• BIST 107.822
  • Altın 151,398
  • Dolar 3,6678
  • Euro 4,3216
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 25 °C

'Toplumsal ahlakımız toplumsal şirretliğe dönüştü'

'Toplumsal ahlakımız toplumsal şirretliğe dönüştü'
Sitiv Mekkuin: “Sitiv Mekkuin İsmi de benim umuda tutunduğum ufak bir düş, kurgu bir karakter sadece”

Çağdaş Gökbel/ABC Gazetesi
Türkiye’deki siyasi ortamında etkisi ile insanlar sosyal hesaplar açarken kimliklerini gizlemeyi bir ihtiyaç olarak görüyor artık. Sansürden, baskıdan, kovuşturmadan ve bazen de dilediğini yazabilme özgürlüğünü elde etmenin bir aracı olabiliyor bu hesaplar. Sitiv Mekkuin o hesaplardan yalnızca birisi.

Adını Amerikalı oyuncu Steve McQeen’ den alan ve twitter da gizli bir hesabının olmasının rahatlatıcı bir etkisi olmadığını düşünen Mekkuin tam tersine böyle bir hesabı yönetiyor olmanın stresli bir iş olduğunu vurguladı.

Böyle bir twitter hesabı açmaya ne zaman karar verdiniz ve kullanmış olduğunuz ‘Stiv Mekkuin’ adı ne anlama geliyor?
Twitter hesabı açmaya elbette ben de her normal dünya insanı gibi popüler kültürün akıntısına kapılarak karar verdim. Lakin malum işler hiç tahmin edildiği gibi gitmedi. Gezi sürecinde sürekli sokakta olan biri olarak bir baktım çok değişik işler yapmaya ve başarmaya başlamışım. O dönem  sokaktan ayrılmayan biri haline dönüşünce bunu sokak muhabirliğine ister istemez dönüştürdüm. Sonrasında elbette örgütsüz yılgınlığın ve öfkenin getirdiği ucu sivrilmiş politik mizah falan derken bu mecranın peşine takılıp gider olduk. Stiv Mekkuin adına gelince öncelikle kendisinin hayranıyım. "Papillon" filmindeki özgürlüğe olan bitmek tükenmek bilmeyen inancı ve "The Great Escape" filminde toplama kampından kaçan 50 müttefik subayının hikayesi beni derinden etkilemiştir. Faşizmin tam kalbinden bir tutam özgürlük uğruna zekalarıyla koca bir aptal ordusunu alt edip kaçan bu insanlar umudun tükendiğini düşündüğümüz şu günlerde çok pırıltılı bir etki bırakmıştır bende.

282d8ab900000578-3062535-image-a-34_1430488313359-002.jpg“ANADOLU İNSANI UMUDUNUN PAS TUTMASINA İZİN VERMEDİ”

Stalingrad önlerinde Nazi katilleriyle ev ev, oda oda savaşan kahramanlar içlerindeki pırıltıyı bir an olsun söndürselerdi faşizmin alnının çatısına Kızıl bayrağı Berlin’de dikebilirler miydi hiç? Polatlı’dan Yunan toplarının sesi duyulurken, yani düşman savaş makinesiyle kapıdan içeri adımını atmışken Anadolu insanı umudunun pas tutmasına izin verseydi uzun dişli İngiliz pılısını pırtısını toplayıp arkasına bile bakmadan İstanbul’dan kaçar mıydı hiç? Kısa kesecek olursam Nazım’ın dediği gibi “Umut insanda..” Sitiv Mekkuin ismi de benim umuda tutunduğum ufak bir düş, kurgu bir karakter sadece.

Twitter’da aynı çizgide olmanıza karşın eleştirdiğiniz ya da twitlerini yanlış bulduğunuz fenomen hesaplar var mı? Takipçi sayısındaki artışın bu hesaplardaki egoist refleksi yükselttiğini düşünüyor musunuz?
Var. Onlarca. Bu soru aslında koca bir araştırma konusu olabilir bence. Yanlış bulduklarım var, doğru bulduklarım var, sevdiklerim, sevmediklerim var elbet. Herkesin vardır. Asıl problem insanların bu mecraya sıkışıp burada bir yaşam formuna dönüşmeleri. Dışarının ufak bir örneklemi aslında burası. Sokakta da silik, karaktersiz adamlar var. Onlara da değer verince, biraz pohpohlayınca, 2 çay söyleyince falan kabarıyorlar. Burada da bu değer, pohpoh, çay falan takipçi sayısı oluyor. İnsan karakteriyle alakalı bişey bu. Bunun önüne geçemezsiniz. Bir insana birikiminden, karakterinden, yapısından fazla anlam yükleme gibi bir hastalığımız var ve bunu aşamıyoruz. Bu mecrada çok sık oluyor bu.

