• BIST 105.268
  • Altın 163,398
  • Dolar 3,9604
  • Euro 4,6498
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 4 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 10 °C

Suriyelileri ne yapalım? – 3

Gaffar Yakınca

EMEKÇİLERİ YOKSULLAŞTIRAN, ZENGİNLERİ DAHA DA ZENGİNLEŞTİREN BİR SÜREÇ

Yazımızın üçüncü bölümüne mülteci sorununun ekonomik boyutu ile devam edelim. Arzu edenler ilk iki bölüme yazının sonundaki linklerden ulaşabilirler. 

Ekonomik boyutu iki alt başlık altında incelememiz gerekir. Birincisi göçmenlerin “işgücü piyasasına” ve emekçilerin yaşamına doğrudan etkileridir. İkincisi ise makro göstergeler ve kamu harcamaları başlığıdır ki aslında bu da dolaylı biçimde tüm vergi verenleri ve en çok da emekçileri ilgilendirmektedir. 

Göçmen işçilerin Türk emekçilerin yaşamına etkilerini ilk kez kapsamlı bir araştırmanın konusu yapan Birleşik Metal İş Sendikasına teşekkür etmemiz gerekir. BMİS’in araştırması tekstil sektöründe çalışan işçileri kapsıyor ve pek çok önemli noktaya ışık tutuyor(*). Arzu edenler sendikanın internet sitesinden ücretsiz olarak edinebilirler.

DAHA DÜŞÜK ÜCRET VE GÜVENCESİZLİK

Araştırmadaki en çarpıcı veri ücretlerle ilgili. Suriyeli işçi Türk işçiden ortalama minimum 330 TL daha az ücret alıyor ve sigortasız çalışıyor.  Türk işçilerin %70’i Suriyelilerin ücretleri düşürdüğü fikrinde. 

Türkiye’deki toplam Suriyeli mülteci sayısı 3 milyonunun üzerinde. Bunun en az yarısı çalışma çağında ve tahminen 400 - 500 bin kadarı işçi olarak çalışıyor. Bir Suriyeli işçi, düşük ücret farkı ve sigortasızlık sebebi ile işverene ayda en az 450 TL tasarruf sağlıyor. Bu hesapla, Suriyeli emeğinin patronların cebine koyduğu rakamın yıllık 2 milyar 700 milyon liraya denk geldiğini görüyoruz. Tersinden, bu rakam Türkiye işçi sınıfının cebinden “çalınan” rakam olarak da görülebilir. 

İşçiler Suriyelilerin gelmesi ile beraber iş bulmanın daha da güçleştiğini düşünüyorlar. Büyük çoğunluğun fikri patronların daha ucuz olduğu için Suriyelileri seçtiği yönünde. İşsizliğin %13’ü bulduğu bir ülkede sadece bu başlığın bile ciddi bir toplumsal tehlikeye işaret ettiğini görmek güç değil. 

Ancak yine de Türk işçiler Suriyelilere dostça yaklaşıyorlar. Türk işçilerden destek gördüğünü söyleyen Suriyelilerin oranı %80’lere varıyor. Fakat, çalışma izni ile ilgili sorular Türklerin Suriyelileri “misafir" olarak gördüğünü gösteriyor. Suriyelilere geçici çalışma izni verilmelidir diyenlerin oranı %70’i buluyor, ancak konu “sürekli çalışma izni” olunca oran tersine dönüyor, işçilerin %70’i Suriyelilere sürekli çalışma izni verilmesini istemiyor. Bu, bir açıdan, Suriyelilere gösterilen dostluk ve toleransın sınırlarına da işaret ediyor.  

Son yıllarda Türkiye ekonomisinin büyüme hızı ihtiyaç duyulanın hayli altında, yüzde dört civarında seyrediyor. Eldeki nüfus ve eğitim verilerini de göz önüne alırsak kısa vadede işsizliğin artış eğiliminde olacağını kestirmek güç değil. Siz buna bir de iç-dış siyasi gerilimleri ekleyin. İşsizliğin %20’lere tırmandığı, iş bulmanın iki kat zorlaştığı bir ülkede Suriyelilere yönelik nefret söylemlerinin şimdikinden daha çok alıcı bulması pek de şaşırtıcı olmaz. 

Öte yandan güvencesiz çalışma ve kayıtdışı düşük ücret ekonomi içinde hızla yayılan virüsler gibidir. Çünkü en önce kurallara uyan işletme ile uymayan işletme arasında bir haksız rekabete yol açarlar. Bir süre sonra kurallara uyan işletmeler de hayatta kalabilmek için o yöne saparlar. 

Yeni bir servet kapısı olarak mülteciler

Gelelim sığınmacıların ekonomik göstergelere etkisine ve kamu harcamalarına. 

