• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 14 °C

‘Stratejik kabus’ geri döndü!

‘Stratejik kabus’ geri döndü!
Yani, cihatçı çetelere destek vererek Suriye İç Savaşı’nı körükleyen bu savaşta yüzbinlerce masumun kanında ortak olan bu aktörler tarih sahnesinden hızlıca silinmişti...

Çağlar Ezikoğlu

"Suriye'nin Dostları Grubu'nda yer alan bazı ülkelerin dışişleri bakanları Suriye krizine siyasi çözüm arama çabaları çerçevesinde Ürdün'de toplandı."

 23 Mayıs 2013 tarihli bir haberden alıntı bir cümle. Şu da haberin fotoğrafı:

page_suriyenin-dostlari-urdunde-toplandi_837015153.jpg

Sol başta müstafi Başbakan ve dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu. Yazmış olduğu ‘Stratejik Derinlik’ kitabını pratiğe geçirme gayesi ile Türk Dış Politikasının bütün çehresini ve yönünü tepetaklak eden bir isim. Hemen yanında dönemin Suud Dışişleri Bakanı El Faysal. Yaklaşık 40 yıl boyunca Suud Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten politikacı. Faysal’ın yanındaki ise, dönemin Katar dışişleri Bakanı Hamad Bin Casim bin Cabir El Tani. Katar Kraliyet ailesine mensup Dışişleri Bakanlığı’ndan Başbakanlığa, önemli birçok görevde yer aldı. Hamad Bin Casim’in iki sol yanında ise dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry duruyor. 

Peki kimdi bu Suriye’nin Dostları Grubu, temel hedefleri nelerdi? Kendi açıklamalarına göre, Suriye’de Beşar Esad yönetiminin baskılarından kaçan sivil halka yardım insiyatifiyle bölge ülkeleri ve ABD-Avrupa ülkeleri tarafından kurulmuş bir organizasyon. Tabi bu işin görünür kılıfı. Görünmeyen kısım ise, Esad yönetimini devirmek için silahlanan cihatçı çete gruplarının en büyük destekçilerinden birisinin bahse konu ‘Suriye’nin Dostları Grubu’ olması. Aslında cihatçı çetelerin dostları grubu ifadesini kullanmak daha doğru. 

Hedeflerine ulaşabildiler mi? Hayır, Rusya’nın geçtiğimiz gün ‘Suriye’de iç savaş sona erdi’ açıklaması ve Beşar Esad’ın halkı ile birlikte korumasız bir şekilde dolaşırken verdiği pozlar bu cihatçı dostların mağlubiyetinin tescili. Peki bahse konu fotoğraftaki aktörlere ne oldu? Sol baştaki dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu basamakları hızlı tırmanıp 2014 yılında Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesi ile birlikte Başbakanlık koltuğuna oturdu. Neo-Osmanlıcı motiflerle bezeli Türk dış politikası artık tamamen merkeze oturmuş, Davutoğlu Balkanlar’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya bütün ülkeleri ‘selamlayarak’ Türk dış politikasını oldukça maceracı bir noktaya götürmüştür. Sıfır sorun siyaseti ile başlayan bu süreç, neredeyse bütün komşu ülkelerle sorunlu bir Türkiye’ye evrilmişti. İç politikada ise Erdoğan’ın hem AKP hem de Türk siyasetindeki yadsınamaz ağırlığından rahatsız olan Davutoğlu Türk dış politikasını olduğu gibi iç siyaseti de tek başına kontrol etmeyi istiyordu. Tabi ‘Stratejik Derinlik’ kitabındaki hayal mahsulü olabilecek dış siyaset anlayışı ne kadar gerçekçi ise, Davutoğlu’nun Türk iç siyasetini kontrol edebileceği iddiası da o kadar gerçekçiydi. Davutoğlu’nun iç siyasetteki bu hırsından ve dış politikadaki ‘tek karar verici mekanizma benim’ konumundan rahatsız olan Erdoğan, bir A4 kağıda yazılmış Pelikan Bildirisi ile Davutoğlu’na kapıyı göstermiş oldu. 

Peki diğer aktörler? Suud El Faysal, 2015 yılında öldü. Katarlı Hamad Bin Casim istifa ederek görevinden ayrıldı. ABD Dışişleri Bakanı olan ve Obama döneminde ‘perde arkasındaki Başkan’ olarak nitelendirilen John Kerry ise Demokratların Başkanlık seçimini kaybetmesinden sonra siyaset sahnesinden hızlıca siliniverdi. 

Yani, cihatçı çetelere destek vererek Suriye İç Savaşı’nı körükleyen bu savaşta yüzbinlerce masumun kanında ortak olan bu aktörler tarih sahnesinden hızlıca silinmişti. Tabi bu silinişte Rusya’nın Suriye İç Savaşı’na müdahil olması ve cihatçı çetelerin Suriye Ordusu tarafından bozguna uğratılmasının da etkisi tartışılmaz.

