevirmeyi becermeliyiz. Aynen devam ettirmeye çalışmak bizi bir cenaze cemaatine dönüştürür ancak. Çünkü madde değişmiştir.

Bu, ortalamayı almayı, ortalamalaşmayı mı önermektir? Hiç de değil, tam tersine! Yeni dönemin tartışmaları, ayrışmaları ve çatışmaları bekliyor sosyalistleri. Geçmişin değil, günümüz maddesinin iç çelişkilerine göre ayrışacağız ve çatışacağız. Tartışmalarımız geçmişe dönük değil, geleceğe yönelik olacak.

Geleneğe takılıp kalanlar var; dağılmaktan korkuyorlar. Ama ne kadar takılırlarsa o kadar dağılıyorlar. Çünkü madde değişiyor. Dağıtan maddedir!

Geleneğe savaş açanlar var. Ama bu takılıp kalmanın en koyu biçimi. Sonuç ufalanmadır. Madde onları ufalıyor.

Kısacası, günün maddesini anlamaya, yorumlamaya çalışmak ve onu dönüştürücü bir pratiğe girişmektir yapılması gereken. Bunun yolu ille de “birleşmeye çalışmak” değildir. Birlik olursa ne âlâ, ama birlik takıntısı ayak bağı oluyor artık.

Nesnelliği iyi okumuş öznel bir çıkıştır ihtiyaç. Birliği sağlayacak olan da budur.

Bu “çıkış örgütleme” meselesine gelecek yazımızda tarihimizden örneklerle devam edeceğiz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)