• BIST 102.258
  • Altın 190,236
  • Dolar 4,5836
  • Euro 5,3954
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 24 °C

Spotlight ekibi gazeteciliğin geleceğini anlattı

Spotlight ekibi gazeteciliğin geleceğini anlattı
Kendi hikâyelerini anlatan 'Spotlight' Oscar'ın en güçlü adayı.

Bir avuç gazeteci koca bir kuruma, Katolik Kilisesi'ne kafa tuttu. Bütün şehri karşılarına almak pahasına, herkesin bildiği ama örtbas ettiği nazik bir konuyu, onlarca rahibin çocukları taciz etmesini ortaya çıkardı. Onlar bu haberle Pulitzer aldı. Kendi hikâyelerini anlatan 'Spotlight' ise Oscar'ın en güçlü adayı. Hürriyet'ten Yenal Bilgici, efsane gazetecilerle gazeteciliğin geleceğini konuştu.

Öyle bir film ki, dünyanın dört yanında insanların gazeteciliğe inancını tazeledi. Hatta gazetecilere bile ilham verdi. Bu gece Oscarların en büyük adaylarından, Boston’daki Katolik rahiplerin çocuklara taciz vakalarını işleyen Spotlight, gelmiş geçmiş en iyi gazetecilik filmlerinden biri olarak gösteriliyor. Bu gerçek bir hikâye... Tacizci rahiplerin peşine düşen araştırmacı gazeteci ‘Spotlight’ ekibiyle Pulitzer’i kazandı. Bu filme konu olan üç efsane gazeteciyle konuştuk. Bugün Washington Post’un başında olan Martin Baron, Spotlight ekibinin efsane şefi Walter V. Robinson ve ekibin tek kadın ismi Sacha Pfeiffer anlattı: “Bizim hâlâ umudumuz var.”
2015 eylülünde, Toronto Film Festivali’ndeyiz… ‘Spotlight’ filminin gala gecesi… Princes of Wales Salonu’nu dolduran iki bin seyirci, bugünlerdeki filmi pürdikkat izleme eğiliminin aksine, coşkusunu ikide bir belli ediyor… Örneğin, Michael Keaton’un canlandırdığı gazetecinin, ısrarla yalan söyleyen bir avukata sert çıktığı sahneyi sevinçle alkışlıyorlar… Diğer birçok sahneyi de… Sadece bizim meslekten olanlara değil, herkese coşku veren bir film Spotlight… Etkili gazeteciliğin nelere kadir olduğunu hepimize gösteriyor. Bir avuç gazetecinin bütün bir şehri, Boston’ı kangren gibi saran ve neredeyse bütün şehrin ileri gelenleri tarafından üstü örtülen kilisede taciz vakalarını ne pahasına olursa olsun bulup çıkartma mücadelesini anlatıyor.
Film bittiğinde seyirciler alkışa devam ediyor. Derken yönetmen Tom McCarthy sahneye çıkıyor ve oyuncuların canlandırdığı gazeteciler tek tek çağrılıyor sahneye. Kıyamet kopuyor artık… Gazeteciler dakikalarca ayakta alkışlanıyor…

spot.jpg

AYAKTA ALKIŞLANMAYA ALIŞIK DEĞİLİZ'
O gün orada, seyircilerin karşısında gururla dikilen isimlerden, gazeteci Martin Baron “çok nadir bir andı bu” diyor. “Yaptığımız iş için ayakta alkışlandığımız pek görülmez.” Bunu ondan duymak gerçekten tuhaf; çünkü günümüz gazeteciliğinin efsanelerinden Baron’un yönettiği yayınlar (bugün Washington Post’un başında), mesleğin en saygın ödülü Pulitzer’e neredeyse abone. O bile okurun kendisini böylesi takdir etmediğini söylüyorsa problem var demektir.
Gazetecilikte tatmadığı başarı kalmamış Baron’un ve arkadaşlarının bunca alkışa muhatap olmasına sebep Spotlight filmi bu gece dağıtılacak Oscar ödüllerinin de en önemli adaylarından. Seyredenler zaten biliyor, seyretmeyenlere de tavsiye edelim: Çok iyi çekilmiş, çok iyi oynanmış bir film bu. Esas vurucu yanıysa hikâyesi… Mütevazı Boston Globe’un dört kişilik araştırmacı gazetecilik ekibinin yani Spotlight’ın hikâyesi, seyircilerin gazeteciliğe duyduğu inancı tazeledi. Dünyanın dört yanında gazetecilerin mesleğe olan inancını da…


