• BIST 102.258
  • Altın 190,240
  • Dolar 4,5876
  • Euro 5,3980
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 31 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 26 °C

T A M A M

Deniz YILDIRIM

Dün Erdoğan’ın AKP grup toplantısında “Milletimiz tamam derse çekiliriz” açıklaması yapmasıyla birlikte sosyal medyada T A M A M rüzgarı esti. Önce Türkiye’de, ardından tüm dünyada en fazla konuşulan konu bu başlık oldu.
Niye böyle oldu, nelere yol açtı, nasıl tamamlanmalı?
Niye böyle olduğu açık. Normal şartlarda demokratik bir ülkede iktidardaki bir siyasi partinin seçim kaybederse çekileceğini, sonucu kabul edeceğini açıklamasının haber değeri yoktur, pek de gündem olmaz. Çünkü oyunun kuralı bu; aksini söylerse haberdir. Oysa Türkiye’de bugün asıl yaygınlaşan inanç, “seçim kaybettiler, bırakmadılar. Referandumu kaybettiler, bir şekilde çevirdiler. Kaybetseler de gitmezler” inancı. 

Dolayısıyla dün Erdoğan’ın doğal bir kurala vurgu yaptığı konuşmasına karşı bu denli genişleyen bir T A M A M dalgası oluşmasının altında aslında bu inanç yatıyor. Böyle düşünen milyonlar açısından T A M A M, seçimlerin muhalefet güçleri tarafından kazanılmasına dönük bir kampanyanın ötesinde, kazanıldığında bu sonucun iktidar tarafından tanınması gerektiğine dair güçlü bir mesaja dönüştü. Yani T A M A M, seçimleri kazanacağını düşünen geniş muhalefet kitlelerinin, bıkkınların “sonuçları kabul edeceğini ilan ettin” diyerek Erdoğan’ın sözünü manşet yapması, altını kırmızıyla çizmesidir. Ve aslında Türkiye’de bir demokratik rejim olmadığı gerçeğinin bir kez daha görünürleştirilmesidir. 

16 yıldır “Milli İrade, Milli İrade” diyerek sadece sandık demokrasisini, sandık çoğunluğuna dayanarak her şeyi yapabileceği anlayışını yerleştiren, meşrulaştıran bir iktidar için ilk kez “Milli İradeye Saygı” teması, muhalefetteki ana ruh haline, ana mücadele eksenine dönüştü. “Milli İrade” savunması ya da tezi iktidarın elinden düştü, muhalefet güçlerinin eline geçti. Kırılmadır. Erdoğan bir cümlede çok şey yaptı dün; eminim sonradan fark ettiler.
Diğer yandan TAMAM, ülkenin ana omurgası ve çoğunluğu haline gelen gayrimemnun, gidişattan rahatsız kesimlerin kendi “tamam”larıyla, itirazları ve mağduriyet hikayeleriyle birlikte aşağıdan bir yeni birleşik hat yaratabilmesinin de yollarını açtı. Birleştirdi. Bu seçime giderken ana strateji aslında seçimin 16 Nisan’ın tekrar referandumuna dönüştürülmesiydi. Ancak 16 Nisan’da bu kolaydı. Farklı siyasal ve sosyal güçler, HAYIR iddialarını kendi dilleri, dünya görüşleri üzerinden anlamlandırarak sokak sokak, işyeri işyeri anlatmış ve aşağıdan HAYIR tutumu etrafında bir ortaklık zemini kurulmuştu. Söylenecek tek söz HAYIR’dı. Partilerden çok HAYIR vardı.

Fakat en zoru, bunu seçimlere taşımak… Yukarıdan ittifaklar, sandık hesaplarına dayalı seçim işbirlikleri, farklı siyasal pozisyonların tercih edileceği bir seçimi dayatıyor. Oysa TAMAM etrafında hem aşağıdan bir ittifak tıpkı referandumdaki gibi yeniden kurulmuş oldu, hem de daha önce Hayır, Adalet kavramlarının yarattığı etkide olduğu gibi, herkesin kendi yüklediği anlam ve talepten taviz vermeden ortak bir tutum etrafında birleşebileceği doğal bir mecra açılmış oldu. Herkes kendi TAMAM’ıyla geldi. Bu önemlidir.Erdoğan bu cümlesiyle hem muhalefetleri birleştirdi, hem de seçimin yeniden bir referandum havasına sokulmasının zeminini hazırladı.  

 

Daha önemlisi, ağır baskı ortamında, OHAL şartlarında, fişlenme korkusunun gölgesinde yurttaşların Yüksek Seçim Kurulu’na giderek adaylara yarım milyonu aşan sayıda imza vermesi resmin bir yanıysa, yaklaşık iki milyon kişinin bu koşullarda kamusal bir mecrada açık açık T A M A M demesi resmin diğer göz alıcı yanıdır. Korkunun kısmen etkisizleştirilmesi, coşku ve kararlılığın yeniden yükselişidir. Kısmen diyorum; çünkü işe girememekten korkan öğrenci, işten atılmaktan korkan memur, işçi için bu mecradan T A M A M demek kolay değildir. Dolayısıyla şimdilik 2 milyon TAMAM, atılmayan milyonlarca TAMAM’ın da sesidir. Ve onların bu sesi 24 Haziran’da tamamlaması önemlidir.

