• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 16 °C

TEOG bahane, oyun şahane (2)

TEOG bahane, oyun şahane (2)
İnsanlık tarihi, demokrasiyi değil diktatörlüğü topluma dayatanların hazin sonlarıyla dolu olduğunu unutmayalım ve umudu büyütelim.

Cemal Çağlı

Bir önceki yazımı bitirirken şöyle demiştim: “Bir sonraki yazıda "TEOG ne kazandırıyor bize? Sadece stres, stres, stres... Masraf, masraf, masraf..." saptamasının gerçeği yansıtmadığını, duyguları yönlendirme ve zihin karışıklığı yaratma amaçlı olduğu üzerinde durmak istiyorum.”

Görelim bakalım stresin, kaygının, korkunun, masrafın, yoksulluğun, haksızlığın merkezinde kim varmış!

Gerçekler bir yere kadar gizlenebilir, yalan bir yere kadar yönetme aracı olarak kullanılabilir.

İktidara geldikleri günden başlayarak her dört yılda bir sistem değişikliğine giderek çocuklarımız siyasi iktidar tarafından kobay gibi kullanıldı. Adım başı İmam Hatip okulları açarak ya da var olan okulları İmam Hatip okullarına dönüştürerek Sünni İslam inancı tüm topluma dayatıldı, eğitim sisteminin sağlam bir yeri kalmadı, delik deşik edildi. Bu da yetmedi, var olan Anayasa'nın laiklik ilkesine ters ve bir insan hakkı ihlali olmasına rağmen çocuklarımızın önüne zorunlu din dersi konularak anayasa suçu işlendi. Çünkü hiç kimseye bir din, bir mezhep, bir inanç dayatılamaz. Bu dayatma ancak ve ancak dikta rejimlerinde geçerlidir. Zorunlu din dersi, bu ülkenin en az üçte birini oluşturan Alevilere yönelik zorla Sünnileştirme politikasıdır. Cumhuriyet rejiminin 1925’ten sonra temel ilke haline getirdiği “Türkleştirme ve Sünnileştirme” politikasının vardığı son noktadır bu dayatma.

Eğitim hakkı en temel insan hakkıdır.

Devletin asli görevi olan eşit, parasız, laik eğitimi ortadan kaldırılarak cumhuriyet tarihinin en kapsamlı eğitim özelleştirmesi gerçekleştirilerek aileler paralı(özel demiyor çünkü gerçek anlamda özel okulun olmadığını düşünüyorum) okulların sömürü çarkına teslim edildi. Her yerde mantar gibi özel okulların açılması her yönüyle teşvik edilerek devletin "sosyal" yanı neredeyse sıfırlandı. En acı yanı ise, bu özel(paralı) okulların çoğunun bahçesi dahi yok, bahçesi olsa bile içinde ağacı, yeşili yok. Betonlar arasına sıkıştırılmış ruhsuz, kimliksiz paralı okullar…

Oyun içinde oyun, yalan üstüne yalan, şaibe üstüne şaibe

Güya dershaneleri kapatarak çocuklarımızın hafta sonlarını kendilerine ayırmasını sağlayacak yalanını yayarak neredeyse tüm okullar dershanelere dönüştürüldü. Artık ikinci 4 yılda çocuklarımız cumartesi, hatta bazıları pazar günleri bile okula bu iktidar döneminde gider oldu. 

Yetmedi AKP iktidarı döneminde neredeyse şaibeli olmayan hiçbir merkezi sınav hayata geçmedi. Sorular çalındı, cevaplar belli cemaatlerin dershanesine giden öğrencilere verildi. Üniversiteye giden gençlere devletin sunması gereken yurt hizmetini göstermelik kılarak; gençleri dinci, cinsiyetçi , tacizci yurtlara teslim edip aileleri maddi ve manevi bir yıkımla karşı karşıya bıraktılar. Artık köşe başlarında mantar gibi, gücünü iktidardan alan özel yurtlar açılmaya başlandı; tıpkı paralı okullar gibi betona teslim olmuş sağlıksız binalarda.

Eğitimin özelleştirilmesine hız verildi.

İlk -orta-lise düzeyinde yapılan özelleştirmeler yüksek öğrenime de uygulanarak olmadık yerlere özel üniversiteler dikilerek, bin bir zorlukla geçinen emekçilerin çocukları bu özel üniversitelere teslim edildi.

Üniversitelere saldırı ve kıyımlar hat safhada

12 Mart ve 12 Eylül diktatörlüklerinde bile yapılmayan boyutta akademisyenler ve eğitimciler KHK'lar eliyle ihraç edildi ve bu sayede kamuya ait üniversite yönetimleri Türk -İslam sentezinden gelen kadrolarla doldurularak akademik özgürlük ve bilimsel özerklik tamamen yok edildi.

Daha da ileri giderek kendi koydukları yasaları da çiğneyerek, gençler için ayrı bir stres ve maddi kayıp anlamına gelen KPSS sonuçlarına göre öğretmen yerleştirmeyi kaldırıp sözlü mülakatlarla laik, demokratik, bilimsel eğitimden yana olan öğretmenleri devre dışı bıraktılar ve bırakmaya devam ediyorlar. Bundan daha büyük stres ve maddi kayıp olabilir mi?

