• BIST 89.848
  • Altın 145,269
  • Dolar 3,6231
  • Euro 3,9157
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 22 °C

Tayyip giderse ne olur?

Ender HELVACIOĞLU

Geçtiğimiz hafta Erdoğan 22. kez muhtarlara seslenirken ilginç bir cümle sarf etti: “Tayyip Erdoğan gitsin demek, bizim tüm siyasetimizi, tüm çalışmalarımızı, üzerine bina ettiğimiz milletimizin, bayrağımızın, vatanımızın, devletimizin tek olması anlayışı yıkılsın demektir.”

Yani kısacası ben gidersem devlet yıkılır” demek istedi Erdoğan; herkes de böyle özetledi bu cümleyi.

Şimdi bu, bir köy kahvesi sohbetinde edilecek türden önü arkası düşünülmeden söylenmiş sıradan bir laf mıdır? Olabilir, Erdoğan’ın en olmadık yerlerde böyle kahvehane ağzıyla konuşabildiği herkesin malumu.

Ama bu seferki biraz farklı gibi.

Peki, narsisistik kişilik bozukluğundan mustarip bir kişinin sayıklamaları mı bu sözler? Konunun böyle bir psikiyatrik boyutu olabilir. Uzmanlar bu tür kişilik bozukluklarının semptomlarını sayarken en başa şunu yerleştiriyorlar:

“Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşıma, başarılarını ve yeteneklerini abartma, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi bekleme.” (DSM-IV: Tanı Ölçütleri Başvuru Kitabı, Çev: E. Köroğlu, Amerikan Psikiyatri Birliği, Washington D.C., 1994.)

Cuk oturuyor! Ama neden başka bir noktada değil de bu noktada çıktı söz konusu kişilik bozukluğu? O halde biz psikiyatrik boyutu uzmanlara bırakıp siyasi boyut üzerine düşünelim.

Birincisi, bu sözler, öyle iktidarı sağlam, kendinden emin bir kişinin edeceği laflar değil. “Ben gidersem…” diyor. Demek ki böyle bir tehlike hissediyor. Ayrıca “hodri meydan” demiyor; oldukça geri bir mevzide savunmaya çekiliyor. “Devlet” o kadar geri bir mevzi ki, ötesi yok!

Köşeye sıkıştırılmış, fazla çaresi kalmamış bir kişinin “yakarışları” gibidir bu sözler: “Yapmayın, etmeyin; bakın ben gidersem devlet yıkılır”…

İkincisi, Tayyip “birilerini” ikna etmeye çalışıyor. Bunlar herhalde her dediğini alkışlayan yandaş muhtarlar değil! Kendisini uçuruma doğru sürükleyen güçleri, “hâlâ seçeneksiz olduğuna”, durumu toparlayacak başka bir kimsenin bulunmadığına ikna etmeye çabalıyor.

Kimdir bu -Tayyip’i fena halde telaşlandıran- birileri”? Şu anda halk hareketinin böyle bir gücü yok. Bunlar, Tayyip’i götürebilecek bir güce sahip ama devletin bekasını da korumak isteyen birileri olsa gerek. Erdoğan onları “üzerinde titredikleri” bir noktayı öne sürerek durdurmaya çalışıyor. Bir tehdit, ama “zavallı” bir tehdit… Daha doğrusu bir “son koz”.

Üçüncüsü, demek ki güçlü bir karşıt tez var. Tayyip’in önermesinin iki yanını (Tayyip ve devlet) bütünlüklü olarak ele aldığımızda bu karşıt tez ancak şu olabilir: “Tayyip gitmezse devlet tehlikede”. Öyle gözüküyor ki, Erdoğan bu tez ile tartışıyor; yoksa böyle bir laf edilmez.

“Tayyip giderse devlet yıkılır” tezi ile “Tayyip gitmezse devlet yıkılır” tezinin bugün keskin biçimde çatıştığını sanırım saptamak gerek. Halkın denklem içinde bulunmadığı, devlet ve büyük burjuvazi katlarında yaşanan bir tartışmadır bu. Tabii, devletimizin ve burjuvazimizin işbirliği içinde bulunduğu emperyalist odaklar tarafından yönlendirilen bir tartışma.

Bu tür tartışmalar, biz solcuların yaptığı gibi masa başında, çay bahçesinde veya üniversite kantininde yapılmaz. Tartışmanın, Nusaybin’de, Yüksekova’da, Güvenpark’ta, İstiklal Caddesi’nde, Kuzey Suriye’de -kendi yöntemleriyle- yapıldığı anlaşılıyor.

İki taraf da tezini arazide kanıtlamaya çalışıyor. Bu süreçte can verenler ise, olsa olsa “tartışma zayiatı” olarak nitelendirilirler ancak.

***

Tam da bu yazıyla uğraşırken, Erdoğan’ın İstiklal’deki canlı bomba olayından sonra yaptığı konuşmanın haberini okudum. Bakın ne demiş Erdoğan:

“İsmi farklı ama yöntemi, amacı, hedefi aynı olan terör örgütleri bu planın taşeronluğunu yapmaktadır. Bu ölümlerin, bu yıkımların gerisinde şu anki küresel ve bölgesel yeniden yapılanma sürecinde Türkiye’yi adeta köşeye sıkıştırma amacı olduğu öylesine açık ki uzun uzun anlatmaya ihtiyaç duymuyorum.”

Bu paragraftaki “Türkiye’yi” sözcüğünü çıkarın, yerine “Tayyip’i” sözcüğünü koyun. Gerçek durum o zaman anlaşılır.

Tartışmayı 7 Haziran sonrasında Erdoğan’ın kendisi başlattı. Başlatmak zorundaydı, başka çaresi yoktu. Sondan bir önceki kozunu oynadı: “400 vekil vermezseniz olacağı budur”. Ama olmadı. Karşı taraf (parlamentodaki muhalefeti kastetmediğim anlaşılmıştır) Tayyip’in restini gördü!

Tayyip’in bizzat başlattığı süreç bir bumerang gibi gelip kendisini vurdu, vuruyor. Büyük olasılıkla oynadığı son koz da aynı sonucu verecek.

***

Türkiye’nin emekçi halkı, Tayyip’in gelişiyle çok uğraştı; kalışıyla daha da fazla uğraştı. Şimdi bir de gidişiyle uğraşacağız.

Tayyip böyle giderse ne olur? Geldiğinde ne olduysa o olur!

Bu geliş-gidişlere kendi adımıza müdahale edemediğimiz sürece “tartışma zayiatı” olmaktan kurtulamayız.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.