• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 17 °C

Şükür bugünü de atlattık

Doğan YURDAKUL

Gece sahura kalktık. Yemek hazırlanırken, çocuklar televizyonu açtılar. Sahur programlarından birinde profesör kılıklı herifin biri “namaz kılmayan hayvandır” demez mi? İçimden bir “lahavle” çektim. “Ulan koca godoş, koskoca hocalarımız varken bu lafı etmek sana mı düştü?” dedim sessizce. O arada çocuklar televizyondaki adama “yaşa hocam” falan diye tezahürat yapıyorlar. Onlara da kızıyorum içimden ama bir şey demiyorum. Küçük oğlan biraz saftır, her söyleneni kolay anlamaz. “Baba” dedi, “sen iyi bilirsin. Namaz kılmayan gerçekten hayvan mıdır?” Bir “lahavle” daha çektim. “Bak oğlum” dedim, “namaz kılmayanlar, zaten yaratılışa inanmazlar. Onlar, Darwin denen bir gavurun evrim teorisine inanırlar. İnsanın hayvandan geldiğini sanırlar. Onlar zaten kendilerinin hayvan olduklarını kabul etmişler. O zaman hayvana hayvan demenin ne anlamı var?” Bu sözlerim üzerine ortalık yatıştı. Sahurumuzu yedik, duamızı ettik, her zamanki niyetimizi yeniledik ve yattık. 

Sabah ezanıyla kalktığımızda kayınço geldi. “Hayırdır?” dedim, “Hayır enişte” dedi, "mahallenin büyükleri bugün seni kahvede bekleyecekler.” Bilmezden gelerek, “mesele nedir?” diye sordum. “Bildiğin gibi, muhtarlık meselesi” dedi. “Tamam, öğle namazından sonra gelirim” dedim. 

Bizim mahallenin muhtarı geçenlerde istifa etmişti. Mahalleli şimdi onun yerine yeni bir muhtar seçmek istiyor. Laf aramızda, mahalleli beni çok sever, sayar. Ağzımdan çıkanı (haşa huzurdan) tanrı kelamı sayar. Muhtarlık için kimi aday göstereceğimi bekliyorlar. Biz bundan on üç yıl önce buraya yerleştiğimizde, mahallenin kabadayılarından biri “sen muhtar bile olamazsın” demişti. Hısım akraba hep birlikte herife haddini bildirdik, tasını tarağını toplayıp gidecekti de acıdık, bize biat etmeye zorladık, kabul etti, şimdi keyfi rahatı yerinde, bize laf etmedikçe şarabını içip müziğini dinliyor, kimse de ona karışmıyor. 

Uzatmayayım, doğrusu şu muhtar meselesinde de mahalleli yine beni dinledi. Eski muhtar gerçi arkadaşımdı, onu ben aday göstermiştim.  Ama herif şımardı, densizliğe başladı. Yok muhaliflerle buluşmalar, yok uzak mahallelerin büyükleriyle bana danışmadan görüşmeler, derken işi azıttı. Dayanamadık, sonunda istifa ettirdik. Kimileri buna “sivil darbe” falan dedilerse de onlara aldıran olmadı. 

Öğle namazından sonra bütün korumalarımı alıp kahvehaneye gittim. Ahali toplaşmış beni bekliyor. Oturduk, hoşbeş derken konuya geldik. Bana kimi muhtar yapalım diye sordular. Ben de onlara nabız yoklamalarının sonuçlarını sordum. Hoşlanmadığım birkaç isimden söz ettiler ama çoğu, benim zaten adamlarım tarafından yeterince adını parlattığım inşaatçı arkadaşımı işaret ettiler. Ben de “eh madem siz öyle istiyorsunuz” diyerek duruma rıza gösterdim. O arada aptalın biri erken doğum yapar gibi “sizi başımızda görmek istiyoruz” deyiverdi. Fırsat bu fırsattı, “olmaz” dedim. “Bir kere şu ihtiyarlar heyeti her şeye karışıyor. Burada yasaları biz koyarız deyip duruyor. Üstelik bir de bir türlü adam edemediğimiz, bizi dinleyip kafalarına göre racon kesen adamlar var. Ben bu kargaşalıkta mahalleyi istediğim gibi yönetemem. Ne zaman bu başıbozukların hepsi muhtarlığa bağlanır, belki o noktada, o da sırf siz istiyorsunuz diye mahallenin başına geçebilirim.” 