Kentsel dönüşüm değil rantsal bölüşüm

Kentsel dönüşüm adı altında şehirlerin tarihi dokusunu, yeşil alanları ranta kurban ettiler ve şehirleri yaşanmaz duruma soktular ve bu sayede çocuklarımızı betonlar arasına hapsederek onların ruhsal yapılarını bozdular. Bundan daha büyük stres olur mu?

Herhangi bir deprem anında insanların toplanacağı toplanma alanları bu betonlaşmanın sonucunda neredeyse tümüyle yok oldu. Söyler misiniz, bundan daha büyük stres, korku ve yıkım olabilir mi?

Kentsel dönüşümle emekçilerin evlerine , arsalarına el konuldu, yaratılan rantın soncunda konut ve kiraların fiyatının iki -üç katına çıkmasına neden olundu. Bundan daha büyük ekonomik yıkım olabilir mi?

Daha sayalım mı?

Ülkenin Güneydoğusunda bir çok şehir, kasaba yerle bir edildi, milyonlarca insan göçe zorlandı, okulların çoğu çatışmalarda yıkıldı, zarar gördü. Bunun sonucu olarak, batıda eğitim başlamışken o bölgede binlerce öğrenci okulsuz ve öğretmensiz yaşama tutunmaya çalışıyor. Bu toplumsal alt -üst oluşun yarattığı stresten daha büyük stres, bu ekonomik yıkımdan daha büyük bir yıkım olabilir mi?

Hangi birini sayalım. Hele 20 Temmuz 2016'dan itibaren

bu topluma yaşatılanları düşündüğümüzde bırakalım “stres, stres, stres... Masraf, masraf, masraf..." ı; çocuğundan gencine, yetişkininden yaşlısına, işçisinden memuruna, akademisyeninden öğretmenine, öğrencisinden velisine, ölüsünden dirisine yapılan haksızlıklar, zalimlikler, iftiralar, siyasi infazlar, toptan terörist ve hain ilan etmeler kan kusturdu iktidarı desteklemeyenlere, biat etmeyenlere, direnenlere…

Millet iradesine darbe vuruldu.

7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidarı kaybedince, yeniden iktidar olabilmek için türlü oyunlara başvurdular; 20 Temmuz Suruç ve 10 Ekim Ankara katliamıyla, şiddet ve terörden beslenerek toplumu teslim alma yolunu seçtiler. 

1 Kasım 2015 seçimlerinde “Biz iktidar olursak terör, şiddet biter, ölümler durur” diyerek iktidar oldular ama verdikleri hiçbir sözü yerine getirmediler. Bırakalım asker, polis ölümlerinin durmasını, her gün teröre kurban gidenlerin cenazeleri artarak devam etti; çocuklar yetim ve öksüz, eşler dul kaldı.

Yargı teslim alındı meclis işlevsiz kılındı

Topluma adalet ve özgürlük getireceklerini söylediler, yargıyı teslim aldılar, meclisi işlevsiz kıldılar; hakkını arayanları, adalet isteyenleri, halkın seçtiği milletvekillerini, belediye başkanlarını zindanlara tıktılar; iktidarları döneminde hapishanelerin sayısını iki katına çıkardılar. Bundan daha büyük yıkım ne olabilir ki?

İntiharlar, iş ve kadın cinayetleri, hız kesmeden devam ediyor.

Sadece son bir yılda işinden atıldığı için intihar edenlerin sayısı 52. Tutuklu çocukların sayısı %26 artmış.500 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde kalıyor, 2 bin 671 çocuk hükümlü ve tutuklu var, sokaklar dilenen çocuklarla dolmuş; çocuk emeğinin sömürülmesi tavan yapmış, iş cinayetlerinde rekorlar kırılmış. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği(İSİG) Meclisi’nin raporuna göre sadece eylül ayında en az 147, yılın ilk dokuz ayında ise toplam 1485 işçi iş kazasında hayatını yitirmiş. Kadına yönelik şiddet ve öldürme olayları alıp başını gitmiş, neredeyse her gün birkaç kadın cinayetine tanık oluyor bu ülke.

Sahi hangi birini sayalım?

Saymaya devam etsek onlarca sayfa yetmez. En iyisi nokta koyalım ve son olarak şunu söyleyelim:

Bütün bunları yaşatanlar sanki başkalarıymış gibi davranıp, yüzleri kızarmadan toplumun yararını düşünüyorlarmış gibi yapıp, eğitim sistemini baştan sona ırkçı, gerici, cihatçı, cinsiyetçi kılma oyunu sonsuza kadar süremez. Toplumun duygularını yönlendirmeye yönelik gerçeği yansıtmayan demeçler toplumun vicdanında kabul göremez.

Eninde sonunda bilimsel, laik, demokratik, eşit ve parasız eğitimden yana olanlar bu karanlık tünelden çıkmasını başaracaklardır. İnsanlık tarihi, demokrasiyi değil diktatörlüğü topluma dayatanların hazin sonlarıyla dolu olduğunu unutmayalım ve umudu büyütelim.

Gün gelir yırtılır yalanın perdesi, yıkılır korkunun duvarları, dağılır kara bulutlar ve güneş yeniden aydınlatır tüm ülkeyi.

Yazının ilk bölümüne ulaşmak için tıklayınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
  • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
  • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
  • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
  • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
  • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)