• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Suriyelileri ne yapalım - 2

Gaffar Yakınca

2.Bölüm: “İnsani boyuta” hapsolmuş bir bakış açısı

İlk bölümde Dortmund ve Ruhr örneği üzerinden Almanya ve Avrupa’daki duruma göz atmıştık. Türkiye’deki göçmen olgusu ile devam edelim.

Türkiye’de son bir kaç hafta içinde yaşananların ardınan yazılıp söylenenler, göçmenler konusunda bizi pek de iyi bir geleceğin beklemediğini gösteriyor. Belli ki Türkiye’deki siyasetçiler, düşünce insanları, yazarlar sorunun ciddiyetinin farkında değiller.

Suriyeli göçmenler sorunu ya Suriyelilerin işlediği suçlar veya onlara karşı işlenen cürümler ile birlikte gündeme geliyor. Sadece sosyal medyada konuşan geniş kitleler değil, “aklı başında” yazarlar bile son kertede “bireysel” olarak değerlendirilmesi gereken suçlardan toplumsal analizler çıkarıyorlar. Şüphesiz bireysel suçların da toplumsal bir zemini vardır, ancak kurbanın mağduriyeti veya saldırganın kötülüğü tek başına çözüme dair bir fikir vermez.

Yanlış anlaşılmak istemiyorum, onun için biraz uzatmak pahasına izah edeceğim. En son tecavüz edilerek çocuğu ile birlikte öldürülen Suriyeli kadını düşünün. Bu vahşice suçta Suriyelilere yönelik nefretin, onların daha “sahipsiz” ve savunmasız görülmesinin de payı vardır şüphesiz. Fakat, sonuçta gördüğümüz, kadına yönelik bir cinsel nefret suçudur. Evet Suriyeli olmak sizi daha savunmasız kılar, ancak Türkiye’de böylesi bir saldırının mağduru olmanız için Suriyeli olmanıza gerek yoktur. 

Bu tersinden, Suriyeli birinin işlediği bir suç için de geçerlidir. Üç dört sene önce Adana’da bir trans-birey Suriyeli iki kişi tarafından öldürülmüştü. Burada kişilerin milliyetlerinden önce trans-bireye yönelik bir nefret suçunu görmek gerekir, bu suçlar Suriyeli olmayan insanlar tarafından da işlenmektedir.

Dolayısı ile bu vakalar göçmenlere dair sorunun kendisi gibi ele alınamazlar, sadece göçmen sorunun belirli oranda etki ettiği sonuçlar olarak değerlendirilebilirler.

Bu sakat bakış açısı neredeyse herkesin konuyu sadece insani bir sorunmuş gibi ele almasından ileri geliyor. Oysa insani boyut, esas olarak, ekonomik, siyasi ve kültürel boyutların bir sonucu olarak gelişir.

Açalım…

İktidar soruna dair en sık tekrar ettiği söz “ensar olalım”. Ensar olduğunu iddia eden “esnaf” taban da iktidarla aynı fikirde, Suriyelilerin kalmasından yana. Çünkü 400 liralık evlerini 1000 liraya kiraya verdikleri, dandik malları üç katı fiyatına tefeci faizli taksitlerle sattıkları, en kötü işlere en ucuza koşturdukları, hatta bir de üstüne ırzlarına, canlarına tasallut ettikleri böylesine çaresiz bir kitle daha bulamazlar. Mutlaka içlerinde iyiler de vardır ama, Anadolu esnafının/eşrafının “ensar olma” pratiği çoğunlukla bu çerçevede şekilleniyor.

Klasik “selametçi” orta ölçekli “Anadolu kaplanları” da durumdan memnun. Çünkü sayın bakanın da çekinmeden ifade ettiği gibi Suriyeliler “en niteliksiz pozisyonlarda en ucuz fiyata” çalıştırılıyor. Nitekim Birleşik Metal Sendikasının yaptığı ve Hürriyet’te yayınlanan bir araştırma da bu durumu doğruluyor. Suriyeliler gerçekten de insanlık dışı koşullarda, adeta köle olarak çalıştırılıyor. Bunun birinci sonucu aynı işi yapan Türk vatandaşlarının işsiz kalması veya daha ucuza, güvencesiz çalışmaya razı olmasıdır ki bu konuya daha sonra döneceğiz.

Bu veriler ışığında sizce bu iktidar, uygun koşullar oluşsa bile, Suriyelilerin evlerine dönmesini ister mi?

Demek ki “ensar” söylemi çalışanların daha çok sömürülmesine yol açan bir sürecin gizlenmesi ve emekçilerde oluşabilecek öfkenin dizginlenmesi için kullanılıyor. Her konuyu hamasetle, insani duygu istismarıyla halletmeye alışmış olan bir iktidar için hiç de zor bir yöntem olmasa gerek.

İnsani soruna hapsolmuş tek boyutluluk sadece iktidara özgü değil, Suriyeliler konusunda tüm siyasi görüşler aynı miyoplukta birleşiyor: herkes Suriyelilere “üzülüyor”. İktidarın ak dediğine kara diyen “muhalif” yayın organları bile iş Suriyelilere gelince hükümetin “tuhaf” açıklamalarını, sıfır eleştiri ile manşetlere taşıyor. E, tamam hepiniz hemfikirsiniz, peki Suriyelileri linç edenler, kasabamızda kentimizde istemeyiz diyenler kim?

Avrupalı solcu ve liberalleri göçmen sorununda çıkışsızlığa mahkum eden türde bir bakış açısı, bizde her kesime yayılmış durumda. İktidar bunu sinsice bir politikanın parçası olarak yapıyor; soruna en çok sahip çıkması gereken sol kesim ise konuya kafa yormak istemiyor, emek vermiyor, bunun yerine ezberlerle, şablonlarla konuşuyor. İnsani boyutun iştah açıcılığı da buradan kaynaklanıyor, o alanda ettiğiniz sözler her zaman kabul görüyor, tembelliğinizi, çözümsüzlüğünüzü perdeliyor.

Çözüme dair yapıcı fikirlere ulaşmak istiyorsak en önce insani boyutun meselenin asıl bileşeni olmadığını, üç ana boyutunun bir sonucu olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bunlar ekonomik, siyasi ve kültürel boyutlardır. Mülteci sorunu bu üç ayak üzerine yükselmekte, kriminal vakalar veya insani trajediler bunların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Yazımızın üçüncü bölümünde bu boyutları ele almaya çalışacağız

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)