• BIST 108.392
  • Altın 143,552
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 26 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 28 °C

Takıyye bildirisinin şifreleri!

Doğan YURDAKUL

Böyle puslu zamanlarda ortalığı karıştırmak için kullanılan en etkili silah dezenformasyondur; toplumu yanlış bilgilendirme, uyutma ve yönlendirme.

Yazılısıyla, görseliyle, sosyaliyle medyamız tam 15 gündür, hiçbiri birbirini tutmayan haberlerle “o gece neler oldu?” masalını anlatıyor, sahte kahramanlar yaratıyor. Darbe girişimini geç vakit eşinden dostundan duyup uyanan bazı iktidar yetkilileri hareketin bastırılmasını “ikinci kurtuluş zaferi” diye niteliyorlar. Umarım, fırsat bu fırsat,  30 Ağustos’u iptal edip, 15 Temmuz’u “Zafer Bayramı” ilan etmezler.

İki hafta sonra nihayet toz duman hafiften dağılır gibi oldu ve bazı gerçekler su yüzüne çıkmaya başladı. Gerçi anlı şanlı birçok köşe yazarı “o gece neler oldu” konusunda hâlâ “kara delikler” olduğunu söylüyor ama yine de bazı verilerden bazı sonuçlar çıkabiliyor.

CEMAAT BİLDİRİSİNDE “KEMALİZM”

O günden bugüne, “darbe bildirisinin” ayrıntıları üzerinde pek fazla duran olmadığı için “kara deliklere” buradan başlamak istedim. 15 Temmuz gecesi TRT’den okunan darbe bildirisinde ilk göze çarpan şey, molla takkesinin üzerine Atatürk şapkasının geçirilmiş olmasıydı.  Zaten darbecilerin kendilerine verdikleri ad bile Atatürk’ten aşırılmıştı: “Yurtta Sulh Konseyi!”

Bildiride, önce Atatürk’ün “gençliğe hitabesinden esintiler var: “gaflet, delalet ve hatta hıyanet içerisinde olan...” ve “...bu ahval ve şerait altında...”

Daha sonra Milletvekili yemininden alıntılar geliyor: “vatanın bölünmez bütünlüğünü milletin  ve devletin bekasını devam ettirmek...”  “laik demokratik sosyal hukuk devleti ilkesi...”

Bildiriye ayrıca, AKP iktidarının iç ve dış politikadaki uygulamalarına tepki gösteren kesimlerin içlerini ferahlatacak anımsatmalar serpiştiriliyor: “kuvvetler ayrılığına dayalı laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır...”“Devletimiz uluslararası ortamda hakkettiği itibarını yitirmiş ve evrensel insan haklarının gözardı edildiği korkuya dayalı otokrasiyle yönetilen bir ülke haline getirilmiştir...” “...Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir...”

Alevilere ve Kürtlere hoş görünmeyi de unutmamışlar “...temel evrensel insan haklarını mezhep ve etnise ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak...”

Bu arada terör konusu da AKP’ye yıkılıyor, “Siyasi idarenin aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak...” deniliyor. Böylece, “barış sürecine” karşı olan çevrelere de bir parmak bal çalınıyor.

(Unutmadan, bildiride Türkçe’ye İngilizce’den girmiş “dizayn etmek” gibi sözcükler de var,  bunu anlamlandırmayı sizlere bırakıyorum.)

Bizler, cemaatin “kısa vadeli” amaçlarına ulaşmak için Atatürk maskesi takmaktan çekinmediğini iyi biliriz. Odatv davasında cemaatçi polisler,  sitenin bilgisayarlarına virüs yoluyla yükledikleri “Ulusal Medya 2010” ve “teRTEmiz” (RTE’nin büyük harf yazılması için yapılmış gülünç bir zorlama) başlıklı belgelerde de Atatürk şapkası giymişlerdi.  Cemaatin bu her kılığa girebilen “kıvraklığı”, bana Cevdet Kudret ve Ali Püsküllüoğlu ustaların Türkçe’ye kazandırdıkları halk deyişlerinden birini anımsatıyor:   

“Kahpenin kırk donu varmış, birini kendi giyer, otuz dokuzunu başkalarına giydirirmiş!”              

