• BIST 110.543
  • Altın 174,353
  • Dolar 4,0897
  • Euro 4,9883
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 24 °C

Taksim’e dikilen 187 bin lalenin gerçek hikayesi!

Ali Rıza ÖZKAN

İstanbul Büyükşehir Belediyesi gururla sunuyor: Taksim’e tam 187 bin lale! Ne lalesi, demeyin, dinleyelim: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 13. Lale Festivali kapsamında Taksim Meydanı’nı lalelerle donattı. Rengarenk laleler, tarihi meydanda görsel bir şölen yaşatıyor.”

Allah’tan haberi yazan, konunun “tarihi meydanda” geçtiğini ve bir “görsel şölen”den ibaret olduğunu vurgulamış! Haberi yazanın büyük ihtimalle gazeteci refleksi ile buluşturduğu sözcükler, aslında konuyu tam olarak anlatıyor.

Hem, meydanın tarihselliği ve hem de bir görsel şölenin varlığı konularında hemfikir olduğumuza göre, yazıyı burada bitirebilir miyiz? Hayır, durun! Asıl konu, bundan sonra başlıyor. Nasıl mı? Anlatayım, efendim.

Düşünün ki, daha doğrusu hatırlayın ki, daha önce yine bu “tarihi meydanı” birisi baştan sona betonla kaplatmıştı! Herhalde, tarihselliği en iyi betonla ifade edebileceğine kanaat getirmişti! Meydandaki tarihi ağaçları kaldırırken de, mekânın bir zaman mutlaka kel, çorak durduğu ihtimalini göz önüne almıştı!

ECDADIMIZIN TARİHİNDE KAPLAMACILAR KİMLERDİR?
İroni değil, eğer ülkede “ecdad”, “şanlı tarihimiz” gibi söylemleri en çok kullananlar eğer, ülkenizin vitrini bir meydanı betonla kapatıp, ağaçları ve yeşil alanı meydandan tamamen söküyorsa, burada durup düşünmek ve sorgulamak zorundasınız. Sivri akıllılık mı dersiniz, Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde gelenekselleştirdiği lale festivalini fırsat bilip göze girme çabası mı dersiniz; ne derseniz deyin, ama “kelebek konmuş” etkisinden başkaca bir anlam ifade etmeyecek lale saksılarıyla yapılan bu gösterişe “şölen” demeyin, lütfen!

lale-001.jpg

İBB’den yapılan açıklamaya göre, tam 125 çeşit 187 bin lale Taksim meydanına yerleştirilmiş. Teknik ifade ile, “Taksim Cumhuriyet Anıtı ve havuzlar arasına 72 adet 1,2x1,2 metrekare ölçülerinde kare saksı ile 54 adet 2,4x0,8 metrekare ölçülerinde dikdörtgen saksı konuldu. Diğer bir bölgeye ise, 8 adet 3,4x,3,4 m2 kare oturmalı saksı ile 1 adet 6x6 metrekare ölçülerinde üç katlı kare oturmalı saksı yerleştirildi.” Yani, toplam 135 saksı kullanılmış!

Düşünün, meydanı önce boşluksuz betonla kaplıyorsunuz, ardından betonun üstünde yine beton, plastik vs kullanarak kutucuklar oluşturuyor ve içine tekrar toprak doldurup, lale dikiyorsunuz! Çevresini da ahşap kalıyorsunuz. Ve de, buna medeniyet diyorsunuz!

Peki, medeniyet bu mu? Ecdadımızın medeniyet anlayışı bu mu? Ertuğrul Gazi böyle mi yapardı? Fatih’in babası 2. Murad’ın medeniyetinde kaplamacılık ne kadar yer tutar? Ya, Yıldırım Beyazıd, Timur, Şah İsmail, Satuk Buğra Han, Karamanoğlu Mehmet?

Ağacın üzerine yemin eden (et-Tin,95/1) bir Kitap’a iman edenlerin medeniyeti ile betoncuların medeniyeti birarada düşünülebilir mi?

Köksüzlüğün kaynağı kapitalizm!

Peki, ne oldu? Biz, nasıl bu hale geldik? Bizi bu denli köklerimizden, geçmişimizden, kültürümüzden, geleneğimizden, tarihimizden koparan şey nedir?

Tek kelime ile, söylemek gerekirse, bütün bu çarpıklığın sebebi kapitalizmdir. Doymak bilmeyen para, zenginlik, şöhret hırsıdır ki, size önce toprağı kaplatacak betonu satar, ardından, yine o betonun üzerine koyacağınız saksıları satar, ardından o saksıların içerisine koyacağınız toprağı satar ve en nihayetinde, o toprağa dikeceğiniz laleyi satar! O lalenin hibrid özelliğinden dolayı, size her sene yine, yeniden satıldığına girmiyorum bile!

Kapitalizmin özelliklerini en iyi anlayan ve anlatan kuramcı Karl Marks bilimsel sosyalizmin diğer kurucusu Friedrich Engels ile birlikte yazdıkları “Komünist Partisi Manifestosu”nda şöyle diyorlar: “Üretimin sürekli dönüşümü, bütün toplumsal durumların kesintisiz sarsıntısı, sonsuz güvensizlik ve hareket burjuva çağını bütün öncekilerden ayırıyor. Bütün sabit, paslanmış ilişkiler eskimiş tasavvur ve görüşlerden çözülüyor, yeni oluşanlar ise, daha yerleşmeden eskiyor. Sabit ve durağan ne varsa buharlaşıyor, kutsal olan ne varsa sıradanlaşıyor, -ve insanlar hayat tarzlarını, karşılıklı ilişkilerini endişeli gözlerle izlemek zorunda kalıyorlar.”

Karl Marx ve Friedrich Engels’in bu analizine göre, kapitalizm geçmişin, kültürün, tarihin, uygarlığın en büyük yıkıcısıdır. Onlar bu tezlerini sermayenin sürekli büyümek zorunluluğu ile açıkladılar. Kâr etmeyen, sürekli artı-değer üretmeyen, sermayesini büyütmeyen her işletme batar, kapitalizmin yasasıdır.

İşte, biz bu hale nasıl geldik, sorusunun cevabı da, kapitalizmin evimizden işyerimize, sokaklarımıza, beyinlerimize kadar sirayet etmesinde yatıyor. Bizi kültürümüzden koparan, toprakla ilişkimizi yok eden, tarihimizi unutturan; topyekûn uygarlığımızı barbarlaştıran ve tek bir şeye; paraya indirgeyen “şey” kapitalizmdir.

Kapitalizme karşı çıkmadan Müslüman olamazsınız, Türk olamazsınız, hatta insan olamazsınız!

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)