ouorptzz.jpg

“TOPLUMSAL AHLAKIMIZ SON 13 YILDA TOPLUMSAL ŞİRRETLİĞE DÖNÜŞTÜ”

Gereksiz ve silik düşüncelere bir anda eleştiriyle ve büyük bir gürültüyle yaklaşıyoruz. Ben dahil yapıyoruz bunu ve hayatta hiç bir yere gelememiş, hiç bir şey olamamış ve olamayacak insanlara bir anda önem yüklüyoruz. Bu karakterler ego ile yüklenince gündem yaratabiliyorlar. Örneğini hergün görüyoruz işte. Bir ölüme, tecavüze, acıya sevinen bundan şaka çıkartan tipler var.Toplumsal ahlakımız son 13 yılda toplumsal şirretliğe dönüştü ve bu şirretlik sosyal medyada sıklıkla ırksal ve dinsel kaygılar güden güruhlar tarafından yapılıyor. Ekranda gördüğü sayı arttıkça egosu yükselen ama evde oturduğu çekyatta annesinin ağzına mandalina soyup vermesi değişmeyen tipleri ciddiye alır olduk. Almasak daha iyi olurdu ama aldık.Hatalıyız.

Türkiye’deki siyasi ortamı göz önüne aldığınızda kimliğinizi gizleyerek politik mesajlar vermenin rahatlatıcı bir unsur olduğunu söyleyebilir misiniz?
Rahatlatıcı mı? Aksine şu sıralar daha stresli bir iş. Genel olarak bakılınca utanılacak bir durum. İnsanlar çevrelerinden, işlerinden, hayatlarından çekindiklerinden kendilerini gizleme ihtiyacı duyuyorlar. Böyle birşey olabilir mi hiç? Düşüncelerini söylemek, hayata dair yorumda bulunmak için bir karaktere bürünüyorlar. Neden? 13 yaşındaki bir çocuk bu ülkede devlet büyüklerine hakaretten içeri alınıyor. Başka bir 13 yaşındaki çocuk sokak ortasında öldürülüp katilleri yargılanmasın diye bin dereden su getiriliyor. Sokaklarda yargısız infazlar yapılıyor, akademisyenler hedef gösterilip işlerinden atılıyorlar, facebook paylaşımı yüzünden doktorlar işten atılıyor, işçiler sokaklarda tekmeleniyorlar.

“BU SARMAL BİZİ ŞİMDİLİK MASKELER ALTINDA DURMAYA ZORLUYOR”

Kürsüden siyasilerin dilleri, köşelerden yalakaların kalemleri sniper gibi hedef alıp hayat karartıyorlar. Böyle bir ülkede kimliğini gizleyerek politik mesaj vermek rahatlatıcı olamaz ancak kahramanlık olur benim nezdimde. Mesaj vermenin, fikrini söylemenin elbette rahatlatıcı bir durumu var lakin elbette bu siyasi mastürbasyon şovuna dönmemeli. Yeni bir kanal açamıyorsanız, örgütlenemiyorsanız, birlik sağlayamıyorsanız şahsi fikirleriniz sadece sanal boşlukta bir müddet durup kaybolan rahatlama patlamalarına dönüyor hepsi bu. Politik mesajlar vermenin apaçık yapılacağı, insanların fikirlerini hür bir şekilde söyleyebileceği bir ülkeye elbet kavuşacağız. Lakin bunu kendi kabuğumuzdan, kendi cephemizden, kendi maskemizin ardından tek başımıza yaparak başaramayız. Biz olana sahip çıkmalı, elle tutulur kanlı canlı insanlar olduğumuzun farkına varmalı ve tek tabancaları birleştirmeliyiz. Hayatımızın her alanına sirayet etmiş politikayı ve politik görüşlerimizi sadece bu şekilde bir gün özgürce dillendirebiliriz. Bu sarmal bizi şimdilik maskeler altında durmaya zorluyor. Eğer böyle devam edersek üzerimize toprak atılacağı gün geldiğinden en fazla afilli bir söz söyleyebileceğiz o kadar.

Twitter’da şu sıralar gizli hesapları ifşa etme kavgası yaşanıyor. Bazen de sıradan kullanıcıların anlayamadığı sertlikte tartışma ve olaylar vuku buluyor. Siz sosyal medyada yaşanan bu çekişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
İfşa bana göre burada 3 türlü yapılıyor. Birincisi; siyasi intikam duygusuyla yapılan akla mantığa uymayan ifşalar var. Bu tavrı ergence bir tavır olarak değerlendiriyorum. Siyaseten söyleyecek sözü olmayan, aklı biten, kalakalan insanların son sığınağı bu sanırım. Goygoycu kitlesini bulduğunda ise iğrençliğe evrilen bir durum. “Al işte seni buldum.Siyaseten sözlerinin üstüne söyleyecek sözüm yok elimden gelen tek şey bu. Haydi mahalle kavgasına” tadında ilerliyor genelde.

