• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 19 °C

SU-24 kumpasının tarihsel arka planı

İrfan TAŞTEMUR / Londra

RTE'nin Putin'e bıçkın bir edayla karşılık verip, “Ailemi karıştırma!” diye racon kestikten sonra Suriye'yi ve Rusya'yı IŞİD ile petrol ticareti yapmakla suçlaması gerçekten tuhaf bir durumdu.

Petrol Suriye'nin topraklarında, bütün barajlar, rafineriler ve elektrik santralları da öyle.

Başta Türkiye olmak üzere müttefik Batılılar bu toprakları IŞİD'e işgal ettirtmiş.

İşgal altındaki bölgede kalan elektrik santralları hem işgal altındaki hem de Suriye rejiminin kontrol ettiği bölgelere, yerleşim birimlerine ve çalışan sanayi tesislerine elektrik veriyor.

Irak yönetimi Musul'un düşmesinden sonra Musul'un elektriğini kesmişti ve IŞİD bu yüzden jeneratörler kullanıyor. Suriye yönetimi ise bunu yapmıyor veya yapamıyor

Santrallerin ve petrol üretiminin alt yapısını ve uzman kadrosunu IŞİD işgalindeki tesislerinde tutmaya ve bunların maaşlarını ödemeye devam ediyor.

Elektrik üretiminde IŞİD'in ve Suriye'nin paylaşım oranları var. Suriye rejimi hayduta haraç vererek altyapısını korumaya ve vatandaşına hizmet etmeye çalışıyor.

Irak Kürdistan'ında da işler karışık. Bağdat'taki merkezi yönetimi tanımayan ülkeler ve şirketler Kürdistan Yerel Yönetimi ile Türkler, İngilizler, Hollandalılar, Amerikalılar, Kanadalılar, Fransızlar ikili anlaşmalar imzalayarak ortaklık yapıları oluşturup kanunsuz ve rızasız bir şekilde kendilerine ait olmayan petrole el koyuyorlar. Irak'ın Sünni bölgelerinde de IŞİD ile Suriye'dekine benzeyen karmaşık ticari ilişkiler kurulmuş durumda.

Bütün bu olanlara Rusya'nın IŞİD ile Türkiye arasındaki petrol ticaretine ilişkin iddialarını da eklerseniz ticaretin, siyasetin, haydutluğun, terörün, silahın, gözyaşının ve kanın birbirine karıştığı bir coğrafyada yaşanıldığını anlarsınız.

Bu durumda bizim RTE'nin “Asıl Suriye kanlı düşmanı olan IŞİD ile petrol ticareti yapıyor” iddiası da haklı olmakla beraber arada kaynıyor.

Aslolan ise Kerkük-Ceyhan boru hattı ile Ortadoğu'nun ve Güneydoğu'nun bütün kanlı coğrafyasını kat eden petrol yüklü tankerlerin E-90 karayolu hattı.

Kimin ne aldığı, kime ne sattığı bir yana bir kez daha yakın tarihi hatırlamakta yarar var.

CARTER DOKTRİNİ VE ÇEKİÇ GÜÇ

Kissinger'ın Orta Doğu ülkelerinin ulusalcı rejimlerini yıkmak için ortaya attığı Yeşil Kuşak projesi 1979'da İslamcıların en İslamcılarından Ayetullah Humeyni'den büyük bir darbe yedi.

ABD'nin bölgede İsrail'den sonra en yakın müttefiki olan İran'daki Şah rejimi devrilip yerine İslam Cumhuriyeti kuruldu. ABD'nin en silik başkanlarından Jimmy Carter'ın  yönetimi önce paniğe kapıldı, ardından bunu fırsat bilip Carter Doktrini'ni ortaya attı. Bölge ülkeleri İran Devriminden cesaret alıp ABD'ye başkaldırmasın diye bir nevi korkutmaca olan bu doktrin, Orta Doğu'yu ve Basra Körfezini "ABD'nin Nüfuz Bölgesi" ilan etti. Artık ABD bölgede çıkarlarına karşı yapılacak her girişime ordusuyla karşılık verecekti.

Bu doktrin Kissinger'ın Yeşil Kuşak Projesini raftan indirip hayata geçirmenin de başlangıcı oldu. Carter bölgeye donanmayı gönderdi ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. Carter'dan sonra Başkan olan Ronald Reagan, bölgeye askeri müdahale yapmak için Çekiç Güç adında yeni bir askerİ birim oluşturdu. NATO'dan bağımsız bir şekilde Çekiç Güç'e komuta edecek CENTRAL COMMAND'ı  (Merkez Komutanlığı) kurdu. Katar yeni askeri gücün üssü yapıldı. Suudi Arabistan'ı da İran'a karşı korumak amacıyla  bu ülkeye asker yerleştirdi. Bu defa Afganistan'daki Sovyet destekli rejimi yıkmak için kurulan Suudİ kökenli El Kaide de ABD'nin yeni İslamcı düşmanı oldu.

