• BIST 102.258
  • Altın 190,240
  • Dolar 4,5876
  • Euro 5,3980
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 31 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 26 °C

Suriyelileri ne yapalım - 1

Gaffar Yakınca

1.Bölüm: Rhur’dan görünen Avrupa manzarası

Dortmund’ta St Reinoldi kilisesinin hemen dibindeki bir kahvede oturuyorum. İkinci savaşta çok ağır hasar gören bu yediyüz elli yıllık kilise, kısa zaman önce, geçtiğimiz aralık ayında bir grup neo-nazi’nin işgaline uğramıştı.

Dortmund’un küçük ama hayli aktif nazi partisi 'Die rechte' üyeleri Luteryan kilisenin kulesine çıkıp Almanya’nın en büyük Noel pazarının kurulduğu meydandan görülecek şekilde, üzerinde “islamlaşmayı durdurun” yazan dev bir pankart açmışlardı.

Ruhr bölgesinde son yıllarda hızla güçlenen nazi hareketinin bu tip eylemleri karşısında Alman solu klasik “islamofobiye hayır” sloganı dışında bir tepki veremiyor. Bu olaydan sonra da benzer sözler tekrarlanmıştı. Sorunun kaynağını görmekten aciz, politik doğrucu ezberlere dayalı bu miyop bakış, Naziler sanki uzaydan gelmiş mutlak kötü yaratıklarmış gibi davranıyor. Almanya’nın bu bölgesinde Nazilerin güçlenmesinin kapanan fabrikalarla, ucuz işçi olarak kullanılan müslüman göçmelere kaptırılan işlerle bağlantısını kuramıyor.

Dortmund’daki lokantalarda, kahvelerde garson olarak çalışan yetmiş yaşında Almanlar görebiliyorsunuz. İki kuşak Almanlar, güvenceli endüstri işlerini kaybetmiş durumda, gelen iki kuşağın ise böylesi işleri bulma umudu yok. Devletin bulduğu çözümse onları yeni tür girişimciler olmaya özendirmek. Tabi ki işe yaramıyor. Siyasetin yerini kuru bir dayanışmacılığa bıraktığı, adeta birer “göçmenlere yardım kulübüne” dönüşmüş olan sol partiler de sorunu anlamaktan, ayağı yere basan çözümler üretmekten uzaklar. Sonuçta meydan nazilere kalıyor.

Almanya’nın durumu böyle olmakla beraber yine de ırkçılıkla mücadelede Avrupa’nın en başarılı ülkesi olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Diğer Avrupa ülkeleri çok daha kötü durumdalar. Almanya’daki Nazi mirasına rağmen aşırı sağ büyük bir güç haline gelemedi. Bu, bir bakıma, son yıllarda Almanya’yı yöneten muhfazakar sağın başarısı olarak yorumlanabilir.

Özellikle Irak ve Suriye savaşından sonra göçmen sorunu ırkçılık ateşinin üzerine dökülen bir benzin gibi oldu. Merkel’in pek çokları tarafından “acımasız ve göçmen karşıtı” olarak görülen politikaları Almanya’yı bu yakıcı etkiden korumuş gibi görünüyor. Örneğin, vatandaşlığa kabulün sınavla yapılması, suç işleyen göçmenlerin deport edilmesi gibi uygulamalar Avrupa solu -bizde ise AKP- tarafından kıyasıya eleştirilmişti. Ancak Fransa, İsveç, Danimarka, Avusturya gibi ülkelerde yaşananlara bakınca Merkel’in son bir yılda gelen -Bir milyonun üzerinde mülteciye rağmen- bu işte başarılı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Dünyanın “en demokratik” ükesi İsveç’te siyasi partiler göçmen konusunu eski ezberleri ile ele alıp “kahrolsun faşizm” demekten başka bir iş yapmadıkları için bugün Nazi partisi SD’nin oyları %15’i geçmiş görünüyor. Almanya’nın krizini ise -maalesef- liberal solcular değil muhafazakar sağcılar önlüyor. Ancak Rhur bölgesinde Alman işçi sınıfının düştüğü durum bunun kesinlikle geçici bir frenleme olduğunu gösteriyor. Aşırı sağ merkez üzerindeki baskısını hissettiriyor, tüm siyaset yelpazesi sağa doğru kayıyor. Sağcıların en sağcılar tarafından ham yapılması çok da uzun sürmeyebilir.

Şimdi gelin bu gerçekler üzerinden merceği Türkiye’ye çevirelim. Yazının ikinci bölümünde kaldığımız yerden devam edeceğiz.

nazi-eylemi-dortmund.jpg

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)