O noktada sorun çözülmüştü. Korumalarımı da toplayıp, eve döndüm, istirahate çekildim. 

Ama ne mümkün? İkindi ezanından az sonra kapının önünde bir gümbürtü koptu. “Ne oluyor?” diye sordum, korumaların başı gelip anlattı. Bizim mahallenin çocukları yukarı mahallelerden birinin çocuklarıyla bir halı saha maçı yapmışlar. Yenilmişler. Olur ya, top yuvarlak, bu işte yenmek de var yenilmek de. Ama kopan gürültünün sebebi bu değilmiş. Bizim takım yenilince mahallenin gençleri takımı protesto etmiş, teknik direktörü ve takım kaptanını küfürler ederek kovalamışlar. Bu noktada canım çok sıkıldı. Hemen korumalarımı alıp olay mahalline gittim. “Bu bizim takımımız, canımız ciğerimiz, daha çok çalışırlar, gelecek maçı kazanırlar” diyerek kızgın kalabalığı yatıştırdım. 

Eve döndüm. Çok şükür, akşama kadar huzur bozan bir şey olmadı. Ezan okundu, orucumuzu bozduk, iftarımızı yaptık. Dinlendik. Sonra teravih namazımızı kıldık. Tam yatmaya hazırlanıyoruz, dışarıda yine bir cayırtı kopmasın mı? Ne olduğunu anlamak için yine korumaların başını çağırttım, bu kez başdanışmanım da onunla birlikte gelmişti, demek ki önemli bir mesele vardı. “Yandaki mahallede yangın çıkmış, bizim mahalleli de yangın buraya sıçramasın diye yardıma koşuyor” dedi baş koruma. “Yanan kimin eviymiş?” diye sordum. “Affedersiniz bir Ermeni’nin ahşap eviymiş, yangın oradan komşusu olan Kürtlerin evine sıçramış” dedi baş koruma. “Bu işte bizimkilerin bir dahli yok değil mi?” diye sordum. Baş koruma kem küm etti, “biraz olmuş ama izlerini temizledik, merak etmeyin efendim” dedi. “İyi” dedim, “bizden kimse zarar görmemiş ya, evi yananlara da geçmiş olsun.” Baktım, başdanışman bir şeyler söylemek istiyor. “Nedir?” dedim. “Efendim, evin alt yanında bir merdiven altı atölyesi varmış. Orada çalışan iki Suriyeli göçmen çocuk da ölmüş diyorlar…” “Bak bu mühim işte” dedim, “ne yapacağımıza dair senin bir önerin var mı?” “Şöyle diyorum efendim, bildiğiniz gibi o mahallenin ileri gelenleri size hakaret ediyorlardı, diploması bile yok diye söylenti yayıyorlardı, affınıza sığınarak söylüyorum, hırsız falan diyorlardı.” 

“Kahrolsunlar, peki sence bu noktada ne yapalım?”

“Haddim olmayarak efendim, diyorum ki, konu bu kadar mahalleler arası bir duruma gelmişken düşmanlarımızı sarsacak bir açıklama yapsak…” 

“İşte bunu çok beğendim başdanışman. Bu noktada sen bu gece herkese çatan bir açıklama hazırla, yarın ben onu camdan okurum.”

İkisi de selam verip çıktılar. Bugün çok hareketli geçti ama çok şükür, tehlikeleri yine atlattık.  Sahura kadar biraz dinlenelim, yarına Allah Kerim.  

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)