Pulitzer alan efsane ekibin başındaki Walter V. Robinson’a (kendisini Michael Keaton oynuyor) yaptığı işi beyazperdede görünce ne hissettiğini soruyorum; “Çok tuhaf geldi” diyor. “Gazeteciler ışığı başkasına tutar normalde, ışığın altında durmazlar! Ama hepimiz sonuçtan çok memnun kaldık. Bunun nihayetinde bir film olduğunu akıldan çıkarmamalı ama bu film o günlerde Globe’da neler yaşandığını doğrulara sadık kalarak anlatıyor. Bizi parlatmaya çalışmıyor, süreci gösteriyor. Araştırmaya nasıl başladık, nasıl ilerledik, aramızda neler geçti… Hepsi baştan sona böyle yaşandı.”
Nasıl yaşandı peki? Gazeteciliğin en saf halini görüyoruz filmde. Haber toplantılarıyla, gazeteci-kaynak ilişkisiyle, iyi haber için sabahlamayla, kapıdan kovulup bacadan giren muhabirlerle, kavgası gürültüsüyle topyekûn bir faaliyet… Toplumu sarsacak, kurumları baştan aşağı değiştirecek, ‘bize bir şey olmaz’ diyen güçlülerden hesap soracak, mağdurların hakkını koruyacak bir haber için aylar süren bir kovalamaca… 
PULITZER'İN KATKISI EKSTRA İKİ KİŞİ
Filmde Rachel McAdams’ın başarıyla canlandırdığı gazeteci Sacha Pfeiffer’i Oscar töreni için Los Angeles’a uçmadan hemen önce yakalıyorum. Sevinçli, heyecanlı... Yaşananları biraz gerçeküstü bulmakla beraber sonuçtan çok memnun olduğunu, filmin hem araştırmacı gazeteciliği istim üstünde tuttuğunu hem de bunca yıl karanlıkta kalan cinsel taciz mağdurlarına ses olduğunu söylüyor.
“Tek bir haber için bir yıl çalışan o ekibin parçası olmak nasıldı” diye soruyorum şu an yine Globe’da köşe yazarlığı yapan Pfeiffer’a. “Muazzamdı” diye yanıtlıyor. “Biliyor musunuz, gazetede okurlardan en çok geri dönüşü Spotlight alıyordu. Halen de öyle. Okurlar en çok bu tür haberciliği umursuyor çünkü.”
Walter Robinson da benzer bir noktaya işaret ediyor: “Amerika’da yapılan her araştırma, okurların bir gazetecinin yapabileceği en iyi şeyin araştırmacı gazetecilik olduğuna inandığını gösteriyor.”
The Boston Globe bunun farkında. Bu yüzden Robinson ve Pfeiffer’ın döneminde dört kişi olan ekibi altıya çıkarmış. Ekip, daha kısa araştırma gerektiren (altı ay mesela) işleri de yapıyor artık. Robinson’a göre mesele bu sayıyı arttırmakta, çünkü kendileri her ne kadar başarılı olsa da sonuçta gazetecilik faaliyeti sıkıntıda. “Her yerde gazeteciler işten çıkartılıyor, artık daha güçsüzüz. Maalesef.”

