• BIST 97.314
  • Altın 145,314
  • Dolar 3,5633
  • Euro 3,9989
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 22 °C

Tarih böyle mi tartışılmalı?

Doğan YURDAKUL

Son günlerdeki Fatih Sultan Mehmet ile ilgili bir polemiğe “dışarıdan müdahil olarak” benim de söylemek istediklerim var.

Konu özetle şu: Profesör Celal Şengör’ün, Armağan Çağlayan’a verdiği röportaj, “dışkı” konusunda çok tartışma yaratmıştı. Ancak o röportajda söylediği başka bir sözün üzerinde pek durulmamıştı.

Şengör o röportajda Fatih Sultan Mehmet’in “Muhammed'in söylediklerine inanmıyorum” dediğini de öne sürmüştü. Bunun üzerine Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Prof Şengör’e “bu iddiaya ne kanıt gösteriyorsun?” diye sormuş, o da ona yanıt olarak yabancı bir yazarı referans vermişti: “Raby, J., 1982, A sultan of paradox: Oxford Art Journal, cilt. 5, S. 8. Raby, ifadenin bizzat II. Bayezid’in olduğunu söylüyor.”

Ahmet Hakan ise bu açıklamaya şöyle karşılık verdi: “Şengör’e cevap olarak sadece şunu söylemek isterim: Jeoloji biliminde durum nedir bilmiyorum ama tarih ilminde öyle şeyler vardır ki kaynak gösterilerek kanıtlanamaz, öyle şeyler vardır ki kaynak gösterilerek çürütülemez.” (Hürriyet, 15 Aralık 2015).

İKİNİZ DE HAKLISINIZ AMA...

Nasreddin Hoca gibi “ikiniz de haklısınız” demek isterdim ama, ne yazık ki ikisi de kocaman bir bütünün küçücük birer parçasına  takılınca, gerçeklik ortadan kayboluyor.

Sadece tarih biliminde değil, bütün bilim dallarında tek bir kaynak herhangi bir savı kanıtlamaya da, çürütmeye de yetmez. Bu açıdan Ahmet Hakan haklı sayılabilir. Ama, “ikiniz de haklısınız” dedik ya. Hipotez veya varsayım bile olsa Tarih de bütün bilim dalları gibi gerçeğe ulaşmak için her türlü kaynağa başvurabilir. Bu açıdan bakınca da Celal Şengör haklı görülebilir.

Öte yandan, Şengör’ün dayandığı kaynak da savını Fatih’in büyük oğlu II. Bayezid’e dayandırıyor. Bayezid’in babasının topraktaki üretim ilişkilerinde yaptığı bütün yeniliklere karşı çıktığı, büyük toprak sahipleri tarafından desteklendiği, iktidarını onlara borçlu olduğu kısmen kanıtlanmış güçlü bir savdır. Bayezid’in koyu bir şeriatçı olduğu, yükselme dönemi içinde bir duraklama dönemi yaratmış olduğu, hatta babasını zehirlettiği savları da bunlara eklenebilir. Bu bakımdan, Fatih’in İslam’a bakışı konusunda II. Bayezid’e dayanmak, öznel hatalar içeren bir  değerlendirmedir.

TARİH YAŞAYAN BİR BİLİM DALIDIR

Tarih, bize dayatıldığı (veya ezberletildiği) gibi ölü ve durağan bir bilim dalı değil, tam tersine yaşayan ve gelişen bir bilim dalıdır. Arkeolojik, antropolojik, jeolojik çalışmalarda hergün ortaya çıkan yeni bulgular, bize milyonlarca yılın tarihini bile yanlış veya eksik bildiğimizi gösteriyor, yanlışlar düzeltiliyor, eksikler tamamlanıyor.

Hadi o kadar uzağa gitmeyelim, biz acaba kendi yakın tarihimizi doğru dürüst biliyor muyuz? Daha birkaç gün önce Kanuni’nin mezarı bulunmadı mı?

Eğer her dönemde egemenlerin yazarları olan vakanüvislerin anlattığı “masalları” olduğu gibi kabul edecek ve tarih eğitimimizi de böyle sürdüreceksek “sıkıntı yok! –ya da çok!”

Oysa biz, tarihe başka açılardan bakan, “resmi tarihin” yanlış ve eksiklerini araştıran tarihçilerin elde ettikleri bulguları tartışmak zorundayız. Sayın Prof. Halil İnalcık’ın, Osmanlı’nın kuruluşu konusunda getirdiği yeni tezlerin yarattığı canlı tartışma gibi.

DOĞAN AVCIOĞLU ve FATİH’İN DEVRİMCİLİĞİ  

Bu tür araştırmacıların en önemlilerinden biri de Doğan Avcıoğlu’dur. Yazdığı beş ciltlik “Türklerin Tarihi” eseri bizim kendi tarihimizi öğrenmemiz açısından çok önemli bir kaynaktır. Ne yazık ki, üzerinde çalışmaya başladığı altıncı cildi (Osmanlı) tamamlayamadan öldü.

Ben, ondan kalan el yazmalarını derleyerek bu altıncı cildi yayınladım (Doğan Avcıoğlu, “Osmanlı’nın Düzeni” Kırmızı Kedi).