İSRAİL'E VERİLEN GÖREV: ETNİK VE MEZHEPSEL PARÇALAMA

Bu zamana kadar ilgi, rejimlerin niteliği üzerine olup ülkeleri etnik ve mezhepsel temelde parçalama henüz gündemde yoktu. 1948 yılında kurulan Israil'İn ilk cumhurbaşkanı Ben Gurion, "İsrail'in güvenliği için bölgeyi etnik ve mezhepsel temelde ayrıştırmalıyız, aksi halde dünyanın gözü üzerimize olur" demişti. Buna rağmen ulusal devletlerin hamisi, 2. Dünya Savaşını kazanmış, ABD'nin Vietnam yenilgisinde imzası olan Sovyetler Birliği'nin en güçlü olduğu dönemde bunu telaffuz  etmek öyle kolay değildi. Zaten İsrail'in aklında olanlardan Habeşistan'ın feodal Selasiye rejimi Vietnam Zaferinin yarattığı depremden sonra ulusalcı subaylar tarafından yıkılmıştı.

İsrail'in üzerinde çalıştığı Kürtler ise bir türlü başarılı olamıyorlardı. İsrail'in önde gelen gazetelerinden The Jerusalem Post'un bir başmakalesine göre, "İsrail'in Kürtlere yapmadığı yardım, vermediği destek yoktu; ancak Kürtlerde bir devlet kurma yeteneği yoktu." 

Sovyetler Birliği 1990'da dağılıp arkasından Irak işgal edilince adım adım İsrail'in stratejisinin uygulanmasına başlandı. Irak'ın kuzeyindeki Kürtleri Saddam'a karşı kollamak bahanesi ile 36. Paralel sınır oldu. Türk hükümetlerinin verdiği izin ile Çekiç Gücün himayesinde bir Kürt devleti yavaş yavaş kurulacaktı: PKK lideri Abdullah Öcalan yakalanıp Türkiye'ye teslim edildi. Irak'ta birbirini boğazlayan Kürt aşiretleri Washington'a çağırılıp barıştırıldı. İsrail de yeni Kürt devletin altyapısını kurmakla görevlendirildi. (Bu konuda eski MOSSAD ajanı Geyzi'nin anlattıkları çok önemli.(http://odatv.com/eski-mossad-ajani-geyzi-odatvye-konustu-0212151200.html )

BOP VE SURİYE

Ancak Kuzey Irak'ta Kürtler, Güney Irak'ta Basra'da Şiiler örgütlerince Saddam'ın azınlık Sünni rejimine son verilebilirdi ve 2003'deki ikinci Irak işgalinde bu plan tamamlandı. Ancak ABD, kolonileri etnik ve mezhepsel temelde parçalama konusunda  uzmanlaşmış İngiltere'nin tecrübesine sahip olmadığı için işi birazcık yüzüne gözüne bulaştırdı. ABD'nin müdahalesi güneydeki Şiileri daha da güçlendirdi ve hatta Irak'ı ikinci bir İran yaptı. Halbuki İsrail, Irak Kürtler, Sünniler ve Şiiler olarak 3 parçaya bölünsün dolayısı ile can düşmanı İran ile arasında tampon olsun, bölge daha da  karışsın istiyordu. Fakat sadece Irak'ın ortasına sıkışmış kalmış, çöl arazisinde bir devletçiğin maddi  temelleri olamazdı.

Sonunda BOP projesi çerçevesinde sıra Suriye'ye de gelecekti. O zaman Suriye'deki “Sünnilerle birleştirip denize ulaştırılınca işgal sırasında küstürülen Sünniler” de ( Bu ifade CIA analisti Michael Morrell aittir) "haklarını  almış olurlardı."  Böylece Irak'tan sonra Suriye de üçe bölünür BOP'UN öncülü olan Büyük İsrail Projesi (BİP) tamamlanmış olurdu. Hem Suudi Arabistan hem de Katar, İran baskısından kurtulurdu. Zaten Suudilerin İsrail ile gizli görüşmeler yaptığı ve bu konularda anlaştığı da açığa çıkmıştı.

ABD'NİN SU-24 UÇAK KUMPASI

Bu plan Doğu Akdeniz'e uzanan Kürt devleti kurulmasını da içerdiğinden en büyük sorun artık Türkiye idi. Peki Türkiye Kürtleri ne olacaktı? Bir NATO ülkesini bölmek hiç düşünülebilir miydi?