Seçime giderken inisiyatifin muhalefet güçlerinde toplanması, her türlü maddi ve manevi zorlama ve ikna aracına sahip olan bir iktidarın kendi oyununu kuramaması önemli. Çünkü inisiyatifi kaybeden taraf her zaman panikler, panikleyen daha fazla hata yapar. 

DEVAM
Bazıları “ne önemi var, seçim sandıkta. Sosyal medyada değil” diyebilir. Bu doğrudur; fakat AKP az önce sözünü ettiğim korku eşiğini, oyun kurma kapasitesini ve inisiyatifi elde tutarak seçime gitmenin önemini bilir. Böyle olduğu için, dün apar topar paralı trolleriyle, bot hesaplarıyla, partiden vekillere yollanan “Devam mesajı atın” talimatlarıyla bir karşı söylem oluşturma ihtiyacı duydu. Etkinin farkındalardı; eğer gerçekten oluşan atmosferin anlamını sezmeseler, bu girişimlere yönelmezlerdi. Bunu böyle görelim. “Gidecekler” psikolojisinin yaygınlaşması bu iktidarın seçim öncesindeki ana endişesi. Dolar’ın 5 lira olmasından daha büyük korkularıdır. Bir fikir yerleşiyor; bu fikri en çok destekleyenlerin moral üstünlüğü ve dayanışması gelişiyor. “Zaten kaybedecekler, asıl mücadele bunu kabul ettirmekle, sonrasıyla ilgili” diyen irade kitleselleşti. Bu atmosferin neye yol açtığını 7 Haziran’da da, 16 Nisan’da da gördüler. Tecrübeliler.

Kaldı ki Tamam’a karşı Devam mesajlarıyla yanıt verilmesi, bir başka konuyu daha görünürleştirdi. TAMAM etrafında oluşan çoğul, çoklu talepler ve kimlikler karşısında Devam’ıntek bir tezi var: Erdoğan’la Devam. Bu nedenle iki Türkiye resmi arasındaki zıtlığın zemini de iki sözcük etrafında görünürleşmiş oldu. Bir yanda üniversitelerinin bölünmesine karşı Cerrahpaşa’da zemine TAMAM yazanlar, diğer yanda iş cinayetlerine TAMAM diyenler, kanayan bir başka yarada “Önce Tahir Elçi’nin katilleri bulunsun. Sonra her şey TAMAM” yazan Türkan Elçi… Yüzlerce, binlerce ve herkesin kendine göre bir TAMAM nedeni var ve dalga dalgaçoğalıp ortak bir mecraya doğru akma potansiyeli taşıyor. Oysa Devam öyle mi? Tek bir vaat, tek bir kişi için. Erdoğan için. Erdoğan ile devam… Bir yanda çoğulcu TAMAM, diğer yanda tek kişi için DEVAM. Ülke için bir vaadin, derinleşen sorunlara hiçbir çözümlerinin kalmadığının daha güzel bir itirafı olabilir miydi? Referanduma dönüştürülen seçim için bundan iyi bir malzeme verilemezdi. “İşsizim” diyene “Erdoğan ile Devam”, “Geçinemiyorum” diyene “Erdoğan ile Devam” programı. İkna edici gerçekten de!

Bunun dezavantajı var mı? Muhalefet güçleri için de var. Nedir? İki başlıkta toplayalım. Birincisi, referandum sadece Erdoğan ve karşıtları ekseninde kurulursa, Erdoğan kendisini iki tercihten birinin tek temsilciliğine oturtmuş olacak. Bu her zaman bir tercihin tek temsilciliğine oturan aktörler için avantajdır. İkincisi, seçimin Erdoğan karşıtlığı ya da sadece bir iktidara karşıtlık zeminine oturması, sıkışması riski yaratır. “Ne sakıncası var?” Sakıncası şu: İktidar değişikliğinin koşulları oluştu; fakat “iktidar değişirse daha iyi olacak” umudu, gelecekle ilgili pozitif bir ütopya henüz yaratılamadı. Evet, sorunlar “Erdoğan ile Devam” programıyla çözülemez. Ama TAMAM’ın bir çözüm programı var mı? Önümüzdeki soru bu olacak. Aşağıdan güçlenen birliği programlaştırma ve görünürleştirme. Önceliktir.
Dolayısıyla, evet, iktidarı sonlandırma, bu iktidara TAMAM deme umudu bir anda yüz binleri birleştirebildi. Şimdi bunu pozitif bir “gelecek umudu” ile bütünleştirme zamanı. 

TAMAM, Huzur Getireceğiz. TAMAM, Cebimizdeki Krizi Bitireceğiz. TAMAM, Bağımsız bir Türkiye Kuracağız. TAMAM, Adalet Sağlayacağız. TAMAM, Adil Bölüştüreceğiz. TAMAM, Hayat Pahalılığını ve İşsizliği Bitireceğiz. TAMAM, OHAL’e Son Vereceğiz, Kutuplaştırmayı Bitirip Memleketin Sorunlarını Çözeceğiz. 
Çoğaltılabilir. Ama artık TAMAM, iktidara karşıtlığın da ötesinde “TAMAM, Siz Yapamadınız. Biz Varız, Yaparız” diyebilecek ortak bir muhalefet programının, kurucu siyasetinin sloganı olmalıdır. Görevimiz burada başlıyor. 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)