Peki, cemaatin darbecileri bu takıyyeyi neden yaptılar? İlk bakışta CHP’li, kemalist, ulusalcı, MHP’li muhalif kamuoyunu aldatma girişimi gibi görünüyor. Bunun başka bir nedenini de Erol Mütercimler anlattı; mealen “isyancılar, eğer Atatürkçü ve Kemalist subayları da yanlarına alabilselerdi, bir felaketle karşılaşabilirdik” dedi, isyanın önlenmesini Atatürkçü subayların sağduyusuna borçlu olduğumuzu öne sürdü (Ayşenur Aslan söyleşisi, Medya Mahallesi, 27 Temmuz 2016). Eğer bu önerme doğruysa, cemaatçilerin bildiri takıyyesini, orduda yanlarına alamadıkları diğer güçlere hitaben yazdıkları sonucuna da varabiliriz..

SİZ KİMİ KANDIRIYORSUNUZ?

Evet, dediğim gibi, o günden bugüne, bu bildirinin ayrıntıları üzerinde pek fazla duran olmamıştı. Ama bugünkü Hürriyet’te (29 Temmuz) birdenbire ilginç bir haberle karşılaşıyoruz: Başılk “İlham Kaynağı”, alt başlık “Darbeci Yaverin İlham Kaynağı Kenan Evren”.

Haber “Emniyetten alınan bilgiye göre” diye başlıyor. Muhabiri tenzih ederim ama, biz yıllanmış gazeteciler böyle bir girişi gördüğümüz anda haberin “servis edilmiş” olduğunu hemen anlarız.

Neymiş efendim? “15 Temmuz darbe girişimi gecesi TRT’de silah zoruyla okutulan darbe bildirisi, Cumhurbaşkanlığı Başyaver odasında hazırlanmış...” “Aramalarda Başyaver Yazıcı’nın bilgisayarı dahil 3 bilgisayarda darbe metni taslağına da ulaşılmış...”

Neymiş efendim? “Bilgisayar incelemelerinde 12 Eylül bildirisinin metni üzerinde yapılan çalışma taslağı, buradan yapılan alıntılar ve metnin bazı bölümlerinin ise altının çizildiği belirlenmiş...”

Muhabir haberini verdikten sonra işi biter. Peki haberi okuyan editör bunu hiç okumadan mı yayına sokar? 15 Temmuz bildirisinin ana hatlarını yukarıda alıntıladım, tamamı internette var. 12 Eylül bildirisinin tamamı da internette var. Bu haberi alan editörün, iki bildiriyi karşılaştırmakhiç mi aklına gelmez?  Madem 12 Eylül bildirisinden alıntılar yapılmış, bunların neler olduğunu yazmak, en azından benzerlikleri belirtmek gerekmez mi?

Evet, 12 Eylül günü TRT’den açıklanan “MGK’nun 1 Numaralı bildirisi” de Atatürk şapkası giymişti.Darbeciler ondan sonraki bütün faşist uygulamalarında da Atatürk şapkasının altına saklanmışlardı. Ama 12 Eylül bildirisinin daha en başında “irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler” hedef alınıyordu. (Erbakan’ın Konya mitingi, anarşi ve Kürtçülük hareketleri). 15 Temmuz bildirisinde “irtica” ile ilgili tek bir kelime, bir ima görebiliyor musunuz? “Ya da “diğer sapık ideolojilerle” ilgili?

Basının görevi, 15 Temmuz’u, 12 Eylül’e benzetmek için kendisine sızdırılan dezenformasyonu olduğu gibi yayınlamak değil, bunun arkasında ne olabileceğini araştırmaktır. Sözü bütün zamanlar için geçerli olan bir atasözüyle bitireyim: Güneş balçıkla sıvanmaz!

“Kara delikleri” kurcalamaya devam edeceğim. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)