Bu çalışmada Avcıoğlu, Osmanlı’yı tarihsel maddeci bir açıdan inceler, üretim ilişkilerini ve özellikle toprak mülkiyetini ayrıntılarıyla irdeleyerek üretim tarzı hakkındaki bulgularını sergiler. Altı asırlık tarihte fetihlerden, iç isyanlara, saray entrikalarından, kardeş katline kadar aklınıza gelebilecek bütün olayları Osmanlı’nın sosyo-ekonomik yapısıyla açıklar. Türklerin Tarihi’nin ilk beş cildinde olduğu gibi, Osmanlı araştırmasında da Doğulu ve Batılı çok sayıda bilim adamının yapıtlarına başvurur.

Bu çalışmasında Avcıoğlu, Fatih’in gerek Avrupa’da, gerekse Anadolu’da yaptığı toprak düzenlemelerini devrimci atılımlar olarak görür: “Fatih’in son yıllarında 20 binden fazla köy ve mezra yeniden düzenlenmiş ve tımarlı sipahilere dağıtılmıştır. Birleştirilen vakıf ve mülklerden de ‘devami’ denilen gelir hisseleri için eşkinci istenmiştir. Bunu Nişancı Karamani Mehmet Paşa (1476-81) uygulamıştır. Amaç tımarlı sipahi sayısını artırmak ve hazine için padişah hasları bulmak idi.”

CEM SULTAN OLAYI

Fatih Sultan Mehmet’in iki şehzadesinden Beyazıt’ın tahta çıkması, Cem Sultan’ın ülkeyi terkedip daha sonra zehirlenerek öldürülmesiyle sonuçlanan kavgayı Doğan Avcıoğlu, Fatih döneminde başlatılan “toprak reformunun” yarattığı hoşnutsuzluktan kaynaklanan bir kavga olarak değerlendirir. Bayezid o “reformlara” karşı olan arazi sahipleri ve onlara bağlı yeniçeriler tarafından desteklenir. Cem ise babasının reformlarını sürdürmek yanlısıdır. Fatih’in timar sistemindeki yeniliklerini uygulayan Sadrazam Nişancı Karamani Cem’e gizlice “gel” mesajı gönderir. Yeniçeriler ayaklanarak Karamani’yi öldürür. Cem kaçmak zorunda kalır.

Bayezid padişah olunca ilk işi emlak ve evkaf sahiplerine el konulan mal ve topraklarını geri vermek olur. Avcıoğlu olayla ilgili olarak, Halil İnalcık’tan şu alıntıyı yapar: “Böylece Fatih’in hastalığının arttığı 1479’dan itibaren taht için gizli mücadele memlekette büyük bir içtimai hareketle ihtilat etmiş oluyordu…” (H. İnalcık, İslam Ansiklopedisi, 7. Cilt, II. Mehmet maddesi.)

FATİH VE İSLAM

Fatih’in Türklüğe ve İslam’a bakışı kendinden öncekilerden de, sonrakilerden de farklıdır. Avcıoğlu şu saptamayı yapar: “Fatih doğan ilk oğluna büyük dedesi Yıldırım Beyazid’in, ikinci oğluna İran geleneğinden Cem’in adını, torununa da Oğuz Han’ın adını vermişti. Denilebilir ki, Fatih’in kişiliğinde Türk, İran, İslam ve Roma hükümdarlık geleneklerini bir araya getiren ‘Osmanlı Padişahı’ doğmuştur.”

Avcıoğlu’ndan okumaya devam edelim: “İstanbul’un fethinden sonra şehre Anadolu ve Rumeli’den birçok aile getirilip yerleştirilir. Denilebilir ki, istanbul’un bugünkü sosyolojik yapısının temeli Fatih zamanında atılmıştır. Dinsel açıdan bakarsanız, kent,  Yahudiler için “gettosuz ve pogromsuz bir yeryüzü cenneti” olmuştur. Şehri şenlendirmek için Rumlara geri dönüş izni verilmiştir. Kir Luka, Lukas Notaras gibi Fatih’in şarap satın aldığı Rumlar yüksek devlet görevlerine getirilir. Yanında Floransalı, Cenevizli, Ragusalı danışmanlar vardır. Fatih, Galata’da Floransalılara şenlik yaptırır ve zengin Carlo Martinelli’nin evinde yiyip, içip eğlenir...”

Hadi bir ekleme de ben yapayım: Resmin yasak olduğu, Kur’an okunurken duvarlardaki resimlerin ters çevrildiği bir toplumda, Venedikli Gentile Bellini’ye kendi portresini yaptırır.

Sonuç olarak, tarihsel kişileri ve olayları bir kişisel çekişme aracı gibi değil, tarihe katkıda bulunmak için tartışmak daha doğru olur.

Tarihsel romanlar, filmler ve diziler, tarihsel olaylar konusundaki tartışmalar, kendi tarihini bile bilmeyen bir toplum için çok yararlıdır. Okullarda öğretilen didaktik tarihe karşı bir ilgi uyandırır. Yeter ki bu konularda daha ciddi olalım.

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)