Şimdi ise Suriye İç Savaşı’nın yarattığı ve büyüttüğü radikal İslamcı gruplar ve bu hareketlerin dünyaya olan tehditleri için kimden hesap sorulacak sorusu karşımızda. ABD Başkanlığı’na seçilen Donald Trump’un önündeki en önemli ajandalardan birisi de bu hesabın sorulması meselesiydi. Hesap ödetmenin ilk ayağı olarak da Katar seçildi. Suud ve diğer Körfez ülkeleri, Suriye’deki kendi pisliklerini örtmek adına Katar’ın kurban seçilmesini hararetle destekleyerek, son günlerde Katar üzerinde ambargo uygulamaya başladı. 

Bizi ilgilendiren esas soru ise; Türkiye’nin Katar krizinde ne yapacağı meselesi. Aslında Suriye İç Savaşı boyunca yürütülen ‘Stratejik İflas’ politikasının müsebbibi olarak Davutoğlu ve ekibi gösterilmeye başlanmıştı özellikle Erdoğancı ya da Reisçi ekip tarafından. Rusya ile ikili ilişkilerin iyileşmeye başlaması ile hesabın Davutoğlu’na ödetilmesi bir nevi hız kazanmıştı. Ama son günlerde bambaşka bir tablo ile karşı karşıyayız. 

Katar krizi başladığı andan itibaren özellikle Davutoğlu’cu ve Abdullah Gül’cü köşe yazarları veya gazeteciler şiddetli bir şekilde Katar’ın yanında yer alınması gerektiğini yazmaya başladı. Bu krizde olabildiğince tarafsız olması gereken Türkiye’nin doğrudan Katar’ın yanında yer alıp Trump yönetimine kafa tutmasını istedi bunlar. İsmail Kılıçarslan’dan Nevzat Çiçek’e, Karar Gazetesi’nden Yeni Şafak’ın Davutoğlu’cu yazarlarına kadar bütün bu isimler ve gazeteler krizde Katar’ın yanında olmamızı şart koştular. Sonra neredeyse 1 yıldır sesi soluğu çıkmayan Stratejik Derinlik konuşmaya başladı, şu anki hükümette herhangi bir vasfı olmamasına rağmen Dışişleri Bakanı edasıyla dedi ki; “Katar'ın yanındayız. Katar'ın aç bırakılmasına, Katar'daki kardeşlerimizin acı çekmesine kesinlikle razı olmayız." İlginçtir ki Davutoğlu’nun bu açıklamaları aynen Erdoğan tarafından da tekrarlandı ve Erdoğan ile Davutoğlu arasında uzun zaman sonra bir fikir birliği olduğunu gördük.

Ne olmuştu da 1 yıldır susan Davutoğlu bugünlerde açıklama üstüne açıklama yapmaya başladı? Davutoğlu’nun iflasa sürüklediği Türk Dış Politikası neden şimdi tekrar Davutoğlu’cu tezlere yöneldi? Aslında bu yönelim benim açımdan iç siyasetteki değişimlere baktığımda sürpriz olmadı. AKP Genel Başkanlığı’na seçilen Erdoğan’ın parti içerisinde ciddi bir temizlik yapacağına ve darbenin siyasi ayağını da temizleyeceğine dair görüşler vardı. Fakat ilginç bir şekilde Erdoğan bu temizliği yapmadı, AKP MKYK’sında değişimi sınırlı tuttu. Bakanlar Kurulu’nda da revizyon hususunda isteksiz olduğuna dair haberler geçiyor son günlerde. Daha ilginci bu süreç içerisinde Fethullahçı olduğu ayan beyan ortada olan Fethullah’ın kasaları ve Fethullah’ın ‘damat’ları birer birer tahliye edilmeye başlandı. Bu tahliyelere sert tepki vermesi beklenen Erdoğan ise ‘hukukun işidir, karışamayız’ diye geçiştirdi. Pelikan Bildirisi’nin arka planında olan ‘Reisçi’ kliği birden bire sessizlere büründü son günlerde. 

Aslında bu iç siyasetteki gelişmelerin dışarı yansımasını görüyoruz bugün. Davutoğlu’nun iflas etmiş Stratejik Derinliği bugün Katar konusunda ‘Stratejik Kabus’ olarak memleketin üzerine çöküyor. Ne oldu da Erdoğan tekrar bu tezlere dönmek zorunda kaldı veya ne sebeple AKP içindeki FETÖ’cüleri temizlemek ve partiyi tek başına kontrol etmek iradesinden vazgeçti bilmiyorum. Arka plandaki pazarlıklar, tehditler veya şantajlar konusunda herhangi bir bilgiye vakıf değilim. Lakin görebildiğim en önemli husus, Türk iç ve dış siyasetinde Davutoğlu’cu ve Abdullah Gül’cü kliğin tekrar güç kazanmaya başladığıdır. Bu güç kazanımı Katar krizinde bizi ikinci bir Suriye felaketine ortak olmaya doğru götürüyor. Umuyorum bu stratejik kabusu bir daha görmez ve geçmişte Suriye’de yapılan hatanın bir aynısını tekrar yapmayız. Zira bu sefer ki hatanın telafisinin pek de mümkün olmayacağı gözüküyor…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)