RTE petrol karşılığında Kuzey Irak Kürtlerinin hamisi olmaya ikna edilmişti ama o zaman durum farklı idi. Suriye'nin kuzeyinde oluşan Kürt varlığı RTE'yi panikletti. Öyle ki, Sünni Devleti kursun diye Batı tarafından kurulan İŞİD'i ve İslamcı Cihatçıları Kürtlere karşı kullanmaya başladı veya öyle yaptığı iddia ediliyor(*).

Bu iddianın doğruluk payı olmalı ki hem Batı hem de Rusya Türkiye'ye baskı yapmaya başladı. Üstelik Batı uçak düşürme olayını da son derece ustaca kullanarak Türkiye'nin en büyük ticari ve ekonomik ortağı olmakta olan Rusya ile arasını onarılmaz bir şekilde açtı. Türkiye'nin Avrupa'ya enerji dağıtım merkezi olmasına, dolayısı ile Almanya'nın, daha genelde Avrupa'nın, enerji konusunda ki güvenliğine de ağır bir darbe vurmuş oldu. ABD zaten Orta Doğu'ya kendi enerji ihtiyacından ziyade rakiplerinin enerji konusundaki bağımsızlığını engellemek için egemen olmak istiyordu. Birinci Körfez Savaşının Almanya ve Japonya'nın bölgede gittikçe güçlenen nüfuzunu engellemek için yapıldığı da Batı basınında sıklıkla dile getirildi. 

Başkan Carter'ın Ulusal Güvenlik danışmanı Brzezinski "Büyük Satranç Tahtası" adlı kitabında Türkiye için şunları yazar:

"Türkiye, ABD için önemli bir ülkedir. Ancak Türkiye'yi kendi başına bırakırsak nereye gideceği belli olmaz. O nedenle onu AB'ye sıkı sıkıya bağlamamız gerekir."

Nitekim AKP iktidarı bu saptamayı doğruladı. Bir yandan İslam alemine lider olmaya kalktı, öte yandan Rusya ile sıkı ilişkilere girdi. TSK'nın daha düşünce alanındaki yeni dünya arayışlarına Balyoz, Ergenekon, Casusluk, Poyrazköy davaları ile  kumpas kuran Batı'nın şimdi bir de AKP'ye hepsinden daha büyük bir kumpas kurması gerekiyordu. İşte düşürülen Rus uçağı olayı budur, bu kumpasın adı da tarihe "SU-24 kumpası" olarak geçecektir.

 

“BOP'UN MERKEZİ VE YILDIZI DİYARBAKIR”

Ve sonunda AKP'nin istenmeyen yere gitmesini engellemek için işgal anlamına gelen askeri konuşlanma sağlandı. Sovyetler Birliği zamanında NATO'nun güneyinde duvar görevi verilen Türkiye'ye şimdi doğudan gelen insan göçünü engelleme görevi verildi

Ve Türkiye hem politik hem de askeri  alanda tam manasıyla kontrole alındı.  

Artık Çekiç Güç'ün ve NATO'nun Merkez Komutaları (Central Command) Türkiye'dedir. 

RTE son uçak gezisinde yandaşlarına "İki başlıklığı ortadan kaldırmak gerekir" dememiş miydi? SU-24 kumpasının ardından Türkiye de doğrudan ABD'nin Merkez Komutası'na bağlanmıştır.

Sıra Merkez Komuta'nın Türkiye'nin neresine yerleştirileceğindedir. Bu iş için de bölgeye hakim en uygun stratejik şehir Diyarbakır'dır.

Ortadoğu uzmanı Graham Fuller'in ve BOP Eşbaşkanı RTE'nin öngörüleri de yakında doğrulanacak ve nihayet “Diyarbakır Büyük Ortadoğu Projesi'nin merkezi ve parlayan yıldızı olacaktır.”

_______________________

(*) İŞİD'in yöntemini, terörizmini anlamak için ona verilen görevi bilmek lazım. Bir yandan sıfırdan bir devlet yaratmak başka yöntemle olamazdı. İkincisi ve daha önemlisi, Batı'nın komünizm tehlikesi ortadan kalktıktan sonra askeri harcamalarına devam edebilmek için yeni tehdide ihtiyacı vardı. Işte radikal İslam ihtiyaç duyulan bu tehdittir. Nitekim bu "tehdit" bahane edilerek İngiliz hükümeti bir kalemde geçenlerde savunmaya bir çırpıda 17 milyar Sterlin ek para ayırmıştır. 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)