Nüfusun %3’ünü geçen mültecilerin makro ekonomiye ilk etkisi büyümeyi artırmak oldu. Milyonlarla ifade edilen taze nüfusun temel tüketim harcamaları bile önemli bir rakama denk geliyor, uzmanlara göre mültecilerin büyümeye katkısı %0,5’i buluyor. Bu ilk bakışta iyi bir şeymiş gibi görünse de diğer taraftan fiyatları yukarı çeken ve enflasyonu artıran bir sonuç veriyor. Suriyelilerin yaşamlarını hala büyük oranda kamu yardımları ile sağladığını düşünecek olursak (çünkü yarıdan fazlası işsiz ve çalışanların emekleri de çok ucuza satın alınıyor) mülteciler Türkiye için hala üreten değil tüketen nüfus durumundadır. Dolayısı ile toplam harcamalarını yükseltserek ekonomiye büyütseler bile ortaya çıkan enflasyon ve işsizlik olumlu etkiyi yok edecektir. 

Hükümetin açıklamalarına göre Türkiye bugüne dek mülteciler için 8 milyar dolar harcamış. Bu, son beş yıllık vergi gelirlerinin %1,5’luk kısmına tekabül ediyor. Demek ki son beş yıl boyunca ödenen her 100 liralık verginin 1,5 lirası mültecilere gitmiştir. Bu paranın -en azından teorik olarak- kamu hizmetlerinden kesildiği düşünülecek olursa emekçiler açısından net bir kaybı ifade ettiği anlaşılır. 

Ekonominin tamamından ziyade özellikle “emekçilere” vurgu yapmamızın bir diğer önemli sebebi de dış yardımlarla birlikte 9 milyar doları geçen bu paranın aynı zamanda bir dağıtım ekonomisine işaret etmesidir. Mülteciler bütçesi, deyim yerindeyse kocaman bir bal kavanozu gibidir ve bal tutanlar parmaklarını yalamaktadır. 

İzah edelim.. AKP iktidarının ekonomik temeli yerel müteahhitler üzerinden yapılan büyük kamu harcamlarına dayanmaktadır. Bu, AKP açısından hem bir iş yapma, hem de bir bölüşüm ve örgütlenme biçimidir. Bütün büyük kamu yatırımları “partinin” çevresindeki yüklenici iş adamlarına bölüştürülmektedir. Mültecilere ilişkin harcamalarda da durum aynıdır. Devlet mülteci kamplarının inşa edilmesinden, mutfak ve sağlık hizmetlerine, kayıt ve takip sistemlerinden, eğitim projelerine kadar pek çok alanda  hizmet satın almakta, bu işleri alan şirketler de mutlaka “bir miktar” kar etmektedir. Kendi ordusu için satın aldığı yemeği bile denetlemekten aciz olan bir kamu sisteminin hiç bir vatandaşlık hakkı olmayan mültecilere hizmet alımının kalitesini ne kadar denetlediğini varın siz hesap edin. Yüklenici firmaların astronomik karlar elde ettiğini kestirmek pek de güç değil. Demek ki emekçilerin sırtından 9 milyar dolarlık yepyeni bir ekonomi yaratılmıştır, iktidarın taşra temsilcisi orta halli işadamları neden Suriyelilerin varlığından rahatsız olsunlar ki? 

Üstelik işin başka “kaymaklı” tarafları da bulunuyor. Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Orsam’ın 2015 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Suriyelilerin gelmesi sınır kentlerinde kiraları ortalama %12 artırmıştır. Bu artış ortalamayı gösteriyor yani nüfusun %20’si kadar Suriyeli’linin gelişi tüm kiraları %12 yukarı çekiyor; demek ki Suriyelilere iki - üç katı fiyata ev kiralanıyor. Yine aynı araştırmaya göre eğer Suriyeli sığınmacılar olmasaydı ev satışları Gaziantep’te %12, Şanlıurfa’da %11, Kahramanmaraş’ta %7 ve Kilis’te %6 daha düşük olacaktı. 

Araştırmalara yansımamakla beraber temel tüketim malzemesi ve ev eşyası satan “orta boy” girişimciler, Suriyelilere senet yolu ile taksitli satışlar yapıyorlar. Bu satışlarda astronomik faiz oranları uygulanıyor, yani aslında bir nevi tefecilik yapılıyor. Suriyeliler tamamen kayıt dışı çalıştıkları için özellikle halı, beyaz eşya vb tüketimlerinde bu tip satışlar dışında bir alternatifleri yok. Senetlerini ödeyemeyenlerin başına neler geldiğini tahmin edebilirsiniz.

Ekonomik boyutu özetleyecek olursak, emekçilerin aleyhine, orta halli esnaf ve işadamlarının lehine bir durumdan söz edebiliriz. Emekçiler, hem işgücü piyasasında düşük ücret ve güvencesiz çalışma baskısıyla karşılaşıyorlar, hem de aynı anda mülteciler için yapılan kamu harcamalarını ödemek zorunda kalıyorlar. 

Suriyeli mültecinin hayatta kalabilme mücadelesi, Türk emekçiyi yoksullaştıran, sermayedarları ve yandaşları ise zenginleştiren bir süreç yaratıyor. Günden güne emekçiler, - başkalarının zenginleşmesine çok bakmasalar da -  kendi yoksullaşmalarını daha açık hissedecekler ve durum yönetilmesi daha da güç bir hal alacak. 

Şimdilik burada bırakalım. Gelecek bölümlerde mülteciler sorunun siyasi ve kültürel boyutları ile devam edeceğiz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)