BU İŞ BİZİM RUHUMUZ
‘Yaşayan efsane’ muamelesi gören Martin Baron biraz daha iyimser. Bu konuda ona inanmak istiyorum; zira daha Boston Globe’da iş başı yaptığı gün Pulitzerlik hikâyeyi yakalayan biri o. Aslında bütün bu hikâyeyi mümkün kılan kişi de kendisi. Boston şehrine dışarıdan gelip, yerel gazetecileri o güne dek cesaret edemedikleri bir işe, Kilise’yi, taciz vakalarını örtbas etmekten dolayı hesaba çekmeye o zorluyor. Pulitzer haberiyle başladığı gazeteyi 11 yıl yönettikten sonra, ABD’nin en önemli gazetelerinden Washington Post’un başına geçen Baron’la mail üzerinden söyleşiyoruz. “Siz umutlu musunuz mesleğinizin geleceğinden?” diye soruyorum. Uzun ve detaylı bir yanıt yazıyor. “Türkiye’de özgür düşüncenin baskı gördüğü bugünlerde” filmin yankı uyandırmasından memnuniyet duyduğu notunu ekleyerek.  Yanıtı dokunmadan buraya alıyorum:
GAZETECİLİK TEHDİT ALTINDA
“Araştırmacı gazetecilik hiç şüphesiz tehdit altında. Çünkü basın yayın kuruluşları bugün geçmişe göre çok daha az kaynağa sahip. Herkes personel çıkarıyor. Oysa gerçek gazetecilik zaman alır, masraflıdır, büyük çaba ve adanmışlık gerektirir. Birçok kuruluş bu kaynağı ayırmakta gönülsüz. Masrafı göze alamıyorlar. Yine de ben, özellikle de Amerikan medyasının, araştırmacılığın gazeteciliğin özü olduğunu artık kavradığını düşünüyorum.  Halkın gazetecilerin sorumluluğunu sorguladığı zamanlardayız. Bu yüzden yapabileceğimiz en sorumsuzca şey, güçlü kurum ve kişileri hesaba çekmekten vazgeçmek olacaktır.  Yani gerçeği keşfedip anlatmak bizim gazeteciliğimizin asli unsuru. Kimliğimiz de bu bizim ruhumuz da. Zaten okurumuzun bizden beklediği de bu. Israr ediyorlar. Ve istediklerini yapamazsak bizi bırakacaklar. Demek ki gazetecilik misyonumuzu yerine getiremezsek ortada okur falan da kalmayacak.”
Baron’un da Spotlight ekibinin geri kalanının da okurdan yana sıkıntısı olmayacak. İnternette biraz dolaşın, filmle ilgili her haberin altında “Teşekkür ederim” diyen okurlar göreceksiniz. Yaptığınız bu haber için teşekkür ederim!
Aynı teveccühü Amerikan Film Akademisi de gösterir mi? Spotlight ekibi bu gece Los Angeles’ta Dolby Theatre’da yerini alacak. Onlara iyi dileklerimi diledim. Benim Oscarlarım bu gece Spotlight’ın. Ama bunun ne önemi var! Onlar esas, çocuk yaşta cinsel tacize uğrayıp hayatları darmadağın olan insanların gönlünü kazandı. Basit, gösterişsiz ve olması gerektiği gibi bir gazetecilik faaliyetiyle... Bu meslek başka nasıl, ne için yapılır ki zaten?
İYİ GAZETE NASIL OLMALI?

Martin Baron’u bilenler, aktör Liev Schreiber’ın onu çok iyi canlandırdığını söylüyor. Mesafeli, dengeli, sakin… Onu daha da iyi tanıyanlar Baron’un aslında epey eğlenceli bir adam olduğunu da söylüyor. Ama herkesin ortak kanısı çok iyi gazeteci olduğu… Los Angeles Times’da başlayan kariyeri Miami Herald ve New York Times’da ilerledi, sonra üst üste Miami Herald, Boston Globe ve Washington Post’ta (2013’ten bugüne) yayın yönetmenliği yaptı. Her birinde Pulitzer’ler kazandı. Washington Post’un ABD’yi ayağa kaldıran Pulitzerli Snowden haberi de onun döneminde. Kelimenin her anlamıyla iyi bir gazeteci o. “İyi gazete nasıl olmalı” soruma şöyle cevap veriyor:
“İyi gazete asli görevini her gün yerine getirebilendir. Mesela Washington Post’un 1930’da belirlediği ve o gün bugün sadık kaldığı yayın ilkelerinin biricincisi bunu tarif eder: Bir gazetenin ilk görevi gerçeği mümkün olan en doğru şekilde anlatmaktır.  Bunu yaptığımız ölçüde iyi bir gazetemiz var deriz.”
'OKUR İNTERNETTEYSE BİZ DE ORDA OLURUZ'
İnternet bir vakıa. Çoğu insan bilgiyi dijital platformlardan alıyor. Okur oradaysa, bizim de orada olmamız lazım. Ayrıca internette başarılı olmak büyük güç getiriyor. Çok daha fazla insan bizi okuyor. Hikâyelerimizi hem çok çabuk hem de rahatça paylaşıyor. Yani internette de gazetecilik yapabiliriz. Hatta yeni araçlarla, videolarla, sosyal medyayla daha da güçlü olabiliriz.
BU FİLM İNSANLARA HER GÜN GAZETE ALDIRMALI
Sacha Pfeiffer, 2006’ya dek Spotlight’ta çalıştıktan sonra radyo programcılığı yaptı. Çok geçmeden Boston Globe’u özlediğini anlayarak geri döndü. “Araştırmacı gazetecilik nesli tükenmekte olan bir tür. Çünkü para lazım ve paralı kurum sayısı gün geçtikçe azalıyor. Umarım bu film sayesinde yayıncılar bu tarz gazeteciliği neden korumaları gerektiğini anlamıştır. Yayın yönetmenlerinin sabrına ve desteğine ihtiyaç var. Bir hikâyeyi anlatmak bazen bir yıldan çok bile sürebilir. Ama karşılığı muazzam oluyor. Onlarca kişiden filmin birçok genç insanı gazeteciliğe sevkettiğini duydum. İlham veriyor, evet ama umarım film insanların her gün gazete almasını da sağlar. Çünkü gazeteler bu gelirden mahrum kalırsa hiçbir iş yapamayız.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)