İkincisi insanlıktan nasibini alamamış tecavüzcülerin, katil övenlerin, insan acısıyla alay edenlerin ifşası. Şahsen buna karşı değilim. Bu insanların savunulacak hiç bir yanı olduğunu düşünmüyorum.

Üçünü olarak kadın ifşaları var. O kadar çok iğrençlik ve çocukluk dönüyor ki inanın umrumda olmuyor artık. Her yaş grubundan, her zeka seviyesinden  insanın girebildiği bir sitede hiç ummadığınız insanlar sizi ters köşe yapabiliyor. O yüzden ifşa, ikinci söylediğim durum var ise bence normaldir. Geri kalan durumlarda yapacak birşey ne yazık ki yok. Böyle zekasız insanları hele hele bu ortamda hiç bir şekilde ikna edemezsiniz.

Sosyal medyadaki çekişmelere gelecek olursak politik ve kafa açıcı olduğu sürece takip ediyorum. Söyleyecek sözü olan adamların tartışmaları güzel oluyor. Malum tartışma programları ele geçirildiği için sosyal medya tartışmaları çok daha ufuk açıcı oluyor ve özlenmiş bir tadı hatırlatıyor. Çekişme iyidir ufuk açar. Tabii ikili çekişmeler, uzayan saçmalıklar haricindeki çekişmelerden bahsediyorum. Onların da elbet elinde çekirdek bekleyen bir alıcıları var.

Son olarak takipçilerinize ve ABC okurlarına nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

140 karaktere sığdırmaya çalıştığımız hayatlarımızda bana ağız dolusu konuşma fırsatı verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim.

Kocaman kanlı bir piyesin ortasında yaşadığımız şu dönemde birilerine mesaj vermek inanın çok zor. Kanlı bir zamandan geçiyoruz ve tırnaklarımızı bulunduğumuz yere çok daha fazla inançla saplamamız gerekiyor. Altımızdaki her bir değer, her bir kazanım gün gün çekilip alınırken sol mememizin altındaki cevahiri karartmamamız, her sabah uyandığımızda yeniden parlatmamız gerekiyor. Geçtiğimiz devir kanlı. Geçtiğimiz devirde çocuk kanı, kadın kanı, işçi kanı var. Kendinize kağıttan kaplanlar yarattığınız, beyninizde kahramanlar konumlandırdığınız bu siteden lütfen çıkın. Sokağa çıkın, insanlarla temas edin, çay için, rakı için ve sanal dünyayı değil gerçek hayatı örgütleyin. Örgütlenin ki karanlık sokaklarda öldürülen çocuklarımızın katillerine hesap soralım, örgütlenin ki kafasına göre kadına tecavüz edip öldüren manyakların yüceltildiği bu leş düzeni yıkalım.

Heşteglere katliam, ölüm, acı, mapus, keder,dert, tasa yazmaktan sıkılmadınız mı? Sıkılmadınız mı 140 karaktere çocuk ismi yazmaktan? Sokağa çıktığınızda, bir parkı zaptettiğinizde, bir şehri bir ülkeyi özgürleştirdiğinizde kafanızın üzerinde takipçi sayınız yazmayacak. Yanınızda sadece omuz omuza durduğunuz kanlı canlı insanlar ve onların gözlerindeki pırıltı olacak. 6 yaşındaki kıza nikah düşürmeye çalışanlar, yerde madenci tekmeleyenler, annesinin açık bacağına hallenenlerin sanal dünya üzerinde umrunda bile değilsiniz. Bu iğrençlikler sokakta gerçek, sizin temiz kalbiniz ise sokağa inmediği sürece sanal ve geçersiz. Lütfen insanlara temas edin, insanlarla tanışın, örgütlenin, kuvvetlenin. Aksi durumda keklik gibi avlanıp biteceğiz.

Çocuklara sözümüz var. Çocuklara. Yaşayan ve yaşamayan çocuklara. Umudunuzu kaybetmeyin ne olur. Bitirirken Nazım’ı tekrar anmakta fayda var.

“...

Ve güneş doğarken hiç umut yok mu?

Umut, umut, umut... Umur insanda.”

Son bir not, bu sorulara yanıt verdiğim sırada Erdem Gül ve Can Dündar serbest bırakıldılar. Aynı gün İMC TV’nin yayını durduruldu. “Özgür basın susturulamaz” diye twit atmayın. Slogan atın. Lütfen..

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)